82

٨٢

وَاِنّى لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَامَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدى

(82) ve inni le ğaffarul limen tabe ve amene ve amile salihan sümme ihteda
şüphesiz ben çok bağışlayanım tövbe eden ve salih amel işleyenler sonra hidayete erdirildi

(82) But, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who, in fine, are ready to receive true guidance.

1. ve in-nî : ve muhakkak ki ben
2. le gaffârun : elbette, mutlaka gafur olan, mağfiret eden (günahları
3. li men : kimse için
4. tâbe : tövbe etti (mürşidin önünde)
5. ve âmene : ve âmenû oldu (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı diledi) ve kalbine îmân yazılıp mü’min oldu
6. ve amile sâlihan : ve salih ameller (nefsi ıslâh edici ameller) yaptı
7. summe : sonra
8. ihtedâ : hidayete erdirildi


AÇIKLAMA
Firavun İsrailoğulları’nın Hz. Musa ile Mısır’dan çıkıp gitmelerine müsa­ade etmeyince Yüce Allah ona geceleyin İsrailoğulları’nı alıp yola koyulmasını ve böylelikle onları Firavun’un tasallutundan kurtarmasını emrederek şöyle buyurdu:

“Andolsun ki, biz Musa’ya: Kullarımla geceleyin git. Yetişmesinden korkun ve endişen olmaksızın onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyettik.” Andolsun biz, Peygamber Musa’ya İsrailoğulları’nı alarak Mısır’dan geceleyin kimse on­ları fark etmeksizin yola koyulmasını vahiy ile bildirdik ve denizin (Kızıldenizin) ortasında onlara kupkuru bir yol açmasını da emrettik. Bu ise Yüce Al­lah’ın ortada su ve çamur olmayacak şekilde onlar için yolu kurutması şeklinde gerçekleşti.

Biz ona güvenlik altında olduklarını ve kurtulacaklarını bildirerek dedik ki: Senin ve kavminin Firavun ve askerlerinin yetişeceğinden yana korkunuz olmasın. Kavminin suda boğulmasından endişilenme! Firavun size yetişemeyecek ve siz suda boğulmayacaksınız.

İsrailoğulları’ndan “kullarımla” diye söz edilmesi, onlara inayet gösterildi­ğinin ve o dönemde salih bir kavim olduklarının bir delili olduğu gibi, Fira­vun’un köleleştirmek ve işkence gibi onlara yaptığı zulümlere işarettir.

“Firavun askerleriyle onların ardınca gelince kendilerini denizden ne kapladıysa kapladı.” Firavun, askerleri ile birlikte onların ardından gitti. Bilinen ve tanınan şekli ile denizden onları kaplayan kapladı ve hep birlikte suda bo­ğuldular. “Kaplayan” kelimesinin tekrar edilmesi ise olayın büyüklüğünü ve dehşetini vurgulamak içindir.

Dahi ve zeki bir insan olan Firavun’un Hz. Musa’nın arkasına takılmak gibi bir yanlışlığa düşmesi ise, onun öncü askerlerine girmelerini emredip de, girdikleri halde boğulmamaları üzerine büyük bir ihtimalle kurtulacağını zannettiğindendi. Ancak hepsi denizin ortasındaki yola girince, Yüce Allah onları suda boğdu.

“Firavun, kavmini saptırdı. Hidayet yolunu göstermedi.” Firavun İsrailoğulları’nın denizin ortasından izledikleri yolu askerleri ile birlikte izle­meye koyulunca toplumunu saptırıp helak olmalarına yol açtığı gibi bu sefer de doğru yolu göstermedi ve yok olmalarına yol açtı.

Daha sonra Yüce Allah İsrailoğulları’na olan nimetlerini saymaya geçti. Bu sayım esnasında zararın kaldırılmasını menfaatin sağlanmasından önce zikretti ki, bu da güzel ve akla uygun bir sıralamadır. Çünkü “kötülüklerin ber­taraf edilmesi menfaatlerin sağlanmasından önce gelir.” İşte bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- “Ey İsrailoğulları! Gerçekten biz sizi düşmanınızdan kurtardık.” Onları kurtardıktan sonra şöyle dedik: “Ey İsrailoğulları! Biz sizleri erkek çocuklarını­zı boğazlayan, kız çocuklarınızı diri bırakan düşmanınız Firavun’dan kurtardık ve gözlerinizin önünde onları suda boğarken, gözlerinizin aydınlanmasını sağla­dık. Bir sabah vaktinde hepsi suda boğuldular, onlardan hiçbir kimse kurtula­madı. Nitekim bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Sizin için de­nizi yarıp sizi kurtarmış, Firavun hanedanını ise gözlerinizin önünde, bakıp du­rurken boğmuştuk.” (Bakara, 2/50). İşte bu, zararın izale edilmesine işarettir.

2- “Sizinle Tûr’un sağında belli süre için sözleştik.” Biz size bir vakit belir­lemiştik. O da sizin önünüzde Musa ile konuşacağımız ve etraflı şer’î hükümle­ri ihtiva eden Tevrat’ı indireceğimiz vakitti. Aziz ve Yüce Rabbiniz ona hitap ederken siz de sözlerini işitirken bunlar olacaktı. Buluşma yeri Tûr dağının sağ tarafı idi. Tûr, Sînâ’daki bir dağdır. Müfessirler, dağın sağı solu olmaz; bundan kasıt Tûr dağının Medyenden Mısır’a doğru gidenin sağ tarafında kalmasıdır, derler.

3- “Üzerinize kudret helvası ve bıldırcın da indirdik.” Sizler Tîh’te bulu­nurken üzerinize menn ve selva’yı indirdik. Menn: Sabahtan yeri ağardığından güneşin doğduğu vakte kadar taşlar ve ağaç yaprakları üzerine semadan düşen nemli yumuşak bir tatlı idi. Selva ise güney rüzgârlarının sürüklediği bıldırcın kuşudur. İsrailoğulları’ndan her bir kişi bunlardan yetecek kadarını alırdı.

“Size verdiğimiz hoş rızıktan yiyin.” Onlara dedik ki: Bu helâl ve hoş yiye­ceklerden yiyerek bu nimetlerden istifade edin.

“Ve o hususta haddi aşmayın. O vakit gazabımın size gelmesi gerekir.” Caiz olanı aşarak caiz olmayanlara yönelmeyin. Allah’ın nimetlerini inkâr ederek azanlardan olmayın. İhtiyacınızdan fazla rızık almaya kalkışmayın. İsraftan, azgınlıktan, masiyetleri işlemekten, haklara tecavüz etmekten uzak durun. Si­ze vermiş olduğum emirlere muhalefet etmeyin, ederseniz gazabım üzerinize iner, cezam sizi bulur.

“Her kime gazabımın gelmesi lâzım olursa artık o helak olur.” Benim gaza­bım her kime inerse o bedbaht olur, helak olur.

“Şüphesiz ben tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyip hidayet üzere olana pek çok mağfiret edeceğim.” Günahlardan tevbe edip Allah’a, melekleri­ne, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman eden, Şeriatın teşvik edip güzel gördüğü salih ameller işleyen, ayrıca ölünceye kadar dosdoğru yolda giden kimselere kapsamlı bir şekilde mağfiret ediciyim, kötülüklerini örtücü­yüm. “Hidayet üzere olan” tabirinde bu yolu sürdürmenin gereğine delâlet var­dır. Çünkü halihazırda hidayet üzere bulunmak gelecekte de bunu sürdürüp bu hal üzere ölmedikçe kurtuluş için yeterli değildir. Yüce Allah’ın şu buyruğu da bunu pekiştirmektedir: “Şüphesiz rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yol üzere gidenler…” (Fusulet, 41/30). Burada “…salih amel işleyip hidayet üzere olan” ifadesi salih amel ile hidayet üzere olma mertebeleri arasında farklılık olduğunu ifade etmiyor; bunların zaman itibariyle farklı olduklarını gösteriyor. Burada Yüce Allah şöyle buyurmuş gibidir: Zaman zaman işlenebilecek günah­lardan tevbe ederek iman edip salih amel işlemekte bir zorluk yoktur. Asıl zor­luk bu istenen şeyleri devamlı ve sürekli yapmaktadır

Advertisements