103

١٠٣

ثُمَّ نُنَجّى رُسُلَنَا وَالَّذينَ امَنُوا كَذلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِنينَ

(103) sümme nünecci rusülena vellezine amenü kezalik hakkan aleyna nüncil mü’minin

sonra peygamberimizi kurtarırız böylece iman edenleri de bizim üzerimize bir haktır mü’minleri kurtarmak

(103) In the end We deliver our Messengers and those who believe: thus is it fitting on Our part that We should deliver those who believe!

1. summe : sonra
2. nuneccî : kurtarırız
3. rusulenâ : resûllerimizi
4. ve : ve
5. ellezine âmenû : âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler)
6. kezâlike : böyle, böylece
7. hakkan : bir haktır, borçtur
8. aleynâ : üzerimize
9. nunci : kurtarırız, kurtarmamız
10. el mu’minîne : mü’minler


AÇIKLAMA

Allah Tealâ kullarına, göklerin ve yerin yaratılışı ve bu ikisi arasındaki göz kamaştırıcı deliller hakkında tefekkür etmelerini emrediyor. Muazzam bir intizam içerisinde hareket eden sabit bir gezegen, nur saçan yıldızlar, güneş, ay, gece ile gündüz ve bunların birbiri ardınca gelişleri, uzunluk ve kısalıkları, gökyüzünün yüksekliği, genişliği, güzelliği, yıldızlarla tezyin edilmesi ve Allah’ın gökyüzünden indirdiği yağmur ve bu yağmurla yerden çıkarttığı çeşitli meyve ve sebzeler, ekinler, çiçekler, ve çeşit çeşit bitkiler… Yeryüzünde bulunan çeşitli şekil, renk ve cinslerde kara ve deniz hayvanları, yine yeryüzündeki dağlar, ovalar, madeni servetler… Denizlerde bulunan acaip varlıklar… Denizin yolcularına teslim olup gemileri taşıması ve kendisinden başka ilâh olmayan her şeyi gayet iyi bilen, her şeye kadir yüce Allah’ın yürütmesiyle gayet güzel bir şekilde denizde yüzen gemiler..

“Yakinen iman edenler için yeryüzünde nice deliller vardır. Kendi nefsiniz­de de… Görmez misiniz?” (Zariyat, 51/20-21).

Bu konularda tefekkür, insana yaratıcının varlığını gösterir, peygamberle­ri tasdik etmeye ve bu büyük ayetleri bildiren vahiy ve Kur’an’a iman etmeye götürür.

Ancak bu Kur’an’a ve kevnî deliller ve ayetler, peygamberler ve uyarılan -Keşşaf tefsirinin ifadesiyle- iman etmeleri beklenmeyen bir topluluğa kesinlik­le fayda vermez. Onlar akıllarını kullanmayan ve bu ayetlere bakmayan kim­selerdir.

Kurtubî diyor ki: Bunlar ezelde Allah’ın ilminde iman etmeyecekleri bili­nen kimselerdir. Bir görüşe göre “mâ-tuğnî” kelimesindeki “mâ” soru edatıdır.

Soru edatına göre mana şöyle olur: Allah’a ve peygamberlerine iman etme­yen, akıllarını yaratılış gayesine uygun olarak kullanmayan bir topluluk için Kur’an ayetlerinin doğruluğuna delâlet eden semavî ve arzî ayetler, açık muci­zeler, hüccetler ve burhanlarla gönderilen peygamberler “ne fayda verebilir?”

Buna göre iki şekilde mana verilmektedir. Birincisi nefiy (olumsuzluk) edatı olarak; bu durumda anlam “Hiçbir fayda vermez” şeklinde olur. İkincisi ise soru edatı olarak; bu durumda ise anlamı “Ne faydası olabilir?” şeklindedir. Görünen odur ki buradaki “mâ” edatı nefiy içindir, soru edatı olması da caizdir.

Bundan sonra Cenab-ı Hak müşriklerin dikkatini çekmek üzere şöyle bu­yuruyor: Ya Muhammed! Seni yalanlayan o kimseler, peygamberlerini yalanlayan geçmiş ümmetlerin başına gelen felâketler gibi bir felâket ve azabın gelme­sini mi bekliyorlar? Bunlar Allah’ın Hz. Nuh, Âd, Semud vb. kavimlere indirdi­ği feci felâketlerdir.

Ayette geçen “günler” kelimesi “olaylar” manasındadır. Meselâ, falan kişi Arapların “günlerini” yani “tarihteki önemli olayları” bilir, denir. Araplar azaba “günler” ismini verdikleri gibi nimetlere de “günler” ismini verirler. Meselâ bir ayette “Onlara Allah’ın günlerini -Allah’ın nimetlerini- hatırlat” buyurulmaktadır. Hayırlı ve şerli geçen her zaman eyyam (günler) dır.

Ey peygamber! Onları uyarmak, tehdit etmek ve korkutmak üzere şöyle de: Allah’ın azabını ve cezasını bekleyin. Ben de sizin helak olmanızı bekleyen­lerdenim. Yahut siz benim ölümümü bekleyedurun, asıl ben sizin helak olmanı­zı bekleyenlerdenim. Yahut ben Rabbimin vaadini bekleyenlerdenim.

“Nihayet biz Peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtardık.” Bizim takip ettiğimiz hükmümüz ve hakim olan âdetimiz azap indiği zaman peygamberle­rimizi ve onlarla beraber olan müminleri kurtarmak ve yalanlayan kimseleri helak etmektir.

Geçmiş peygamberleri ve onlarla beraber olan iman edenleri kurtardığı­mız gibi ey Rasulüm, senin beraber olan müminleri de kurtaracağız ve pey­gamberleri yalanlayanları ise helak edeceğiz.

Bu, Allah’ın kendi zatına vacip kıldığı bir haktır. Tıpkı, “Rabbin kendi za­tına merhametli olmayı vacip kılmıştır.” (En’am, 6/54) ayetinde olduğu gibi.

Yine Buharî ve Müslim’de yer alan bir hadis-i şerifte de Efendimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah bir kitap yazmıştır. Arş’ın üzerinde ken­di nezdinde olan bu kitapta şu yazılıdır: Rahmetim gazabıma galip gelmiştir.”

Advertisements