206

٢٠٦

اِنَّ الَّذينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ

(206) innellezine inde rabbike la yestekbirune an ibadetihi ve yüsebbihu nehu ve lehu yescüdun

şüphesiz onlar Rabbinin katında büyüklenmezler ona kulluk etmekten onu tespih ederler ve ona secde ederler (Secde)

(206) Those who are near to thy Lord, disdain not to do him worship: they celebrate his praises, and bow down before him.

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar, o kimseler
2. inde rabbi-ke : senin Rabbinin katında
3. lâ yestekbirûne : kibirlenmezler
4. an ibadeti-hî : ona kul olmaktan (ona ibadet etmekten)
5. ve yusebbihûne-hu : ve onu tesbih ederler
6. ve lehu : ve ona
7. yescudûne : secde ederler

إِنَّ doğrusuالَّذِينَ عِنْدَ katındaki olanlarرَبِّكَ Rabbininلَا يَسْتَكْبِرُونَ asla büyüklenmezlerعَنْ عِبَادَتِهِ O’na ibadet etmektenوَيُسَبِّحُونَهُ O’nu tesbih ederlerوَلَهُ ve yalnız O’naيَسْجُدُونَ secde ederler


AÇIKLAMA

Kur’an-ı Kerim okunduğu zaman, ayetlerini anlayıp öğütlerinden ibret al­mak için ona kulak verip susun. Düşünüp öğütlerinden ibret alarak Allah’ın rahmetine ulaşmak için konuşmadan huşu ile ona kulak verin. Bunu ancak, kalbleri iman nuruyla aydınlanan samimi ve ihlaslı kimseler yapar.

Ayet, namaz içinde veya dışında, her durumda Kur’an’ın dinlenilmesi ve okunurken susulması gerektiğine işaret eder. Özellikle de farz namazda, imam açıktan okurken.. Nitekim Müslim’in Sahih’inde, Ebu Musa el-Eş’arî’den riva­yet ettiği hadiste Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: İmama uyulduğu za­man, o tekbir aldığında tekbir alın, okuduğunda susun” (Bunu Sünen sahipleri de, Ebu Hüreyre’den rivayet etmişlerdir). Bu görüş Hasen el-Basrî’den rivayet olunur. Fakat cumhur ulema, peygamberin okuyuşunu dinlemenin ve o esnada susmanın, namazda ve hutbede okunurken dinlemenin vacip olduğunu söyler. Çünkü namaz ve hutbe dışında, Kur’an okunurken dinleme ve susmanın vacip oluşu -amelleri terki gerektirdiği için- büyük bir zorluk taşır.

Meclislerde okunan Kur’an’ı dinlememek ve susmamak ise, büyük bir ke­rahetle mekruhtur. Mümine düşen görev, Kur’an okunurken, tıpkı onu okuma­ya hırslı olduğu gibi, dinlemeye de hırslı olmak, okunan yerde edepli olmaktır.

Tertil üzere, teessür ve huşua işaret eden nağme ile, herhangi bir tekellüf ve tasannu söz konusu olmaksızın ve medleri uzatmadan okumak müstehaptır. Buhari ve Müslim’in Ebu Hüreyre’den şu hadisi rivayet ederler: “Allah hiç bir peygambere Kur’an’ı teğanni ile okuması için izin vermedi.”

Dinlemenin sevabı, okuma sevabı gibidir. İmam Ahmed, Ebu Hüreyre’den Resulullah (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kim Allah’ın kitabından bir ayet dinlerse, ona kat kat hasene yazılır. Kim de onu okursa, onun için o, kı­yamet gününde bir nur olur.”

Sonra Allahu Teâlâ, günün başında ve sonunda -tıpkı bu iki vakitte ibadeti emrettiği gibi- çokça zikri emreder. Nitekim şu ayet de bunu ifade eder: “Güneşin doğmasından önce ve batışından önce Rabbini hamd ile teşbih et” (Kaf, 50/39).

Ayetin manası şöyledir: Rabbini isimlerini, sıfatlarını zikrederek, şükür ve istiğfarla kendi kendine gizlice zikret: “Haberiniz olsun ki kalbler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur” (Ra’d, 13/28). Dilinle de, orta bir halde, zillet içinde ve yalvararak, korkarak ve sevabını Allah’tan umarak zikret: “Namazında sesini ne pek yükselt, ne de pek kıs. İkisinin ortası bir yol tut” (İsra, 17/110). Hitabın peygambere olduğu söylendiği gibi, Kur’an’ı dinleyene olduğu da söylenmiştir. Evla olan ise genel olmasıdır.

Dille yapılan zikre, kalbin de katılması ve manalarını düşünmesi gerekir. Sadece dille yapılan zikrin hiçbir faydası yoktur. Ona sevap da verilmez. Zikri kalble ve dille yapmalı, zikir istekle ve korku ile olmalıdır.

Zikir için en uygun vakitler; sabah ve akşam vakitleridir: Çünkü günün bu iki vakit dışında kalan kısmı, çalışmak ve geçim sağlamak içindir. Bu iki vakit ise, sükûn ve huzur vaktidir.

Buharî ve Müslim’de Ebu Musa el-Eş’ari’nin şöyle dediği naklolunur: İn­sanlar, bazı zamanlarda dua ederken seslerini yükselttiler. Bunun üzerine, Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Canınıza acıyın, sesinizi yükselt­meyin! Şüphesiz siz, ne sağır çağırıyor, ne de gaibe bağırıyorsunuz! Dua ettiği­niz, muhakkak ki sizinle beraberdir. Hem O, sesinizi çok iyi işitir; O, size çok yakındır.”

“Gafillerden olma” ayeti zikir emrini pekiştirmekte ve Allah’ı zikirde gafleti nehyetmektedir. Kalbi Allahla sürekli ilgili tutmak, kalbin Allah’a itaati ve insan ondan gaflet ettiği zaman, kudret ve azametinden korku içinde olması gerekir.

Sonra Allahu Teâlâ, daha önce geçen emir ve nehyini zikre teşviği pekişti­rerek: “Şüphesiz Rabbinin katında olanlar ibadet etmekten asla kibirlenmezler ve onu teşbih ederler” buyurdu. Yani, Allah’a yakın olan melekler, Allah’a iba­det etmekten kibirlenmezler, onun azamet ve kibriyasına lâyık olmayan her şeyden onu tenzih ederler, sadece ona dua ve secde ederler, ona hiçbir şeyi or­tak koşmazlar.

Bu, çoğu itaat ve ibadetlerinde kendilerine uyulması için, meleklerin du­rumlarını hatırlatmadır. Bunun için bize, burada ve diğer tilavet secdelerinde secde etmek meşru kılındı. Bu, Kur’an’daki ilk secdedir. Onu okuyana, dinleye­ne secde etmek icma ile sabittir. İbni Mace, Ebu’d-Derda vasıtasıyla Hz. Peygamber’in, bunu Kur’an’ın secdeleri içinde saydığını rivayet eder.

Ayet, gizli zikrin daha faziletli olduğunu ifade eder. Ahmet ve İbni Hıbbân, Sa’d vasıtasıyla Peygamber (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet ederler: “Zikrin hayırlısı, gizli olanıdır

Advertisements