25

٢٥

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(25) fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

(25) Then which of the favours of your Lord will ye deny?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

فَبِأَيِّ şu halde hangiآلَاءِnimetleriniرَبِّكُمَاRabbinizinتُكَذِّبَانِyalanlayabilirsiniz


AÇIKLAMA

“O, insanı pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” Yani Allah insanın aslını, topraktan yapılıp ateşte pişirilmiş, vurulduğu zaman ses ve­ren kerpice benzer kuru bir çamurdan yarattı. Bu teşbih insanın sağlamlı­ğını ve parçalarının ayrılmaz olduğunu ifade etmeyi amaçlamaktadır.

Yaratılış merhaleleri itibariyle bunun açıklanmasında Kur’an-ı Kerim’in ifadeleri çeşitlilik arzeder: Bazan topraktan, değişken çamurdan ya­ratıldığını söylerken bazen de ele yapışan mahiyetteki bir çamurdan yara­tıldığını ifade etmiştir. Bu şuna işarettir: Âdem (a.s.) önce topraktan yara­tıldı, sonra çamur haline geldi, sonra değişken, şekil tutmayan çamur, son­ra ele yapışan özlü çamur daha sonra da pişmiş kerpiç gibi oldu. Sanki bü­tün bu çeşitlerden yaratıldığı ifade edilmek istenmektedir.

“Cinleri de yalın bir ateşten yarattı.” Yani cinleri ateşin ucundan yani sarı, kırmızı ve yeşil gibi çeşitli renklerde görülen dumansız saf alevden yarattı. Ahmed bin Hanbel’in Hz. Ayşe’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Melekler nurdan, cinler saf alevden, Âdem de size vasfedilen şeyden yaratıldı.”

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler Allah’ın nimetlerinden hangisini yalanlıyor ve bu elle tutulan gözle görülen nimetlerin hangisini inkâr ediyorsunuz?

“İki doğunun ve iki batının Rabbidir.” Yani O, yaz ve kış güneşin doğ­duğu iki doğunun, battığında iki batının Rabbidir. İşte onun bu farklı ufuklardan doğup batması sebebiyle mevsimler oluşur, havalar soğuktan sıcağa değişir ve insanların menfaatine daha nice hadiseler olur.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?”

“Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim” ayetinde doğu ve batı­nın çoğul gelmesine gelince: Bunun sebebi, insanlara nispetle güneşin doğ­duğu ufkun hergün değişmesidir. Yine bir başka ayette “Doğunun ve batının Rabbi” (Müzzemmil, 73/9) şeklinde müfred gelmesi ise cins murad edildiği içindir.

Bu şekilde doğu ve batının değişmesinde insanlar dahil bütün varlık­ların yararına olunca Allah “O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini ya­lanlayabilirsiniz?” dedi. Mesela güneş kuzey yarım kürede yengeç burcun­dan doğduğunda yaz olurken, güneyde oğlak burcundan doğduğunda yaz olur. Bu sırada kuzeyde mevsim kıştır. Güneş yaz kış aynı yerden doğup batsaydı mevsimler meydana gelmez, ziraat yapılamazdı.

Allah karadaki nimetlerini böylece beyan ettikten sonra denizdeki ni­metlerini de zikrederek şöyle buyurdu:

“İki denizi saldı, birbirine kavuşurlar. Aralarında bir engel vardır, bir­birlerine karışmazlar.” Yani biri tatlı, diğeri tuzlu iki denizi bitişik yarattı, aralarında gözle görünen bir ayırıcı yok. Bununla beraber aradaki görülme­yen bir engelden dolayı birbirlerine girip karışmazlar, ayrı olarak devam edip giderler. Nitekim başka bir ayette bu şöyle ifade edilmiştir: “Birinin su­yu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.” (Furkan, 25/53).

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler bu nimetlerin veya menfaatlerin hangisini yalanlarsı­nız? Tatlısı; içmek, hayvan ve bitkileri sulamak için; tuzlusu ise aşağıdaki ayet-i kerimede geleceği gibi inci ve mercan çıkarmak ve daha nice yarar­lar içindir.

“O iki denizden inci ve mercan çıkar.” Yani o denizlerin tuzlu olanın­dan inci ve mercan çıkar.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler! Allah’ın size ihsan ettiği bu apaçık nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Bu ayetlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, inkâra gücü yetmeyeceği şeyler vardır.

“Denizde dağlar gibi yükselen gemiler de O’nundur.” yani tahtaları yanyana getirilip monte edilen, direkleri ve yelkenleri dağ gibi yükselen, denizlerde akıp giden o gemileri yapma düşüncesini ilham eden Allah’tır. O gemiler denizlerde bir beldeden diğerine, bir kıtadan ötekine yolcu, yük, eşya, gıda maddesi, erzak ve alet taşır. Hatta günümüzde bazı petrol tan­kerlerinin taşıma kapasitesi beşyüz bin tona ulaşmıştır. Diğer tarafdan harp uçak gemileri, korkunç atom denizaltıları vardır. Allah dileseydi deni­zi buna müsait yaratmaz gemiler de su üstünde duramazdı.

Ayette geçen “el-münşe’ât” kelimesi ya “yükseltilmiş” manasına veya “inşa edilmiş, yapılmış, icad edilmiş” manasındadır. Her ne kadar bu keli­me büyük ve küçük her tür gemi için kullanılsa da, dağlara teşbih edilme­sinden büyük gemiler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Gökler, yerler, gök­lerdeki ve yerdeki her şey Allah’ın olmasına rağmen özellikle “gemiler O’nundur” denilmesinin sebebi, insanların mallarının ve canlarının Allah’ın kudret elinde olduğunu, bu gemilerde başka hiç kimsenin tasarruf yetkisinin olmadığını ifade etmek içindir?

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler, Allah’ın nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Bu çeşit çeşit nimetler sizin için yaratıldı. Büyük büyük gemilerin yapılışı, onların denizde akıp gidişi, uzak mesafeleri yakınlaştırması, ve dünyanın uzak uzak bölgeleri arasında bağlantı kurması ve diğer ülkelerdeki insan­ların istifade etmesi için ticarî ve sınaî malların taşınması gibi hususlarda Allah’ın kudretini inkâr etmeniz mümkün mü?