94

٩٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّهُ بِشَىْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ اَيْديكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدى بَعْدَ ذلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَليمٌ

(94) ya eyyühellezine amenu le yeblüvenne kümüllühü bi şey’im mines saydi tenalühu eydiküm ve rimahuküm li ya’lemellahü mey yehafühu bil gayb fe meni’teda ba’de zalike fe lehu azabün elim

ey iman edenler (Allah) mutlaka sizi imtihan edecek elleriniz ve mızraklarınızla yetişebileceğiniz av gibi bir şeyle Allah meydana çıkarmak için gaybta kendisinden korkanları bundan sonra kim haddi aşarsa ona acıklı bir azap (vardır)

(94) Ye who believe Allah doth but make a trial of you in a little matter of game well within reach of your hands and your lances, that he may test who feareth him unseen: any who transgress thereafter, will have a grievous penalty.

1. yâ eyyuhâ : ey!
2. ellezîne âmenû : yaşarken Allâh’a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler
3. le : elbette, mutlaka
4. yebluvenne-kum(u) : sizi sınar, imtihan eder
5. allâhu : Allâh (c.c.)
6. bi şey’in : bir şey ile
7. min es saydı : avdan, av cinsi bir hayvan ile
8. tenâlu-hu : ona erişirsiniz, onu yakalarsınız
9. eydî-kum : elleriniz
10. ve rimâhu-kum : ve mızraklarınız
11. li ya’leme : bilmesi için, bilinip belli olması için
12. allâhu : Allâh (c.c.)
13. men : kim
14. yahâfu-hu : ondan, kendisinden korkar
15. bi el gaybi : gayb ile, gıyabında, gaybda
16. fe men i’tedâ : artık kim haddi aşarsa
17. ba’de zâlike : bundan sonra
18. fe lehu : o taktirde onun için vardır
19. azâbun elîmun : acı azap

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ آمَنُوا iman edenlerلَيَبْلُوَنَّكُمْ sizi muhakkak ki deneyecektirاللَّهُ Allahبِشَيْءٍ şey ileمِنْ الصَّيْدِ avdanتَنَالُهُ erişebileceğiأَيْدِيكُمْ ellerinizinوَرِمَاحُكُمْ ve mızraklarınızınلِيَعْلَمَ ortaya çıkarmak içinاللَّهُ Allahمَنْ يَخَافُهُ kendisinden korkanlarıبِالْغَيْبِ gıyabenفَمَنْ her kimاعْتَدَى aşırı giderseبَعْدَ sonraذَلِكَ bundanفَلَهُ onun içinعَذَابٌ bir azap vardırأَلِيمٌ çok acıklı


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Ebî Hatim’in Mukatil ibn Hayyân’dan rivayetle tahricine göre bu âyet-i kerime Hudeybiye umresinde (Umretu’1-Kazâ) nazil olmuştur. O sene Hz. Peygamber (sa) ve ashabı Ten’îm’de umre için ihrama girdiklerinde vahşî hayvanlar, kuşlar ve av hayvanları, ellerinin uzanabileceği ve bir güç sarfetmeden tutuverecekleri kadar yakınlarına gelirmiş ve bir imtihan olmak üzere onları tutmaktan veya avlamaktan menedilmişler.

Advertisements