8

    RevelationCuzPageSurah
    8 30591Ala(87)

٨

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرى

(8) ve nüyessirüke lilyüsra
Seni müyesser kılacağız en kolay yola

(8) And We will make it easy for thee the simple

1. ve nuyessiru-ke : ve biz sana kolaylaştıracağız
2. li el yusrâ : kolay gelmesi için

وَنُيَسِّرُكَ Biz seni iletip başarılı kılacağızلِلْيُسْرَى en kolaya


AÇIKLAMA

“Rabbinin o yüce adını teşbih et.” “Yüce Rabbimi tenzih ve takdis ede­rim” sözü ile Allah’ı ona lâyık olmayan herşeyden tenzih et. Kurtubi: “Evlâ olan ismin müsemma olmasıdır. (Adını teşbih et ifadesinin anlamı: Rabbini teşbih et şeklinde anlaşılmalıdır.)” dedi. Ebu Hayyan da şöyle dedi: “Za­hir olan, tenzihin isim üzerinde vaki olduğudur. Yani, O’nu bir putun veya heykelin rab ve ilâh diye adlandırılmasından tenzih et. Eğer sözün bile başkasına kullanılmasından tenzihi oluyorsa, kendisi daha önceliklidir. Za­tın tenzihi daha önemlidir.” Denildi ki: “Burada isim müsemma manasına­dır. Maksat Allah Tealâ’nın tenzih edilmesini emretmektir.” “el-A’lâ”nın anlamı Allah’ın kendine atfedilen her türlü eksiklikten, herşeyden yüce, en yüce, en üstün, en büyük olduğu gerçeğidir.

İmam Ahmed, Ebu Davud ve İbni Mace, Ukbe b. Amir el-Cüheni’den rivayet etti: Vakıa suresinin 96. ayeti “Haydi Rabbini o büyük adıyla teş­bih et.” ayeti inince Rasulullah (s.a.) bize “Bunu rükunuza koyun.” buyur­du. A’lâ süresindeki “Rabbinin o yüce adını teşbih et.” ayeti inince de: “Bu­nu secdenize koyun.” buyurdu.”

Sonra da, bilmeyi isteyen için Rabbin ve O’nun kudretinin delili ola­cak, O yüce ismin sıfatlarını vasfetti:

1- “Ki O, yaratıp düzene koyandır.” İnsanın da bulunduğu bütün kâ­inatı yaratandır. Her mahluku da en güzel şekilde düzene koydu; bölümle­rini uyumlu yaptı. Hakîm, tedbiri olan ve alim bir ilâhın sanatına gösterge olması için onu, düzenli, yerli yerince ve muhkem yaptı.

2- “Takdir eden, yol gösterendir.” Her mahluka onun için uygun olanı takdir edip, onu takdir ettiğine hidayet eden, ondan yararlanmayı öğreten veya cinsini, türlerini, vasıflarını, fiillerini, sözlerini, ecellerini takdir eden­dir. Onlardan her birine, ondan meydana geleceği ve onun için gerekeni gösteren, yaratılış amacına onu sevkeden, dini ve dünyası ile ilgili işlerini ona ilham eden, mahlukâtm rızık ve yiyeceklerini takdir eden, insana ve hayvana hayatlarını sürdürme yollarını ilham eden eşyada faydaları yara­tan ve insana onu elde etmeyi öğretendir.

Ayetin benzeri, Allah Tealâ’nın Musa (a.s.)’nın Firavun ile konuşması­nı haber verdiği ayettir: “Bizim Rabbimiz her şeye hilkatini veren, sonra da doğru yolunu gösterendir.” (Tâha, 20/50) Yani takdir edip, mahlukâtı ona hidayet etti. Sahih-i Müslim’de Abdullah b. Amr’dan şöyle rivayet edildi: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Allah Tealâ gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce mahlukâtın kaderini takdir etti. Arş’ı da su üzerinde idi.”

3- “Yeşil otu çıkaran, sonra da onu kapkara, kupkuru bir hale getiren­dir.” Otu ve hayvanların yediği yeşil bitkileri bitiren, bütün bitki ve ekin çeşitlerini insan yesin, diye yaratandır.

Sonra o ekinler yeşil iken onları kupkuru ve yemyeşil iken kapkara hale getirdi. Çünkü ot cinsi kuruyunca kararır.

Peygamber (s.a.)’e emretmiş olduğu ve O’na lâyık olan, kendisi için ra­zı olduğu teşbihtir. Peygamber (s.a.) de onu bilip Allah Tealâ’nın Kur’an’dan kendisine indirdiğini okuyarak onu korumaya titizlik gösterdi. Rabbi, ona Kur’an’dan okutacağını ve unutturmayacağını müjdeledi:

“Seni okutacağız da unutmayacaksın. Allah’ın dilediği başka.” Ey Muhammed! Sana okumayı ilham ederek seni okur yapacağız. Okuduğunu da unutmayacaksın. Peygamber (s.a.), Cibril, kendisine Kur”an ayetlerini ge­tirdiğinde, Cibril daha ayetin sonunu getirmeden Peygamber (s.a.) unutma endişesinden dolayı evvelini tekrar ediyordu. Daha sonra bu ayet indi. Allah ona ilham edip, Kur’an’ı unutmaktan onu korudu.

Ayetin benzeri şu ayetlerdir: “Sana onun vahyi tamamlanmazdan ev­vel Kur’an’ı (okumada) acele etme.” (Tâha, 20/114). “Onu (okumada) acele etmen için dilini onunla depretme. Onu toplamak, onu okutmak şüphesiz bize aittir.” (Kıyamet, 75/16-17).

Ardından da, “Allah’ın dilediği başka.” buyurdu. Sen, sana indirilen Kur’an’ı ezberleyecek ve unutmayacaksın, ama Allah’ın unutmanı dilediği müstesna. Eğer sana bir şeyi unutturmayı dilerse yapar. Şöyle de denmiş­tir: İstisnadan murat, meydana gelecek neshtir. Yani, sana okuttuğumuz­dan Allah’ın kaldırılmasını veya neshini dilediğinden başkasını unutmaya­caksın. Tilâveti neshedileni de terketmende bir sakınca yoktur.

Birinci mana daha sahihtir. Katade şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) Allah’ın dilediğinden başka bir şeyi unutmuyordu.

Sonra Allah Tealâ okutma ve bir maslahat için Allah’ın unutmasını di­lediğinin dışında unutmayacağı vadini tekid ederek buyurdu ki:

“Çünkü O, aşikârı da bilir gizliyi de” kulların açıkca yaptığını da ve söz­lerinden fiillerinden gizlediğini de bilir. O’ndan bir şey gizli kalmaz. Aşikâr, insanın aleni olarak yaptığı veya söylediği her şeydir. Gizli ise insanın Allah’tan başkasının bilmediği kendi içinde gizlediği her şeydir. Sana, seni okutacağını ve ezberleteceğini vaad eden açığı ve gizliyi bilendir.

Bu, “Allah’ın dilediği başka.” sözünün neshi ifade ettiğini söyleyen gö­rüşe göredir. Neshe bir illet sayılmaktadır. Böyle olunca da, hükmün kon­ması ve kaldırılması, mükelleflerin yararlarına göre olmaktadır. Ayetin benzeri, Enbiya suresi 110. ayetidir: “Muhakkak O, açık söylediklerinizi bi­lir. Gizlediklerinizi de bilir.”

Bundan sonra da ona bir müjde daha veriyor: Onun kolaylaştırılması. Yani hükümleri itibariyle yapılabilir, kolay olana yöneltme.

“Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz.” Sana hayır fiillerini ve sözle­rini kolaylaştıracağız. Sana kolay, müsamahalı bir din vereceğiz. Din ve dünya işlerinde müsamahalı bir din ve kolay bir yola seni koyacağız. Sana sadece en kolayını vereceğiz. Nefislere yapılması ve katlanılması zor gel­meyecek en kolaydan başkasını ümmetin için seçmeyeceksin.