27

٢٧

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيمَةِ يُخْزيهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَاءِىَ الَّذينَ كُنْتُمْ تُشَاقُّونَ فيهِمْ قَالَ الَّذينَ اُوتُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْىَ الْيَوْمَ وَالسُّوءَ عَلَى الْكَافِرينَ

(27) sümme yevmel kiyameti yuhzihüm ve yekulü eyne şürakaiyel lezine küntüm tüşakkune fihim kalellezine utül ilme innel hizyel yevme ves sue alel kafirin
ve onları kıyamet günü rezil edecek ve buyuracak nerede benim ortaklarım? sizin onlar hakkında karşı gelip mücadele ettiğiniz kendilerine ilim verilenler dedi gerçekten bugün rezillik ve kötülük kafirlerin üzerindedir

(27) Then, on the day of judgment, he will cover them with shame, and say: where are my partners concerning whom ye used to dispute (with the godly)? those endued with knowledge will say: this day, indeed, are the Unbelievers covered with Shame and Misery,

1. summe : sonra
2. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
3. yuhzî-him : onları zelil edecek, rezil rüsva edecek, alçaltacak
4. ve yekûlu : ve diyecek
5. eyne : nerede
6. şurekâiye : ortaklarım
7. ellezîne : ki onlar
8. kuntum : siz idiniz
9. tuşâkkûne : ayrılıyorsunuz, muhalefet ediyorsunuz
10. fî-him : onlar için, onlar hakkında, onlar uğruna
11. kâle : dedi
12. ellezîne : onlar, o kimseler
13. ûtu el ilme : ilim verilen
14. inne : muhakkak
15. el hızye : alçaklık, rezillik
16. el yevme : bugün, o gün
17. ve es sûe : ve kötülük
18. alâ el kâfirîne : kâfirlerin üzerine