79

٧٩

فَتَوَلّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحينَ

(79) fe tevella anhüm va kale ya kavmi le kad eblağtüküm risalete rabbi ve nesahtü leküm ve lakil la tühibbunen nasihiyn
yüz çevirip onlardan dedi ki ey kavmim gerçekten ben size tebliğ ettim Rabbimin risaletini ve size nasihat ettim lakin siz sevmiyorsunuz nasihat edenleri

(79) So Salih left them, them, saying: “O my people! I did indeed convey to you the message for which I was sent by my Lord: I gave you good counsel, but ye love not good counselors!”

1. fe tevellâ : o zaman yüz çevirdi, döndü
2. anhum : onlardan
3. ve kâle : ve dedi
4. yâ kavmi : ey kavmim
5. lekad : andolsun ki
6. eblagtu-kum : size tebliğ ettim, ulaştırdım
7. risâlete : risalet, elçiye verilip gönderilen
8. rabbî : Rabbimin
9. ve nesahtu : ve nasihat ettim, öğüt verdim
10. lekum : size
11. ve lâkin : ve lâkin, fakat
12. lâ tuhıbbûne : siz sevmiyorsunuz
13. en nâsıhîne : nasihat edenler

فَتَوَلَّىo da yüz çevirerek عَنْهُمْonlardanوَقَالَ şöyle dediيَاقَوْمِ ey kavmimلَقَدْ muhakkak kiأَبْلَغْتُكُمْ ben size tebliğ ettimرِسَالَةَ risaletiniرَبِّي Rabbiminوَنَصَحْتُ ve nasihat ettimلَكُمْ sizeوَلَكِنْ fakatلَا تُحِبُّونَ siz sevmiyorsunuzالنَّاصِحِينَ öğüt verenleri


AÇIKLAMA
Hz. Salih (a.s.) Kıssası:

Semud b. Âsir b. İrem b. Nuh, Cedîs b. Aiz’in kardeşidir. Tasrn kabilesi de böyledir. Bütün bunlar İbrahim el-Halil (a.s.)’den önce helak olmuş (Bâide) Arab-ı Aribedendirler. Hz. Salih’in kavmi olan Semud, Ad kavminden sonra gelmiş ve onların ülkelerine, diyarlarına mirasçı olmuşlardı. Yerleştikleri yer Hicaz ile Şam arası Hicr bölgesinde olup, Vadi’l-kurâ ve çevresine kadar uza­nırdı. Medâin-i Salih (Hz. Salih kavminin şehirleri) bu güne kadar görünmekte ve Feccunnâka diye bilinmektedir. Semud kavminin Hicri, Medyen toprakları­nın güneydoğusunda olup Akabe körfezine karşıdır. Ad kavmine, helak olduk­ları vakte kadar İrem Âd’ı deniliyordu. Ondan sonra da İrem Semud’u denilir oldu.

Resulullah (s.a.) onların yurtlarının ve meskenlerinin yanından geçmiştir. Bu hicrî 9. yılda Tebuk’e gittiği sırada olmuştu. İmam Ahmed, İbni Ömer’den şöyle dediğini nakleder: Resulullah (s.a.) beraberindekilerle birlikte Tebuk’te konaklayınca, Semud kavminin evlerine yakın Hicr’de onlarla konakladı. Bera­berindekiler Semud kavminin su içtikleri kuyulardan su çektiler ve onlardan hamur yoğurdular. Bu sulardan yemek pişirmek için de tencereleri yerleştirdi­ler. Resulullah (s.a.)’ın emir vermesi üzerine tencereleri döktüler ve yoğurdukları hamuru develere verdiler. Sonra Hz. Peygamber beraberindekilerle birlikte oradan ayrıldı. Devenin içtiği kuyuya kadar gidip orada konakladı. Azaba uğ­ratılan kavmin bulundukları yere girmeyi onlara yasaklayıp şöyle dedi: “Onla­rın başına gelen musibet gibi size de isabet etmesinden korkarım; o bakımdan onların bulundukları yerlere girmeyin.”

Yine Ahmed, İbni Ömer’den şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah (s.a.) Hicr’de bulunuyorken şöyle buyurdu: “Sizler bu azap olunanların olduğu yere ancak ağlar halde giriniz. Eğer ağlamaz iseniz onların oldukları yerlere girme­yiniz. Çünkü onlara isabet edenin benzeri size de isabet edebilir.” Bu hadisin as­lı Buharı ile Müslim’de başka yoldan da rivayet edilmiştir.

Semud kabilesi de Âd kavmi gibi putlara ibadeti din bellemişler, putları ibadette Allah’a ortak kılıyorlardı. Allah onlara pek çok nimetler vermişti. On­lara öğüt vermek, Allah’ın nimetlerini, vahdaniyetine delâlet eden ve O’nun or­tağı olmadığını ortaya koyan nimetlerini hatırlatmak, yalnızca O’na ibadet edip başkasına ibadetten uzak durmayı hatırlatmak üzere Hz. Salih’i peygam­ber olarak göndermişti.

Kavminden mustaz’af olanlar Hz. Salih’e iman ederken mele’ (efendiler, eşraf ve önderler) ise iman etmediler, isyan ettiler, büyüklük tasladılar, küfre saptılar, peygamberliğini inkâr ettiler: “Zikir (vahiy, peygamberlik) aramızdan ona mı verildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” (Kamer, 54/25). Mustaz’aflara da şöyle dediler: “Siz Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş olduğu­nu biliyor musunuz? Onlar da “Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz “dediler.” Bu sefer müstekbirler onlara “Biz doğrusu sizin iman ettiğinizi inkâr edenleriz” diye cevap verdiler.”

Müstekbirler Hz. Salih’ten doğruluğuna alâmet olan bir mucize istediler. Allah da onu dişi deve mucizesiyle destekleyip onlara şöyle dedi: “Su bir gün o dişi devenin ve belirli bir gün de sizin olacaktır.” (Şuara, 26/155); “Muhakkak biz onlara bir imtihan olmak üzere o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gö­zetle ve sabret. Suyun aralarında nöbetle pay edildiğini onlara bildir. Her biri su içme sırasında hazır bulunsun.” (Kamer, 54/27-28). Deve bir günde kuyunun yahut küçük ırmağın suyunu içiyor, onlar da bir sonraki gün içiyorlardı. Diğer taraftan diledikleri kadar süt sağıyorlardı ve devenin sütü asla kesilmiyor, eksilmiyordu.

Hz. Salih onlara deveye kötü bir maksatla el uzatmamalarını ve Allah’ın arzında otlamasına karışmamalarını emretti. Hz. Salih, Allah’ın üzerlerindeki nimetini kavmine hatırlatmakta bütün gücünü harcadı ve yeryüzünde fesatçı­lar olarak taşkınlık yapmalarını yasakladı. Onlarsa, iman etmeyi büyüklükleri­ne yediremediler. Onu hafife aldılar, ona karşı inatlaştılar, Rablerinin emrine baş kaldırdılar; dişi deveyi kestiler. Onu bizzat kesen, kavminin emri üzere Kudâr b. Sâlif idi: “Ve dişi deveyi kesip devirdiler de Rablerinin emrine baş kaldır­dılar ve dediler ki: Ey Salih, eğer sen peygamberlerdensen, tehdit edip durduğun azabı getir bize.” (A’râf, 7/77); “Bunun üzerine arkadaşlarını çağırdılar da o da alacağını aldı ve dişi devenin önce ayaklarını biçip devirdi” (Kamer, 54/29).

Hz. Salih onlara şöyle dedi: “Haydi yurdunuzda üç gün süreyle faydalanın.” (Hud, 11/65); “O da: Ey kavmim, andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiğini bil­dirdim ve öğüt verdim. Ne var ki siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.” (A’râf, 7/79). Daha sonra üzerlerine sarsıntı azabı (bu azap ulaştığı her şeyi yakan bir parça ateş ile birlikte gök gürültüsünden dolayı meydana gelen şiddetli bir sarsıntı­dır) veya sayha azabı üzerlerine indi: “Bu yüzden onları şiddetli bir sarsıntı tutuverdi de yurtlarında diz üstü çöken kimseler oldular.” Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Fakat benim azabım ve uyarmalarım nasılmış? Muhakkak biz onlara bir tek sayha gönderdik de hayvan ağılına konulan ufak ot gibi oldular.” (Kamer, 54/30-31). Yüce Allah kimi yerde bunu saika (yıldırım) kimi yerde de tağiye (her şeyi kaplayan azap) diye adlandırmıştır. Bunların hepsi de doğru ve yerinde ifadelerdir. Çünkü saika şiddetli ses ile birlikte, bazan de zelzeleyi andıran bir sarsıntı ile beraber olur. Diğer taraftan onun etkisi meydana geldiği yerden uzaklara kadar uzanıp orayı da kaplayabilir.

Yüce Allah, Hz. Salih’i ve onunla birlikte iman edenleri azaptan kurtardı. Onlar da Filistin civarında Remle denilen yere gittiler. Çünkü oralar verimli ve münbit yerlerdir. Sayıları ise Alusî’nin söz konusu ettiği gibi 120 kişi idi. Helak olanlar ise, beş bin hane halkı idiler: “Haberin olsun ki gerçekten Semud kavmi Rablerini inkâr ettiler. Yine haberiniz olsun ki Semud kavmi (Allah’ın rahme­tinden) uzak düştüler.” (Hud, 11/68).

Hz. Salih’in adı, Kur’an-ı Kerim’de A’râf suresinde 73, 75 ve 77. ayetlerde, Hud suresinde 61, 62, 66 ve 89. ayetlerde, Şuara suresinde ise 42. ayet-i keri­mede olmak üzere dokuz defa anılmaktadır. Hz. Salih, el-Bağavî’nin belirttiği­ne göre Salih b. Ubeyd b. Asef b. Mâşih b. Ubeyd b. Hâzer b. Semud’dur

Advertisements