15

١٥

وَاِذَا تُتْلى عَلَيْهِمْ ايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَااءْتِ بِقُرْانٍ غَيْرِ هذَا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لى اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسى اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحى اِلَىَّ اِنّى اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظيمٍ

(15) ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalellezine la yercune likaene’ ti bi kur’anin ğayri haza ev beddilh kul ma yekunü li en übeddilehu min tilkai nefsi in ettebiu illa ma yuha ileyy inni ehafü in asaytü rabbi azabe yevmin aziym

onlara okunduğu zaman ayetlerimiz açık deliller ile bizimle kavuşmayı ummayanlar dedi ki budan başka bir kur’an getir yahut onu değiştir de ki benim için olamaz onu kendi tarafımdan değiştiremem ben ancak tabi olurum bana vahy olunana şüphesiz ben korkarım Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından

(15) But when our Clear Signs are rehearsed unto them, those who rest not their hope on their meeting with Us, say: bring us reading other than this, or change this, say: it is not for me, of my own accord, to change it: I follow Naught but what is revealed unto me: if I were to disobey my Lord, I should myself fear the Penalty of a great day (to come).

1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman
2. aleyhim : onlara
3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz
4. beyyinâtin : belgeler olarak, delillerle, belgelerle
5. kâle : dedi
6. ellezîne lâ yercûne : dilemeyen kimseler
7. likâe-nâ : bize ulaşmayı
8. e’ti bi kur’ânin : bir Kur’ân getir
9. gayri : başka
10. hâzâ : bu
11. ev : veya
12. beddil-hu : onu değiştir
13. kul : de
14. mâ yekûnu : olamaz
15. lî en ubeddile-hu : onu benim değiştirmem
16. min tilkâi nefsî : nefsimden, kendimden bir şey ilka etmem (katmam)
17. in ettebiu : tâbî olursam
18. illâ : yalnız, ancak
19. mâ yûhâ : vahyolunan şey
20. ileyye : bana
21. innî : muhakkak ki ben
22. ehâfu : korkarım
23. in asaytu : eğer isyan edersem
24. rabbî : Rabbime
25. azâbe : azabı
26. yevmin azîmin : büyük gün


SEBEB-İ NÜZUL

Mücahid bu âyet-i kerimenin Mekke müşrikleri hakkında nazil olduğunu söylerken Mukâtil bu âyet-i kerimenin, haklarında nazil olduğu beş kişinin isimlerini şöyle sıralar: Abdullah ibn Ebî Ümeyye el-Mahzûmî, el-Velîd ibnu’l-Muğîra, Mikrez ibn Hafs, Amr ibn Abdullah ibn Ebî Kays el-Amirî, el-As ibn Amir ibn Hişâm. Bunlar, Hz. Peygamber (sa)’e: “Bize içinde Lât ve Uzzâ’ya ibadeti terketmemizin bulunmadığı bir Kur’ân getir.” demişler de âyet-i kerime bunun üzerine nazil olmuş. Mukâtil rivayetinde bu beş kişinin, Mücâhid rivayetinde söylediklerine ek olarak: “Eğer Allah sana böyle bir Kur’ân indirmiyorsa sen böyle bir Kur’ân söyle veya Allah’ından sana geleni bu şekilde değiştir; azâb âyeti yerine rahmet âyeti koy, haramın yerine helâli, helâlin yerine haramı koy.” dedikleri de kaydedilmektedir.

Kelbî de “Ey Muhammed, içinde senden istediklerimizin bulunduğu başka bir Kur’ân getir bize.” diyerek Hz. Peygamber ve Kur’ân’la alay edenler hakkında indiğini söylemiştir