86

٨٦

اُولءِكَ الَّذينَ اشْتَرَوُا الْحَيوةَ الدُّنْيَا بِالْاخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُوَلَاهُمْ يُنْصَرُونَ

(86) Ülaikellezineşteravül hayated dünya bil ahirati fe la yuhaffefü anhümül azabü ve la hüm yünsarun

İşte onlar o kimseler ki ahireti dünya hayatına karşı satmışlardır onun için bunlardan azap hafifletilmez onlara yardımda edilmez

(86) These are the people who buy the life of this world at the price of the Hereafter: their penalty shall not be lightened nor shall they be helped.

1. ulâike ellezîne : işte o kimseler, onlar
2. eşteravu : satın aldılar
3. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı
4. bi el âhireti : ahiret ile
5. fe : o zaman
6. lâ yuhaffefu : hafifletilmez
7. an-hum : onlardan
8. el azâbu : azap
9. ve lâ hum yunsarûne : ve onlar yardım olunmazlar

أُوْلَئِكَişte onlarالَّذِينَkimselerdirاشْتَرَوْاsatın almışالْحَيَاةَhayatınıالدُّنْيَاdünyaبِالْآخِرَةِahirete karşıفَلَا يُخَفَّفُhafifletilmezعَنْهُمْonlardanالْعَذَابُazapوَلَا هُمْ يُنصَرُونَonlara yardım da edilmez


AÇIKLAMA
Yahudilerin karşılıklı kan dökmeleri, birbirleriyle savaşmaları, birbirlerini yurtlarından çıkarmaları aralarında oldukça sık görülen bir olaydı. Bu açıkça tespit edilebilen olay, Kur’an-ı Kerîm’in nazil olduğu döneme kadar de­vam edip durdu. Kurayzaoğulları Yahudileri Evslilerle, Nadîroğulları Yahudile­ri ise Hazreclilerle andlaşmalı idiler. Aralarında bir savaş çıktığı vakit her bir Yahudi kesim antlaşmalılar safında savaşa katılıyor ve bir Yahudi öteki Yahudiyi öldürüyor, biri ötekinin evini, yurdunu tahrib ediyor, yurtlarından, evlerin­den ediyorlar, evlerde bulunan eşya ve malları da talan ediyorlardı. Halbuki Tevrat’ın hükmü gereğince bu onlara haram idi. Diğer taraftan biribirlerini esir aldıkları vakit de fidye vererek onları kurtarma yoluna gidiyorlardı. Ken­dilerine: Niçin onlarla önce savaşıyor, sonra da fidye ödeyip kurtarıyorsunuz? diye sorulduğunda, bize Tevrat’ta fidye verme emri verilmiştir, derlerdi. Peki, niye onlarla savaşıyorsunuz? diye sorulunca, bu sefer de andlaşmalı olduğu­muz kimselerin zelil kılınmasından utandığımız için, diye cevap veriyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah: “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” buyruğunu indirdi.

Bundan önce gördüğümüz ayet-i kerimeler yalnızca Allah’a ibadet etmek, anne babaya, akrabalara iyilikte bulunmak ve buna benzer Musa (a.s.) döne­mindeki İsrailoğulları’na verilmiş en önemli emirleri hatırlatmak mahiyetinde idi. Bu ayet-i kerimeler ise, onlara yasak kılman en önemli hususları hatırlat­mak sadedindedir. Hitap Peygamber Muhammed (s.a.) döneminde bulunan Ya­hudilere yöneliktir. Aynı zamanda bu belli bir ümmetin kendi arasındaki daya­nışmanın da delilidir ve ayrıca ümmetin tümünün bir fert gibi olduğunu gös­termektedir. Bu ümmetin sonradan gelenlerine geçmişlerinin izledikleri yolun etkileri isabet eder. Onların etkileri hayırsa hayır, kötülük ise kötülük olarak isabet eder.

Ya Muhammed! Yahudilere Tevrat’ta kendilerinden şu şekilde söz aldığı­mız zamanı hatırlat: Biribirlerini öldürmeyecek, biribirlerini evinden vatanın­dan çıkarmayacaklardı. Ayet-i kerimede “kanlarınızı, birbirinizi, yurtlarınızı” tabirlerinin kullanılması, toplumun diğer bir ferdinin yaşama hakkının, kişi­nin bizzat kendi yaşama hakkı gibi olduğuna işarettir. Çünkü bir insanı öldü­ren, bütün insanları öldürmüş, bir kimsenin hayatta kalmasına sebep olan da bütün insanları hayatta bırakmış gibi olur. İşte bu Mâide suresi 32. ayetin vur­guladığı bir gerçektir.

Sonra siz ey (Kur’an’ın nüzulüne) çağdaş olan Yahudiler! Geçmişinizden alınan bu sözü kabul ediyor, böyle bir şeyin varlığını reddetmiyorsunuz. O hal­de sizin için de bu bağlayıcı bir delildir.

Sizler bu hususta sizden sözün alındığını kabul etmekle birlikte yine de ahdi bozuyor, birbirinizi öldürüyorsunuz. Tıpkı daha öncekilerinizin yaptığı gi­bi. Kaynukaoğulları Kurayzaoğullarına düşman idi. Kurayzaoğulları Yahudile­ri Evslilerin andlaşmalıları olarak, Hazreclilerle andlaşması bulunan Nadiroğulları Yahudileri ile Evs ile Hazrec arasında savaş çıktığı taktirde, savaşıyor­du. Halbuki Yahudiler arasında bulunan din, dil ve soy birliği onların tek bir saf olmalarını gerektiriyordu.

Bu şekilde bütün Yahudiler diğer Yahudi kardeşlerine karşı öldürmek, ta­lan ve yağma gibi günah işler işliyor ve Yahudi kardeşlerine karşı, andlaşmalı-ianna yardımcı oluyordu. Yurttan çıkartmak gibi düşmanlık ve haddi aşmakla da aynı şekilde yardımlaşıyorlardı. Esirlerin fidye ile kurtarılması için ittifak yapıldığı vakit de, Yahudilerin her bir kesimi kendi soydaşlarını mal ile fidye ödeyip kurtarıyordu. Bunu da Kitab-ı Mukaddes’in hükmü gereğince yapıyorlardı. Bu ise Tevrat’ta öldürmenin haram kılındığı gibi, size haram kılınmıştı. Peki nasıl oluyor da Kitabın bir kısmına iman ediyor ve esirlerin fidye ile kur­tarılması hükmüne riayet ediyorsunuz da, öbür hükümleri inkâr ederek öldür­me, yurttan çıkartma ve günah ve düşmanlıkla yardımlaşma suçlarını işleyebi­liyorsunuz? Halbuki imanın bölünme kabul etmeyeceği; bir kısmını inkârın, tümünü inkâr gibi olduğunu bildiğiniz bir husustur.

Tevrat’ın bir kısmına iman edip diğer bir kısmını inkâr eden kimsenin böyle çelişkili ve son derece çirkin fiiline karşılık tek bir cezası vardır, o da Dünya hayatında aşağılanmak ve rezil olmak, âhiret hayatında ise daimi azap.  Allah hiç bir kimsenin yaptığından gafil değildir. O günahları dolayısıyla insanları cezalandırır.

Diğer taraftan bu ayet-i kerimeler, hem bu Yahudiler ve hem de başkaları açısından genel bir hükmü tespit etmektedir ki o da şudur: Boş liderlik, mal almak abi dünya hayatını ahirete ve ahiretteki ebedî nimetlere tercih edenler, aslın­da fânî ve geçici olan dünyalık paylarını, edebî ve daimî nasiblerine tercih edip 3iılara öncelik tanımışlardır. Allah’ın Kitab-ı Kerim’indeki emirlerini terket-anek karşılığında, dünyayı satın almış kimselerdirler. Bunların ahiretteki azap­ları hafifletilmez, tek bir an dahi bu azaplarına ara verilmez. Dünyada da ahirette de bunlara yardım olunmaz. Kimse onlara şefaatçi olmaz. Cehennemdeki cezalarını kimse kaldırmaz. Çünkü bunların günahları çok büyüktür, onları çe­peçevre kuşatmıştır. Bu günahları ilâhî rahmet ile kendileri arasında perde olup ve onları ilâhî feyzin rahmet ve bereketinden uzaklaştırmıştır.

İşte fertlerinin namaz, oruç ve hac gibi dininin bir takım hükümlerini ye­rine getirirken, başka hükümlere muhalefet edip zekâtı vermediği zenginlerinin fakirlerin haklarını ödemediği, aralarında hırsızlığın, zinanın, rüşvetin, haksızlığın yaygınlık kazandığı; adalet, eşitlik ve şûra gibi yönetim düzeninin temel esaslarının ihmal edildiği ve Allah yolunda ve cihat ederken zorda kal­mış müminlere yeterli yardımın yapılmadığı zamanlarda, belli bir dine bağlı her bir ümmet aynı şekilde dünya hayatında zillete, rezilliğe maruz kalır, ahirette de cehennem ateşinde azaba mahkûm olur

Advertisements