34

    RevelationCuzPageSurah
    92 583Nisa(4)

٣٤

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَالّتى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِى الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبيلًا اِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبيرًا

(34) er ricalü kavvamune alen nisai bi ma faddalellahü ba’dahüm ala ba’div ve bi ma enfeku min emvalihim fes salihatü kanitatün hafizatül lil ğaybi bi ma hafizallah vellati tehafune nüşüzehünne fe izuhünne vehcüruhünne fil medacii vadribuhünn fe in eta’neküm fe la tebğu aleyhinne sebila innellahe kane aliyyen kebira

erkekler idarecilerdir kadınlar üzerinde (onları himaye eden) Allah üstün vasıfta (yaratmıştır) birini diğerinden bir de infak yaparlar (erkekler) mallarından (onun için) saliha kadınlar itaatkardırlar mahrem olan gayri emanetleri muhafaza ederler Allah (onları) muhafaza kıldığı cihetle geçimsizliğinden korktuğunuz kadınlara (gelince) önce onlara nasihat verin ve (sonra) onları yataklarına (girmeyerek) terk edin (ve ıslah olmazlarsa) o kadınlara vurun eğer size itaat ederlerse onların aleyhinde yol aramayın şüphesiz Allah yücedir, büyüktür

(34) Men are the protectors and maintainers of women, because Allah has given the one more (strength) than the other, and because they support them from their means. Therefore the righteous women are devoutly obedient, and guard in (the husband’s) absence what Allah would have them guard. As to those women on whose part ye fear disloyalty and ill conduct, admonish them (first), (next), refuse to share their beds, (and last) beat them (lightly) but if they return to obedience, seek not against them means (of annoyance): for Allah is most high, great (above you all).

1. er ricâlu : erkekler
2. kavvâmûne : kâim olanlar, idareciler, koruyup gözetenler
3. alâ en nisâi : kadınlar üzerinde
4. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
5. faddala : üstün kıldı
6. allâhu : Allah
7. ba’da-hum : onların bir kısmı, bazıları
8. alâ ba’dın : bir kısmına, bazılarına, diğerlerine
9. ve bi mâ : ve sebebiyle, dolayısıyla
10. enfekû : verdiler, harcadılar
11. min emvâli-him : mallarından, kendi mallarından
12. fe es sâlihâtu : bu sebeble, bu bakımdan salih kadınlar, nefsini tezkiye eden kadınlar
13. kânitâtun : kanitindir, saygılı ve itaatkârdır
14. hâfizâtun : muhafaza edendir, koruyucudur
15. li el gaybi : gaybda, olmadığı zaman, yokken
16. bi mâ : sebebiyle, dolayısıyla
17. hafiza : korudu
18. allâhu : Allah
19. ve ellâtî : ve onlar (kadınlar)
20. tehâfûne : korkarsınız
21. nuşûze-hunne : onların itaatsizliklerinden, baş kaldırmalarından
22. fe ızû-hunne : … ise onlara öğüt verin, nasihat edin
23. ve uhcurû-hunne : ve onlardan ayrılın, yaklaşmayın, yalnız bırakın
24. fî el medâciı : yataklarında
25. vadrıbû-hunne : ve onlara vurun
26. fe : bundan sonra, artık
27. in ata’ne-kum : eğer size itaat ederlerse
28. fe : bundan sonra, artık
29. lâ tebgû : aramayın
30. aleyhinne : onlara, onların üzerine (aleyhine)
31. sebîlen : bir yol
32. inne allâhe : muhakkak ki Allah
33. kâne : oldu, idi, …dır
34. aliyyen : âli, yüce
35. kebîren : büyük

الرِّجَالُ erkeklerقَوَّامُونَ kaimdirlerعَلَى üzerineالنِّسَاءِ kadınlarبِمَا فَضَّلَ üstün kılmasıاللَّهُ Allah’ınبَعْضَهُمْ kimisiniعَلَى بَعْضٍ kimisineوَبِمَا أَنفَقُوا ve harcamaları sebebiyleمِنْ أَمْوَالِهِمْ mallarındanفَالصَّالِحَاتُ saliha kadınlarقَانِتَاتٌ gönülden itaat edicidirlerحَافِظَاتٌ koruyandırlarلِلْغَيْبِ gizli olanıبِمَا حَفِظَ koruması sebebiyleاللَّهُ Allah’ınوَاللَّاتِي تَخَافُونَ korktuğunuzنُشُوزَهُنَّ başkaldırmalarındanفَعِظُوهُنَّ öğüt verinوَاهْجُرُوهُنَّ ve onları yalnız bırakınفِي الْمَضَاجِعِ yataklardaوَاضْرِبُوهُنَّ onları dövünفَإِنْ أَطَعْنَكُمْ size itaat ederlerseفَلَا تَبْغُوا aramayınعَلَيْهِنَّ onların aleyhineسَبِيلًا bir yolإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahكَانَ olandırعَلِيًّا Aliyyكَبِيرًا ve Kebir


SEBEB-İ NÜZUL

Katâde’den rivayette o şöyle diyor: Bize Hasen rivayet etti ki Hz. Peygamber (sa) zamanında bir adam karısına bir tokat atmış, kadın da Hz. Peygamber (sa)’e gelerek kocasının bu davranışını şikâyet etmiş. Hz. Peygamber (sa) kocası hakkında kısas yapmak istemiş de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş. Kadını çağırıp bu âyet-i kerimeyi okuyan Hz. Peygamber (sa): “Sen bir şey diledin ama Allah da ondan başkasını diledi ve Allah’ın dilediği en hayırlıdır” buyurmuş  Hasen’den gelen başka bir rivayet şöyledir: “Ansardan bir adam karısına bir tokat atmıştı. Kocasına bu tokata karşılık kısas yapılması arzusuyla kadın Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gelmiş ve Efendimiz de kısas uygulamak üzereyken Allah Tealâ: “Sana O’nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur’ân’da acele etme…” (Tâhâ, 20/114) âyetini indirmiş. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sa), Sa’d’ın karısını veya onunla birlikte gelenleri kısas yapılmak üzere göndermeyip, ilâhî hükmü beklemek üzere bu âyet-i kerimenin nüzulüne kadar yanında tuttu ve kendiliğinden bir hüküm vermedi de Allah Tealâ “Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır.” âyet-i kerimesini indirdi. Suddî rivayetinde ise kısas talebiyle Hz. Peygamber (sa)’e kadının değil, ailesinin gittiği zikredilmektedir.  Hz. Ali’den gelen bir rivayette de ansardan birisinin karısını Hz. Peygamber (sa)’e getirdiği, kadının: “Ey Allah’ın elçisi, kocam beni yüzümde iz bırakacak şekilde dövüyor.” diye şikâyette bulunmuş olduğu, Hz. Peygamber (sa)’in: “Buna hakkın yok.” demesi üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu anlatılmaktadır.

Mukâtil’den gelen rivayette bu hadiseye karışanların kimler olduğu da zik­rediliyor. Şöyle ki: Nakîblerden Sa’d ibn Rebî’ ile karısı Zeyd ibn Ebî Hüreyre kızı Habîbe hakkında nazil oldu. Her ikisi de ansardandı. Rivayete göre Habîbe, kocası Sa’d’e karşı gelince (serkeşlik edince) kocası da ona bir tokat vurmuş. Habîbe’nin babası, kızını da yanına alarak Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gitmiş ve:

“Kızımı ona verdim, o ise onu tokatladı.” demiş. Hz. Peygamber (sa): “O da kocasına kısas yapsın, hakkını alsın.” buyurmuş. Habîbe babasıyla birlikte ko­casına kısas yapmak üzere oradan ayrılırken Hz. Peygamber (sa): “Geri dönün, Cibril geliyor.” buyurmuş ve Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş de “Biz bir şey murad ettik, Allah başka bir şey diledi. Hiç şüphesiz Allah’ın dilediği hayırdır.” buyurmuş ve kocasına kısas yapması emrini geri almış.  Kurtubî Tefsirinde Sa’d’ın karısının ismi Habîbe bint Zeyd ibn Hârice ibn Ebî Zuheyr olarak geçmektedir, Kelbî’den gelen bir rivayette de Sa’d’ın karısının Muhammed ibn Mesleme’nin kızı Umeyre olduğu; Ebu Ravk’tan ge­len bir rivayette de âyet-i kerimenin Ubeyy’in kızı Cemile ile kocası Sabit ibn Kays ibn Şemmâs hakkında nazil olduğu belirtilirken tbn Merdûye’nin Hz. Ali’den rivayetinde de kadını Hz. Peygamber (sa)’e getiren yakınının “Ey Allah’ın elçisi, bunun kocası, yüzünde iz bırakacak şekilde döv­müş.” dediği ayrıntısına yer verilmektedir.

Bütün bu rivayetlerde şahıslar farklı, ayrıntılarda küçük farklar olsa da aslında birbirini tamamlıyan ve destekleyen rivayetlerdir ve manâ İtibariyle aralarında ihtilâf yoktur.

Advertisements