57

    RevelationCuzPageSurah
    102 18356Nur(24)

٥٧

لَا تَحْسَبَنَّ الَّذينَ كَفَرُوا مُعْجِزينَ فِى الْاَرْضِ وَمَاْويهُمُ النَّارُ وَلَبِءْسَ الْمَصيرُ

(57) la tahsebennellezine keferu mu’cizine fil ard ve me’vahümün nar ve le bi’sel mesiyr
Sakın kafirlerin (bizi) yeryüzünde aciz bırakabileceklerini sanma onların varacakları yer ateştir ne fena dönüş yeridir

(57) Never think thou that the Unbelievers are going to frustrate (Allah’s Plan) on earth: their abode is the Fire, and it is indeed an evil refuge!

1. lâ tahsebenne : sakın zannetme
2. ellezîne keferû : inkâr edenleri
3. mu’cizîne : aciz bırakıcılar
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. ve me’vâhu-mun : ve onların barınacağı yer
6. en nâru : ateş
7. ve le bi’se : ve elbette, mutlaka kötü
8. el masîru : bir dönüş (yeri)


AÇIKLAMA

“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere kesinlikle vaad etmiştir ki, mutlaka kendilerinden öncekileri kâfirlerin yerine getirdiği gibi onları da yeryüzünde mirasçı kılacaktır.”

Yani Allah kendilerinden şu iki vasfı yani Allaha ve Rasulüne iman etme ve kulu Allah Tealâ’ya yaklaştıracak, O’nu razı kılacak salih amel işleme vasıf­larını bir arada bulunduran kimselere şu vaadde bulunmuştur: Peygamber’in (s.a.) ümmetini yeryüzünden halifeler, yani ülkeleri salâha ve huzura kavuştu­racak önemli liderler ve yöneticiler kılacağını vaad etmiştir. Nitekim Hz. Davud ve Süleyman’ı (a.s.) da yeryüzünde örnek liderler kılmış, diktatör Firavun­ların helak edilmesinden sonra İsrailoğulları’nı Mısır ve Şam’a varis kılmıştı.

Ayetteki “Minküm” Sizden, sizin içinizden ifadesindeki (min) harfi Fetih Suresi’nin son ayetinde yer alan (min) harfi gibi “beyan (açıklama)” içindir: “Al­lah onların içinden iman edip salih amel işleyenlere büyük bir ecir ve mağfiret vaad etmiştir” (Fetih, 105/ 29).

Allah’ın vaadinin sadık ve mutlaka gerçekleşecek olması sebebiyle Cenab-ı Hak “Bu, Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez.” (Zümer, 39/20) buyurdu­ğu gibi, bu vaadini de yerine getirmiştir. Arap yarımadasında müslümanları hakim kılmıştır. Daha sonra müslümanlar doğu-batı ülkelerini feth etmişler, kisraların (İran hükümdarlarının) mülkünü ve hazinelerini ele geçirmişler, kayserlerin (Rum imparatorlarının) ülkesini fethetmişlerdir. Peşpeşe gelen ha­lifeliklerle yani Raşid Halifeler, sonra Şam ve Endülüs’teki Emevî halifeleri, daha sonra Abbasi halifeleri, son olarak da 20. asrın ilk çeyreğinin sonuna 1924 yılında halifeliğin ilga edilmesine kadar devam eden Osmanlı Halifeleri ile İslâm devleti güçlü, kuvvetli bir devlet olarak hayatını devam ettirmiştir.

Peygamberimiz’in (s.a.) zamanında Mekke, Hayber, Bahreyn, Arap yarı­madasının diğer kısımları ve Yemen’in tamamı fethedilmişti. Hacer mecusilerinden bazı Şam beldelerinden cizye alınmıştı. Rum kralı Heraklius, Mısır’daki Kıbtîlerin büyüğü Mukavkıs, Habeşistan Kralı Necaşi ve Umman kralı Peygamberimiz’e (s.a.) hediyeler göndermişlerdi.

Raşid Halifeler devrinde doğuda ve batıda pek çok ülkeler fethedilmişti.

Bunların arasında İran ve Rum diyarının Irak ve Şam’da pek çok şehirleri, Mı­sır ve bazı Kuzey Afrika ülkeleri de vardı. Irak şehirleriyle, Horasan ve Ehvaz şehirleri fethedilmiş, bu savaşlarda Tatar ve Moğollardan pek çok kişi öldürül­müştü.

Emevî devrinde geniş fetihler devam etmiş, Endülüs ve Hindistan’a kadar yayılmıştı.

Abbasî devrinde İslâm diyarının çeşitli kısımlarında İslâm idaresi istikra­ra kavuşmuştu.

Osmanlı Devleti zamanında İslâm toprakları doğu ve batının en uç nokta­larına kadar genişlemişti. Endülüs’ün en uç noktasına kadar batı toprakları, İstanbul, Kıbrıs, Atlantik okyanusuna kadar Kayravon ve Septe toprakları fet­hedilmiş, Fetih, Çin diyarının en doğu noktasına kadar uzanmıştı.

Buharî, Müslim ve İmam Ahmed’in Müsned’inde yer alan Peygamberimiz’in (s.a.) şu hadis-i şerifi gerçekleşmişti: “Allah bana yeryüzünü dürdü. Do­ğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü (varlığı) dürülen yere kadar ulaşacak.”

Bu ayetin benzeri şu ayetler vardır: “Hatırlayın ki bir zaman sayınız azdı. Yeryüzünde ezilmiştiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Öyle iken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi helâl ve temiz şey­lerle rızıklandırdı ki şükredesiniz.”

“Biz ise istiyorduk ki yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunalım. Onları ön­derler yapalım. Onları varisler kılalım. Ve onları yeryüzünde yerleştirelim. Fi­ravun’a, Haman’a ve askerlerine sakındıkları şeyi o zayıfların eliyle göstere­lim.” (Kasas, 28/5-6).

“… kendileri için razı olup seçtiği dinlerini iyice yerleştirecektir.” Yani İs­lâm dinini yeryüzünde hakim ve sabit kılacak, izzetli, güçlü, kuvvetli, düşman­larının gözünde korku uyandıran, küfür milletine karşı muzaffer yapacaktır.

“… kendilerini korkularından sonra emniyete kavuşturacaktır.” Yani onla­rın durumlarını korkudan emniyete çevirecektir.

Peygamberimiz (s.a.) Adiyy b. Hatim geldiğinde:

– Hîre’yi bilirmisin? diye sordu. Adiyy:

– Bilmiyorum, ama duydum, dedi. Peygamberimiz (s.a.):

– Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin olsun ki Allah bu dini tamamlayacak, hatta devenin üstündeki hevdec (kafes) içerisindeki kadın Hîre’den yola çıka­cak, hiçbir arkadaşı olmadan gelip Beytullah’ı tavaf edecektir. Kisra b. Hür­müz’ün hazineleri de fethedilecektir, buyurdu. Adiyy:

– Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri mi? dedi. Efendimiz:

– Evet, Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri. Mal çok bollaşacak, hatta kimse mal (sadaka) kabul etmeyecek.

Adiyy b. Hatim diyor ki: “Bugün Hîre’den yolcu kadın yola çıkıyor, yanında hiçbir kimse bulunmadan Mekke’ye geliyor, Kâ’be’yi tavaf edip geri dönüyor. Ayrıca ben Kisra b. Hürmüz’ün hazinelerini fetheden ordu içerisindeydim. Nef­simi elinde tutan Allah’a yemin olsun ki üçüncüsü (malın bollaşması) mutlak olarak gerçekleşecektir. Çünkü bunu Rasulullah (s.a.) söylemiştir.”

Üçüncü haber adaletli raşid halife Ömer b. Abdülaziz (rh.a.) zamanında gerçekleşmiştir.

İmam Ahmed’in Übeyy b. Ka’b’dan (r.a.) rivayet ettiğine göre Peygamberi­miz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Bu ümmet yücelik, yükseklik, dindarlık, zafer ve yeryüzüne hakim olmakla müjdelendi. İçinizden kim ahiret amelini dünya için işlerse o kimsenin ahiretten hiçbir nasibi yoktur.”

Cenab-ı Hak daha sonra bu ümmetin yeryüzüne hakimiyeti esnasındaki durumunu yahut yeryüzüne hakim olma sebebini şöyle beyan etti:

“Onlar sadece bana ibadet ederler. Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” Ya­ni bu ümmet hiçbir ortağı olmayan bir Allah’a ibadet eder. Allah Tealâ’ya iba­deti bırakıp şirke dönmezler. Allah onlara bu müjdeyi ibadet etmeleri ve ihlâslı olmaları halinde vaad etmiştir.

İmam Ahmed, Buharî ve Müslim Muaz b. Cebel’den (r.a.) Peygamberi­mizin (s.a.) şu hadisini rivayet ederler: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na hiçbir şeyi şirk koşmadan kulluk etmeleridir. Kulların da Allah’ın üzerindeki hakkı onlara azap etmemesidir.”

“Artık bundan sonra kim inkâr ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” Yani kim dinden dönerse veya bu nimete nankörlük ederse “Allah’ın nimetleri­ni inkâr ederse…” (Nahl, 16/112) yahut Rabbine itaat etmekten vazgeçer ve O’nun emrinden çıkarsa işte onlar bu büyük nimeti inkâr etmeleri ve üzerle­rinde olan Allah’ın lütfunu unutmaları sebebiyle fasıklıkları tam olan kimse­lerdir, onlar tam anlamıyla fasıktırlar.

Ümmetin içinden bazılarında bazan nankörlük görülebilir. Buharî ve Müs­lim’in Sahihlerindeki şu hadis buna delildir: “Ümmetimden bir gurup hak üze­rinde devam edecekler. Kıyamete kadar onları hiçe sayanlar ya da onlara mu­halif olanlar kendilerine zarar veremezler.”

Allah’a ve Rasulullah’a (s.a.) itaati emrettikten sonra Cenab-ı Hak nimete şükür olarak namaz kılmayı, Allah’ın fakir kullarına bir iyilik olmak üzere ze­kât vermeyi ve te’kit olmak üzere Rasulullah’a (s.a.) itaati emrederek şöyle bu­yurdu:

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Peygamber’e itaat edin ki merha­mete nail olasınız.” Yani namazı vaktinde rükün ve şartları tam olarak eda edin. Hiçbir ortağı olmayan tek olan Allah’a ibadet edin. Sizin üzerinize farz kı­lınan, zayıf ve fakirlere iyilik olan zekâtı verin. Emrettiği, nehyettiği ve yasak­ladığı hususlarda Allah Rasulüne (s.a.) itaat edin. Umulur ki bu sebeple Allah size rahmet eder ve sizi acıklı bir azaptan kurtarır. Hiç şüphe yok ki kim bunu yaparsa Allah ona rahmet edecektir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Onlara Allah rahmet edecektir.” (Tevbe, 9/71).

Allah Tealâ’ya ve Rasulüne (s.a.) itaati görmezden gelenler ise Allah Tealâ’nın buyurduğu gibidir:

“Sakın yeryüzünde kâfirlerin başkalarını aciz bırakacaklarını sanma. On­ların varacakları yer Cehennem’dir. O ne kötü bir dönüş yeridir!” Yani Ey Pey­gamber! Sana muhalefet edenlerin, seni yalanlayanların, senin peygamberliği­ni inkâr edenlerin Allah’ı aciz bırakacaklarını, Allah onları helak etmeyi murad ettiği zaman kaçacaklarını sanma. Bilâkis Allah onlara kadirdir. Buna kar­şılık onları dünyada hastalık, tasa, endişe ve intihar gibi çeşitli ferdî azaplarla ve savaşlarda öldürülmek, depremler, volkanlar, yangınlar ve boğulmak gibi toplu afet ve azaplarla onlara azap edecektir. Ahirette onların varacakları yer cehennem ateşidir. Kâfirlerin varacağı yer ne kötüdür. Orası ne kötü bir dönüş yeri, ne kötü bir karargâhtır.

Advertisements