23

٢٣

وَاُدْخِلَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فيهَا سَلَامٌ

(23) ve üdhilel lezine amenu ve amilussalihati cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha bi izni rabbihim tehiyyetühüm fiha selam

koyacağım iman edip salih amel işleyenleri altından nehirler akan cennetler orada ebedi kalacaklar Rablerinin izni ile onlara sağlık ve selam (vardır)

(23) But those who believe and work righteousness will be admitted to Gardens beneath which rivers flow, to dwell therein for aye with the leave of their Lord. Their greeting therein will be: “Peace!”

1. ve udhile : ve dahil edilirler, konulurlar
2. ellezîne : o kimseler
3. âmenû : ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar
4. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi ıslâh edici amel işleyenler
5. cennâtin : cennetler
6. tecrî : akar
7. min tahti-hâ : onun altından
8. el enhâru : nehirler
9. hâlidîne : ebedî kalırlar
10. fî hâ : orada
11. bi izni : izni ile
12. rabbi-him, : Rab’lerinin
13. tehıyyetu-hum : onların tahiyyeleri (temennileri, iltifatları, duaları, esenlik dilekleri)
14. fî hâ : orada
15. selâmun : selâmdır


AÇIKLAMA
İyisiyle kötüsüyle bütün insanlar, hesaba çekilecekleri yerde, tek ve Kahhâr olan Allah’ın huzuruna gelip, hiçbir örtünün bulunmadığı geniş bir alanda toplanırlar. Burası dünyadaki durumun aksinedir. Çünkü kâfirler ve âsiler, orada Allah’ın kendilerini görmediğini sanıyorlardı.

Zayıf görüşlü halk, sırf Allah’a ibadet ve peygamberlere uyma karşısında kibirlenip büyüklük taslayan liderlerine, idarecilerine ve aydınlarına şöyle derler: “Doğrusu biz, size uymuş, işlerimizde sizi örnek almıştık. Emrettiklerinizi yapmış, sizin gibi davranmıştık. Size uyarak Allah’ı inkâr ettik, peygamberleri yalanladık. Bize söz verip, umduğunuz gibi bugün Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilecek misiniz?”

Kendilerine tâbi olunan liderler, onları koruma hususunda bahane uydurarak şöyle cevap verirler: “Eğer Allah bizi hak dinine eriştirip, ona uymaya muvaffak kılarak hayırlı olanı gösterseydi, biz de size en mutedil yolu gösterir dik. Fakat O, bize hidayet etmedi.” Böylece artık kâfirler, azabı hak ederler.

Bundan sonra onlar kurtuluştan ümitlerini kestiklerini ilân ederek şöyle derler: “Artık sabretsek de sızlansak da içinde bulunduğumuz durumdan kurtulabilmemiz imkânsızdır” yani, sızlanmak da sabretmek de birdir. Bize, Allah Tealâ’nın azabından kurtuluş yoktur.

İbni Kesîr şöyle der: “Anlaşılan o ki bu konuşmalar, cehenneme girdikten sonra orada yapılmıştır.”Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Ateşin içinde bir birleriyle tartışırlarken güçsüzler, büyüklük taslayanlara ‘Doğrusu biz, size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilirmisiniz’?’ derler. Büyüklük taslayanlar: ‘Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah kulları arasında şüphesiz hüküm vermiştir.’ derler.” (Gafir, 40/47-48). “Allah, ‘Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin.’ der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonra kiler öncekiler için ‘Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabı nı kat kat ver.’ derler. Allah ‘Hepiniz için kat kattır, ama bilmezsiniz.’ der. Önce kiler sonrakilere, ‘Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın’ derler.” (A’raf, 7/38-39). “Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat.” (Ahzab, 33/67-68).

Arkasından Allah Tealâ, .şeytanla ona uyan insanlar arasında geçen diğer bir konuşmayı zikrederek şöyle buyurur: “Allah, kulları arasında hükmedip, müminleri cennetlere soktuktan, kâfirleri de alt alta bulunan cehennem tabakalarına attıktan sonra İblis, kendisine uyan insanlara şöyle der: ‘Doğrusu Allah, peygamberlerinin diliyle hak ve doğru olarak size öldükten sonra dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi vadetmişti. Bu, hak bir va’d ve doğru bir haberdi. Bense size, tekrar dirilmenin, hesaba çekilmenin, cennet ve cehennemin olmadığını vadetmiştim. Tabii ki batıl söz ve yalan söylediğim için sözüm yerine gelmedi. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: ‘Şeytan onlara vadediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor.’ (Nisa, 4/120). Oysa siz bana uyarak Rabbinizin vadini bıraktınız.

“Benim sizi çağırırken delilim ve belgem ve size vadederken de “üzerinizde kuvvet ve nüfuzum yoktu.”

Fakat sizi çağırdığım zaman, “sadece çağırdım siz de geldiniz.”

“O halde bugün beni değil kendinizi kınayın.” Çünkü kendi iradenizle benim davetimi kabule koştunuz. Günah, sizin günahınız. Zira Rabbinizin davetine kulak tıkadınız. O, sizi delil ve belgelerle hak olarak davet etti. Sizse, sizi doğruya çağıran delillere karşı çıktınız.

“Artık ben, size yardım edemem, yarar sağlayamam,” içinde bulunduğunuz azaptan sizi kurtaramam. Siz de bana yardım edemez ve içinde bulunduğum azap ve işkenceden kurtararak bana fayda sağlayamazsınız. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Nitekim, kendilerine uyutanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklardır.” (Bakara, 2/166).

1- İbni Kesîr, II, 528.

Bugün ben, dünyada beni itaat hususunda Allah Tealâ’ya ortak koşmanızı inkâr edip, kabul etmiyorum. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler.” (Fatır, 35/19). Bu ayet, İblis’in şirkten uzak olduğunu ve bunu kabul etmediğini bildirmektedir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Biz, sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizin dininizi inkâr ediyoruz.” (Mümtahine, 60/4). “Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkâr edecekler ve onlara düşman olacaklardır.” (Meryem, 19/82).

“Doğrusu kâfirlere can yakan bir azap vardır.” Bu ayetin, Allah Tealâ’nın sözü olması daha uygundur. Ama Kuranda o kâfirlerin yardamdan ümitlerini kesmek için anlatılan, İblis’in sözünün devamı olması da muhtemeldir. Mana şöyledir: “Doğrusu, haktan yüz çevirmeleri ve batıla uymaları sebebiyle kâfirler için can yakan bir azap vardır.”

Maksat, şeytanın dünyadaki vesveselerinden uzak olduğuna insanların dikkatini çekmek, onları hesap gününe hazırlanmaya teşvik etmek ve o günün şiddet ve sıkıntılarını hatırlatmaktır.

Allah Tealâ, bedbahtların durumunu açıkladıktan sonra mutluluğa erenlerin halini de beyan etmiştir. Her iki grup da hesaba çekilip, karşılıklarını almak üzere Allah Tealâ’nın huzuruna çıkmışlardır. Şöyle buyurmuştur:

Melekler, Allah’ı ve Rasulü’nü tasdik eden, O’nun birliğini ikrar eden, emirlerine uyup yasaklarından sakınanları, her yerinde nehirler akan cennet bahçelerine koyarlar. Onlar, orada temelli kalacaklardır. Ne oradan çıkarılır, ne de uzaklaştırılırlar. Bütün bunlar, Rablerinin muvaffak kılması, ihsanı ve emriyle olur.

Rablerinin izniyle melekler, onlara ‘Selâm’ diyerek dirlik temenni ederler. Onlar birbirlerini de bu şekilde selâmlarlar. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara ‘Allah’ın selâmı üzerinize olsun’ derler.” (Zümer, 39/73). “Melekler her kapıdan yanlarına girip ‘Size selâm olsun’ derler.” (Ra’d, 13/23-24). “Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.” (Furkan, 25/75). Onlara, Rableri katından da selâm vardır: ‘Merhametli olan Rab katından onlara selâm vardır.’ (Yasin, 58). Onlar birbir lerini şöyle selâmlarlar: ‘Oradaki duaları ‘Münezzehsin ey Allah’ım’, dirlik temennileri: ‘Size selâm olsun’ ve dualarının sonu da: ‘Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun’dur.'” (Yunus, 10/10).

Advertisements