102

    RevelationCuzPageSurah
    92 594Nisa(4)

١٠٢

وَاِذَا كُنْتَ فيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلوةَ فَلْتَقُمْ طَاءِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَاءِكُمْ وَلْتَاْتِ طَاءِفَةٌ اُخْرى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذينَكَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَميلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرينَ عَذَابًا مُهينًا

(102) ve iza künte fihim fe ekamte lehümüs salate feltekum taifetüm minhüm meake vel ye’huzu eslihatehüm fe iza secedu felyekunu miv veraikümv velte’ti taifetün uhra lem yüsallu fel yüsallu meake vel ye’huzu hizrahüm ve eslihatehüm veddellezine keferu lev tağfülune an eslihatiküm ve emtiatiküm fe yemilune aleyküm meyletev vahidehv ve la cünüha aleyküm in kane bi küm ezem mim metarin ev küntüm merda en tedau eslihateküm ve huzu hizraküm innellahe eadde lil kafirine azabem mühina

sen onların için bulunduğun zaman kaldırırsan onları namaza (namaza) dursun onlardan bir taife seninle beraber silahlarını (yanlarına) alsınlar bunlar secdeye vardıkları zaman (ötekiler bekleyerek) arkanızda dursunlar sonra diğer taife gelsin namaz kılmamış (olan) seninle beraber namaz kılsınlar onlar ihtiyatlı olsunlar ve silahlarını da alsınlar kafirler arzu eder ki gafil bulunasınızda silahlarınızdan eşyalarınızdan size (bir baskın) yapsınlar ansızın bir baskın ile onlar için bir günah yoktur eğer size bir eziyet olursa yağmurdan (kaynaklanan) yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur siz tedbiri bırakmayın şüphesiz Allah hazırlamıştır kafirler için aşağılayıcı bir azap

(102) When thou (O Messenger) art with them, and standest to lead them in prayer, let one party of them stand up (in prayer) with thee, taking their arms with them when they finish their prostrations, let them take their position in the rear. And let the other party come up which hath not yet prayed – and let them pray with thee, taking all precautions, and bearing arms: the Unbelievers wish, if ye were negligent of your arms and your baggage, to assault you in a single rush. But there is no blame on you if ye put away your arms because of the inconvenience of rain or because ye are ill but take (every) precaution for yourselves. Allah hath prepared For the Unbelievers a humiliating punishment.

1. ve izâ : ve … olduğu zaman
2. kunte : sen oldun
3. fî-him : onların arasında
4. fe : o taktirde
5. ekamte : ikame ettirdin, kıldırdın
6. lehum : onlara
7. es salâte : namaz
8. fe li tekum : öyle ki ayağa kalksın, namaza dursun
9. tâifetun : taife, grup, bölük, bir kısmı
10. min-hum : onlardan
11. mea-ke : seninle beraber
12. ve li ye’huzû : ve alsınlar
13. eslihate-hum : kendi silâhlarını
14. fe : böylece, bu şekilde
15. izâ secedû : secde ettikleri zaman
16. fe li yekûnû : böylece olsunlar
17. min verâi-kum : sizin arkanızda
18. ve li te’ti : ve gelsin
19. tâifetun : taife, grup, bölük
20. uhrâ : diğer, başka
21. lem yusallû : namaz kılmadılar
22. fe li yusallû : böylece, bu şekilde namaz kılsınlar
23. mea-ke : seninle beraber
24. ve li ye’huzû : ve alsınlar
25. hızra-hum : kendilerini koruma tedbirleri
26. ve eslihate-hum : ve kendi silâhları
27. vedde : temenni etti, istedi
28. ellezîne : onlar, olanlar
29. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
30. lev : keşke, eğer, olsa
31. tagfulûne : gâfil olursunuz
32. an eslihati-kum : kendi silâhlarınızdan
33. ve emtiati-kum : ve kendi emtianız, mühimmatlarınız, teczihatlarınız
34. fe yemîlûne : böylece hamleyaparlar, baskın yaparlar, hücuma geçerler
35. aleykum : sizin üzerinize, size
36. meyleten : hücum, hamle
37. vâhıdeten : bir, tek
38. ve lâ : ve yoktur
39. cunâha : günah
40. aleykum : sizin üzerinize, size
41. in : eğer, ise
42. kâne : oldu
43. bi-kum : size
44. ezen : eziyet, güçlük
45. min matarin : yağmurdan, yağmur sebebiyle
46. ev : veya
47. kuntum : siz oldunuz
48. mardâ : hasta
49. tedaû : sizin bırakmanız, çıkarmanız
50. eslihate-kum : silâhlarınız
51. ve huzû : alın
52. hızra-kum : korunma tedbirleriniz
53. inne : muhakkak
54. allâhe : Allah
55. eadde : hazırladı
56. li el kâfirîne : kâfirler için
57. azâben : azap
58. muhînen : alçaltıcı, rüsvay edici
59. en : olmak

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ sen de aralarında bulunupفَأَقَمْتَ kıldırırkenلَهُمْ onlaraالصَّلَاةَ namazفَلْتَقُمْ dursunطَائِفَةٌ bir kısmıمِنْهُمْ onlardanمَعَكَ seninle beraberوَلْيَأْخُذُوا ve alsınlarأَسْلِحَتَهُمْ silahlarını daفَإِذَا سَجَدُوا secde ettikleri zamanفَلْيَكُونُوا bulunsunlarمِنْ وَرَائِكُمْ arkanızdaوَلْتَأْتِ gelipطَائِفَةٌ grupأُخْرَى diğerلَمْ يُصَلُّوا namaz kılmamış olanفَلْيُصَلُّوا namaz kılsınlarمَعَكَ seninle beraberوَلْيَأْخُذُوا ve hazırlıklı olsunحِذْرَهُمْ alsınlarوَأَسْلِحَتَهُمْsilahlarınıوَدَّ istediler kiالَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimselerلَوْ تَغْفُلُونَ gafil olasınız daعَنْ أَسْلِحَتِكُمْ silahlarınız ileوَأَمْتِعَتِكُمْ eşyalarınızdanفَيَمِيلُونَ gelsinlerعَلَيْكُمْ üzerinizeمَيْلَةً وَاحِدَةً ansızın bir baskınlaوَلَا جُنَاحَ bir günah yokturعَلَيْكُمْ sizin içinإِنْ eğerكَانَvarsaبِكُمْ sizeأَذًى bir zorlukمِنْ مَطَرٍ yağmurdan dolayıأَوْ veyaكُنتُمْ olmuşsanızمَرْضَى hastaأَنْ تَضَعُوا bırakmanızdaأَسْلِحَتَكُمْ silahlarınızıوَخُذُواyine de bulununحِذْرَكُمْ hazırlıklıإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahأَعَدَّ hazırlamıştırلِلْكَافِرِينَ kâfirler içinعَذَابًا bir azapمُهِينًا alçaltıcı


SEBEB-İ NÜZUL

Hz. Ali’den rivayette o şöyle anlatıyor: Bir grup tüccar Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gelip: “Ey Allah’ın elçisi, bizler sürekli olarak yeryüzünde yolculuk yapmaktayız. Biz nasıl namaz kılalım?” diye sordular. Allah Tealâ “Yeryüzün­de sefere koyulduğunuz zaman namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.” âyetini indirdi. Sonra bir süre vahiy gelmedi. Bunun üzerinden bir yıl geçmişti ki Allah’ın Rasûlü (sa) bir gazveye çıktı. Ashabına öğle namazı kıldırırken onla­rı namazda gören müşrikler: “Allah, Muhammed ve ashabına karşı size imkân verdi, haydin üzerlerine saldıralım.” dediler. İçlerinden birisi: “Yok hayır, şimdi değil; bunların bu namazlarının peşinden bundan daha üstün tuttukları bir na­mazları daha var, o namazı kılarlarken saldırın.” dedi. Allah Tealâ o gün öğle ile ikindi namazları arasında “Hiç şüphesiz Allah, kâfirlere alçaltıcı bir azâb hazır­lamıştır.” a kadar olmak üzere “Kâfirlerin size bir kötülük yapmasından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Hiç şüphesiz kâfirler sizin için apaçık bîr düşmandırlar.” âyetlerini indirdi. Böylece korku namazı inmiş oldu.

Ebu Ayyaş (Zeyd ibnu Sâmit) ez-Zurakî’den rivayette o şöyle anlatıyor: Allah’ın Rasûlü (sa) ile birlikte Usfân’da idik. Müşriklerin başında Hâlid ibnu’l-Velîd vardı. Allah’ın Rasûlü (sa) bize öğle namazını kıldırırken müşrikler kendi aralarında konuşup “Dilerseniz onlar bu haldelerken ve bizim geldiğimizin farkında değillerken birden üzerlerine saldıralım, demişler de bunun üzerine öğle ile ikindi namazları arasında namazları kısaltma (ve korku namazı) âyeti nazil oldu. Allah’ın Rasûlü de o gün ve Süleym oğulları günü korku namazı kıldırdı.  Ebu Hureyre’den rivayete göre ise âyet, Usfân ile Dacnân (ikisi de Mekke ile Medine arasındadır. Bunlardan Dacnân bir dağın, Usfân da bir yer veya bir kasabanın adıdır.) arasındalarken müşriklerin Hz. Peygamber (sa) ve ashabını öğle namazını kılarlarken görüp “Bunların şu namazlarından onlara daha sevgili, hattâ çocuklarından ve kızlarından (veya babalarından ve oğullarından, İbn Abbâs rivayetinde çocuklarından ve mallarından) onlara daha sevimli olan ikindi namazları var, o namaza durduklarında hep birden hücum edip işlerini bitirelim.” demeleri üzerine nazil olmuştur.

Katâde’nin Süleyman el-Yeşkurî’den rivayetine göre ise âyet, Nahl denilen mevkide nazil olmuştur. Bu rivayet bazı ayrıntılarda farklılık arzediyor, şöyle ki: Süleyman el-Yeşkurî, Câbir ibn Abdullah’a: “Namazı kısaltma hangi gün indirildi? veya Namazı kısaltma hangi gündür?” diye sormuş da Câbir şöyle anlatmış: Şam’dan gelmekte olan Kureyş kervanı için yola çıktık. Nahl’de iken kavimden bir adam Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gelmiş ve: “Ey Muhammed!” diye seslenmiş. Efendimiz: “Evet.” demiş. Adam: “Benden korkuyor musun?” demiş, Hz. Peygamber: “Hayır.” deyince, “Benim seni öldürmemi kim engelleyecek?” demiş, Efendimiz: “Allah engeller senden beni Allah korur.” buyurmuş. Adam kılıcını çekip Hz, Peygamber (sa)’i tehdit etmiş. Bu hadiseden sonra Allah’ın Rasûlü emretti de yola çıkma ve silâhları alma (silâhları kuşanma) nida olundu. Daha sonra namaz vakti girdi ve namaza nida olundu da Hz. Peygamber (sa) korku namazı kıldırdı. İşte o gün Allah Tealâ namazı kısaltma ve mü’minlere korku namazı esnasında silâhlarını kuşanma emrini içeren âyet-i kerimeyi indirdi.

Bu Katâde rivayeti, kimden olduğu yani râvisi belirtilmeksizin Kurtubî tef­sirinde biraz daha farklı olarak verilmiş. Şöyle ki: “Yağmurdan bir eziyet görür veya hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda bir beis yoktur, âyet-i kerimesi Batnı Nahle’de müşrikler bozguna uğrayıp müslümanlar kazandığında Hz. Pey­gamber (sa) hakkında nazil oldu. Yağmurlu bir gün idi ve Hz. Peygamber (sa) silâhını bırakmış halde kazâ-i hacet için çıkmıştı. Kâfirlerden Gavres ibnu’l-Haris, Efendimiz’in ashabından ayrılmış yalnız başına kazâ-i hacette bulundu­ğunu görünce kılıcını çekmiş ve dağdan aşağı inerek Efendimizin başına dikil­miş (bir rivayette de Hz. Peygamber (sa)’in, yakınındaki bir ağaçta asılı duran ve kabzası gümüş kakmalı kılıcını alarak), “Ey Muhammed, bugün seni benden kim kurtarır?” ya da “Bugün benim seni öldürmemi kim engelleyebilir?” demiş. Hz. Peygamber de: “Allah” deyip “Ey Allahım, Ğavres’i benden dilediğinle defet.” diye dua etmiş. Gavres kılıcıyla Efendimizde vurmak üzere yaklaştığın­da ayağı kayarak yüz üstü yere kapaklanmış. Vâkıdî burada Cibril’in Ğavres’i göğsünden ittiğini zikretmiştir. Gavres’in elinden düşen kılıcı alan Rasûl-i Ek­rem “Ey Gavres, şimdi benden seni kim koruyacak?!” buyurmuş. Onun: “Hiç kimse.” demesiyle “Benim hak peygamber olduğuma şehadet etmeyi ve kılıcını geri vermemi ister misin?.” diye sormuş. Gavres: “Hayır, senin hak peygamber olduğuna şehadet etmem, fakat bundan sonra seninle savaşmıyacağıma ve sana karşı senin hiçbir düşmanına yardım etmiyeceğime şehadet ederim.” demiş ve Hz. Peygamber (sa)’in iade ettiği kılıcını alıp gitmiş de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.  Hz. Peygamber tarafından serbest bırakı­lan Gavres’in, kabilesine varınca: “İnsanların en hayırlısının yanından geliyo­rum.” dediği nakledilir.

Bu hadise hicretin dördüncü senesinde Gatafan kabilelerinden Muharib oğulları ile Sa’lebe oğulları kabileleri üzerine gerçekleştirilen Zâtu’r-Rıkâ’ gazvesi sonrasında meydana gelmiştir. Bozulan düşman kuvvetlerinden arta kalan gruplardan birisinde bulunan Gavres, Hz. Peygamber’i yalnız ve silâhını bırakmış halde görünce anlatılan tama’a kapılmış olmalıdır. Buna göre bu âyet-i kerime hicretin dördüncü senesi inmiş olmalıdır.

İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette de “Yağmurdan bir eziyet görür veya hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda bir beis yoktur. Fakat dikkatli olun…” âyet-i kerimesi yaralı olduğu için silâhını bırakan Abdurrahmân ibn Avf hakkında nazil olmuştur.

İbn İshak, Câbir ibn Abdullah’tan rivayetle bu Gavres hadisesi sebebiyle Mâide, 5/11 âyetinin nazil olduğunu zikretmekte ancak Yezîd ibn Rûmân’dan Amr ibn Cihâş hakkında nazil olduğu rivayetinin de olduğunu kaydetmektedir.  İbn İshâk rivayeti inşaallah Mâide 11 âyetinin nüzul sebebinde tam olarak verilecektir.

Advertisements