123

    RevelationCuzPageSurah
    52 12234Hud(11)

١٢٣

وَلِلّهِ غَيْبُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(123) ve lillahi ğaybüs semavati vel erdi ve ileyhi yürceul emru küllühu fa’büdhü ve tevekkel aleyh ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta’melun

göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir bütün işler o’na döndürülür yalnız o’na kulluk ediniz ve o’na tevekkül edin Rabbin gafil değildir sizin yapmakta olduğunuz şeylerden

(123) To Allah do belong the unseen (secrets) of the heavens and the earth, and to him goeth back every affair (for decision): then worship him, and put thy trust in him: and thy Lord is not unmindful of aught that ye do

1. ve li allâhi : ve Allah’ın, Allah’a ait
2. gaybu es semâvâti : semaların (göklerin) gaybı
3. ve el ardı : ve yeryüzü, arz
4. ve ileyhi : ve ona
5. yurceu : döndürülür
6. el emru : emir, iş
7. kullu-hu : onun hepsi
8. fa’bud-hu (fe u’bud-hu) : artık ona kul olun
9. ve tevekkel : ve tevekkül edin
10. aleyhi : ona
11. ve mâ : ve değil
12. rabbu-ke : senin Rabbin
13. bi gâfilin : gâfil, habersiz
14. ammâ (an mâ) ta’melûne : yaptıklarınızdan


AÇIKLAMA

Senden önceki Rasullerin kavimleriyle yaptığı mücadele haberlerinden her haberi sana şu iki faide ile anlatıyoruz:

Birincisi: “Senin kalbini pekiştiriyoruz.” Kalbini, risaleti eda etmesi, eziyetlere tahammül ve sabır göstermesi için takviye ediyoruz. Çünkü senden önceki peygamberler kavimleriyle mücadele ederlerken çok eziyetlere katlan­dılar, onların yalanlamalarına karşı sabrettiler. Allah da onlara yardım etti. Düşmanları olan kâfirleri rezil-rüsvay etti. Geçmiş peygamber kardeşlerinden senin için örnek vardır.

İkincisi: “Bu haberlerde sana işin hakikati, müminlere ise bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.” Yani geçmiş peygamberlerin kıssalarını ihtiva eden bu surelerde yahut bu haberlerde ve bu ayetlerde gerçek olan, doğru olan, yakin olan nedir, sana açıkça beyan edilmiştir: Bu da Allah’ın birliği ve sadece ken­disine kulluk edilmesi, öldükten sonra dirilmenin ispat edilmesi, takvanın ve güzel ahlâkın faziletidir.

Bu haberlerde kâfirleri ürkütecek ders ve ibretler, müminlere öğüt olacak nasihatlar vardır. Bu surede özellikle zikri bildirdi. Çünkü burada peygamber­lerin, cennet ve cehennemin haberleri yer almaktadır.

Hak, tevhide, adalete ve peygamberliğe delâlet eden açık burhanlardır.

Mev’ıza (öğüt) dünyaya ve dünyadaki bedbahtlığa tamamen dayanmak­tan, dünyayı ahirete ve ahiret saadetine tercih etmekten uzaklaştırmak için söylenen sözler.

Zikrâ (hatırlatma) ise devamlı kalacak salih amellere irşad etmektir. Bu uyarı, korkutma ve teşvikten sonra Allah Rasulüne şu emri verdi: (Ey Rasulüm!) Rabbinden sana gelene iman etmeyen kâfirlere tehdit ederek şöyle söyle: Bu yolunuzda, metodunuzda ve halinizde devam edin. Benim hakkımda gücünüzün yettiği her şeyi yapın. Nitekim Hz. Şuayb (a.s.) da kavmine böyle demişti. Biz de aynı yolumuzda ve metodumuzda gücümüzün yettiği kadar hayra davet yolunda gayret edeceğiz. Bizimle birlikte ya ölüm veya düşündüğünüz başka bir şekilde bizim sonumuzu bekleyin. Biz de sizin akıbetinizi, sizin emsalinize inen azabın ya Allah tarafından ya da müminlerin eliyle gelmesini bekleyeceğiz.

İbni Abbas (r.a.) diyor ki: Siz helak olmayı bekleyin. Biz de size gelecek azabı bekliyoruz.

“Olduğunuz yerde devam edin” tehdidi aynen Cenab-ı Hakkın İblise söy­lediği “Onlardan gücünün yettiklerini vesvesenle bana karşı tahrik edip yoldan çıkar…” (İsra, 17/64) ve “Artık kim isterse iman etsin, kim de isterse küfretsin.” (Kehf, 18/29) ayeti gibidir.

Peygamberimizin işinin sonunu temenni etmek hususunu da Cenab-ı Hak müşriklerden nakletti: ‘Yoksa onlar senin için “O bir şairdir. Onun zamanın felâketine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar?” (Tür, 52/30).

İki grubun da akıbetini beklemesinin bir benzeri de şu ayette yer almak­tadır: “… Yakında o yurdun akıbetinin kimin olacağını gayet iyi bileceksiniz. Şüphesiz ki zalimler, kurtuluşa ermezler.” (En’am, 6/135).

Sonra da Cenab-ı Hak bu sureyi bütün hayır isteklerini toparlayan yüce ve toparlayıcı bir netice ile bitirdi. Cenab-ı Hak şöyle Duyuruyordu:

Yüce Allah geçmişte, şu anda ve gelecekte göklerin ve yerin görünmeyen sırlarını en iyi bilendir. O’nun ilmi küllî ve cüzî, yok olanlara ve var olanlara, şu anda bulunanlara ve bulunmayanlara her şeye nüfuz eder. Hepsinin dönüşü, bütün mahlûkatın ve kâinatın sonu O’nadır. Çünkü o hepsinin kay­nağıdır, hepsinin başlangıç noktasıdır. O’nun kudreti büyük, iradesi tesirlidir, kullarını kahredicidir. Herkesi hesap gününde küçük-büyük ameliyle hesaba çekecektir.

Allah bütün bu zikredilen sıfatlarla muttasıf olduğuna göre o halde sen ve seninle beraber olan müminler sadece Ona kulluk edin. Her işinde O’na hak­kıyla tevekkül et, gücünün yettiği ve yetmediği hususlarda O’na tam manasıy­la güven. Kim O’na tevekkül ederse O ona yeter. Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir. Yani yalanlayanların ve tasdik edenlerin hiçbir şey yaptığı, şu andaki durumları, ağızlarından çıkan sözleri Ona gizli değildir. O onlara dünya ve ahirette bu amellerinin karşılığını verecektir. Sana ve cemaatine her iki dün­yada yardım edecektir. Sen onlara hiç aldırış etme.

İmam Ahmed, Tirmizî ve İbni Mace Peygamberimiz (s.a.)’in şöyle buyur­duğunu rivayet etmektedirler: “Akıllı kimse nefsini bilen, ölümden sonrası için amel işleyendir. Aciz kimse nefsinin arzularına tabi kılan, Allah’tan birtakım temennilerde bulunan kimsedir.”