44

٤٤

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَاْتيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا اَخِّرْنَا اِلى اَجَلٍ قَريبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَالَكُمْ مِنْ زَوَالٍ

(44) ve enzirin nase yevme ye’tihimül azabü fe yekulüllezine zalemu rabbena ahhir na ila ecelin karibin nücib da’veteke ve nettebiir rusül e ve lem tekunu aksem tüm min kablü ma leküm min zeval

insanları uyar o azabın geleceği günden zalim olanlar diyecek ki ey Rabbimiz! müsaade buyur bize yakın bir zaman kadar senin davetine icabet edelim resullerine tabi olalım kasem etmemiş miydiniz? sizler daha önceden sizin için zeval olmayacağına

(44) So warn mankind of the Day when the Wrath will reach them: then will the wrongdoers say: “Our Lord! respite us (if only) for a short Term: we will answer Thy Call, and follow the messengers!” “What! were ye not wont to swear aforetime that ye should suffer no decline?

1. ve enzir : ve uyar
2. en nâse : insanlar
3. yevme : gün
4. ye’tî-him : onlara gelecek
5. el azâbu : azap
6. fe yekûlu : o zaman der, söyler
7. ellezîne zalemû : zulmeden kimseler
8. rabbe-nâ : Rabbimiz
9. ahhir-nâ : bizi ertele, tehir et
10. ilâ ecelin : bir süreye kadar
11. karîbin : yakın
12. nucib : icabet edelim
13. da’vete-ke : senin davetine
14. ve nettebii : ve biz tâbî olalım
15. er rusule : resûllere
16. e ve lem tekûnû : ve, siz olmadınız mı, siz değil misiniz
17. aksemtum : yemin ettiniz (kasem ettiniz)
18. min kablu : önceden, daha önce
19. mâ lekum : sizin için yoktur
20. min zevâlin : bir zeval, zail olma, gitme (yer değiştirme: bir yerden bir yere gitme, dünya yurdundan ahiret yurduna intikal etme)