39

٣٩

فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِه وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(39) fe men tabe mim ba’di zulmihi ve asleha fe innellahe yetubü aleyh innellahe ğafurur rahiym

kim ki tövbe eder yaptığı zulümden sonra halini düzeltirse şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder muhakkak Allah bağışlayıcı, merhametlidir

(39) But if the thief repent after his crime, and amend his conduct, Allah turneth to him in forgiveness for Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.

1. fe men tâbe : artık kim tövbe ederse (kişinin mürşid önünde tövbesi)
2. min ba’di zulmi-hi : yaptığı zulumden, haksızlıktan sonra
3. ve aslaha : ve ıslah oldu, düzeldi
4. fe inne allâhe : o taktirde muhakkak ki Allâh (c.c.)
5. yetûbu aleyhi : onun tövbesini kabul eder
6. inne allâhe : muhakkak ki Allâh (cc.)
7. gafûrun : mağfiret eden, günahları sevaba çeviren
8. rahîmun : rahmet eden, rahmet nurunu gönderen

فَمَنْ her kim deتَابَ tevbe ederseمِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ zulmünden sonraوَأَصْلَحَ ve düzeltirseفَإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahيَتُوبُ tevbesini kabul ederعَلَيْهِ onunإِنَّ muhakkakاللَّهَAllahغَفُورٌ Ğafûrرَحِيمٌ ve Rahîm’dir


SEBEB-İ NÜZUL

Abdullah ibn Amr’dan rivayette o şöyle anlatıyor: Bir kadın, bir aileden bir takım süs eşyaları çalmış, süs eşyaları çalınan kimseler hırsız kadını yakalayıp cezalandırması için Rasûlullah (sa)’a getirmişler ve: “Ey Allah’ın elçisi, bu ka­dın bizden hırsızlık yaptı.” demişlerdi. Rasûlullah (sa): “Sağ elini kesin.” bu­yurdu. Kadına had uygulandıktan sonra Rasûl-i Ekrem (sa)’e gelip: “Ey Allah’ın elçisi, bana tevbe yok mu?” diye sordu da Efendimiz: “Bugün sen, an­nenden doğduğun günkü gibi (günahsızsın).” buyurdular ve Allah Tealâ da “Kim de zulmettikten sonra tevbe eder ve kendini düzeltirse muhakkak ki Allah onun tevbesini kabul buyurur…” âyet-i kerimesini indirdi.Habe­rin Musned’deki rivayetinde kadının ailesinin, elinin kesilmemesine karşılık fidye vermek istedikleri, hattâ fidyeyi beşyüz dinara kadar yükselttikleri ve fa­kat Efendimiz’in onların fidye tekliflerine kulak asmıyarak mutlaka el kesme cezasının uygulanmasını emrettikleri de kaydedilmektedir. İbn Kesîr, bu kadının, hırsızlık hadisesi Buhârî ve Müslim’de de anla­tılan Mahzûm kabilesinden bir kadın olduğunu kaydeder  ki buna göre bu hırsızlık ve el kesme hadisesi Mekke’nin fethi günlerinde meydana gelmekle âyet-i kerime de Mek­ke’nin fethinden sonra nazil olmuş demektir

Advertisements