141

١٤١


تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَاكَسَبَتْ وَلَكُمْ مَاكَسَبْتُمْ وَلَاتُسْلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(141) tilke ümmetün kad halet leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm ve la tüs’elune amma kanu ya’melun

işte onlar bir ümmetti geldi geçti (onların) kazandıkları kendilerine sizin kazandığınız da sizedir mesul değilsiniz onların yaptığı işlerden

(141) That was a people that hath passed away. They shall reap the fruit of what they did, and ye of what ye do! Of their merits there is no question in your case:

1. tilke : o
2. ummetun : bir topluluk
3. kad : olmuştu
4. halet : gelip geçti
5. lehâ mâ kesebet : onun kazandığı şey(ler)
6. ve lekum : ve sizin
7. mâ kesebtum : kazandığınız şey(ler)
8. ve lâ tus’elûne : ve size sorulmaz
9. ammâ (an mâ) : şeylerden
10. kânû : oldular
11. ya’melûne : yapıyorlar


AÇIKLAMA

136. ayet-i kerimede Yüce Allah müminlere şöyle demelerini öğretip emret­miştir: Biz Allah’a, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettik. O’nun peygamber ve kitapları arasında bir fark gözetmeyiz. Bu ayet-i kerimede de Yüce Allah on­lara şöyle demelerini emretmektedir: Yüce Allah bizleri peygamberlerin getir­dikleri vasıtasıyla hakka ve imana istidatlı olarak yaratmış ve bu boya ile bizleri boyamıştır. Peki, hikmeti sonsuz, her şeyden haberdar olan Allah’ın boyasından boyası daha güzel olan kimdir? İslâm boyasından daha güzel boya olabilir mi? Kullarını iman ile boyayan Allah’tır. Bununla şirkin pisliklerinden onları arındı­ran O’dur. O bakımdan bizler önder ve hahamlardan herhangi bir kimsenin bo­yasına uymayız. Çünkü bu, tek olan bir dini fırkalara bölen, ümmeti birbirinden nefret eden kesimlere ayırmakta olan uydurma ve beşerî bir boyadır.

Bizler, bize ihsan etmiş olduğu oldukça üstün ve değerli nimetler arasında İslâm ve hidayet nimetlerini de bağışlamış bulunan Allah’a ibadet edenleriz, O’ndan başkasına ibadet etmeyiz, O’na ihlâsla bağlıyız, O’na itaatle boyun eğe­riz. O bakımdan bizler dine bir şeyler ekleyen, ondan bir şeyler eksilten, helâl ve haramlar koyan, ruhlardan İslam boyasını silen ve Allah’a şirk koşma boya­sını oraya yerleştiren hahamları, rahipleri Rabler edinmeyiz.

Daha sonra Yüce Allah Peygamberine, Kitap Ehli’ne şunları söylemelerini emretmektedir: Allah’ın dini hakkında bizimle tartışıyor ve hak dinin Yahudi­lik ve Hristiyanlık olduğunu iddia ediyor, bu dinleri izlemekle cennete girece­ğinizi umuyor ve: “Yahudi veya Hristiyan olandan başkası asla cennete gire­mez.” (Bagarah: 2/111) “Yahudi veya Hıistiyan olun ki hidayet bulasınız.” (Ba­kara: 2/135) mı diyorsunuz?

Sizler bu iddiaları neye dayanarak ileri sürüyorsunuz? Neye dayanarak hidayete ve Allah’a bizden daha yakın olduğunuzu söyleyebiliyorsunuz? Halbu­ki Allah bizim de sizin de Rabbidir. Allah’a kul olma açısından bizim ile sizin aranızda fark yoktur. Bizim de sizin de malikiniz O’dur. İyi ya da kötü olsun, bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Allah her insana kendi amelinin karşılığını verecektir. İnsanlar arasında takva ve salih amel dışında hiçbir bakımdan üstünlük yoktur. Sizler ise geçmişteki salihlerinize güvendi­niz. Onların size şefaat edeceklerini zannettiniz. Bize gelince; biz kendi ameli­mize güveniriz, Allah’a ihlâsla yöneliriz, O’nun rızasından başka bir kastımız yoktur. Peki nasıl olur da cennet ve hidayetin size münhasır olduğu iddiasında bulunabilirsiniz?

Kendinizin özel olarak Allah’a yakınlığınızın yine Allah tarafından tespit edildiğini nasıl söyleyebilirsiniz? Ya da dinleriniz Yahudilik ya da Hristiyanlığın size ayrıcalık kazandırma sebebinin önceden gelmiş peygamberler olan İb­rahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbât’ın Yahudi ya da Hristiyan olmalarından kaynaklandığını neye dayanarak söylemektesiniz? Siz onların izinden mi git­mektesiniz? Böyle bir iddia yalandır. Çünkü bu iki isim (Yahudilik ve Hristi­yanlık) sonradan ortaya çıkmıştır. Yahudilik adı ancak Hz. Musa’dan sonra, Hristiyanlık adı da ancak Hz. İsa’dan sonra ortaya çıkmıştır.

Burada maksat, her iki tarafın da iddialarını reddetmek ve bu iddiaları sebebiyle her iki tarafı da şiddetle azarlamaktır. Peki, Allah katında neyin kendi rızasına uygun olduğunu sizler mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Şüphesiz ki bunu daha iyi bilen siz değil, Allah’tır. Allah insanlar için İbrahim dinini seçip beğenmiştir. Siz bunu itiraf ediyorsunuz? Kitaplarınız da Yahudilik ve Hristiyanlık gelmeden önce onu tasdik etmektedir. Peki, siz neden bu dini beğenmiyorsunuz?

Yanında Allah’tan gelmiş bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Bu ise Yüce Allah’ın Hz. İbrahim ile Hz. Yakub’un Hanif ve müslüman oldukla­rına, Yahudilik ve Hristiyanlıktan uzak olduklarına dair şahitliğidir. İnsanlar arasında kardeşlerinin çocukları olan İsmail’in oğulları Araplardan bir pey­gamber göndereceğini müjdeleyen Allah’ın şahitliği O’nun kitabında tespit edilmiştir.

Zemahşerî der ki: Bunun iki anlama gelme ihtimali vardır:

a) Kitap Ehli’nden daha zalim hiçbir kimse yoktur. Çünkü onlar bile bile bu şahitliği gizlediler.

b) Eğer bizler bu şahitliği gizleyecek olursak, hiçbir kimse bizden daha za­lim olamaz. Böyle bir açıklama halinde ise, onların Yüce Allah’ın Muhamed (s.a.)’in lehine kitaplarında yapmış olduğu peygamberlik şehadetini ve diğer şehadetleri gizlemelerine de bir tariz vardır.

Allah amellerinizden gafil değildir. Tek tek onları sayıp tespit eder, amel­lerinize karşılık sizi cezalandırır. Bu ise azar ve sitemin akabinde gelen bir teh­dittir.

O peygamberler topluluğunun kazandıkları güzel ameller kendilerinindir. Sizin de kazandığınız güzel ameller sizindir. Kimse başkasının amelinden so­rumlu olmayacaktır. Aksine herkes kendi yaptığından sorumlu tutulur. Kendi­sinden başka kişiye ne zarar veren bulunur ne de fayda sağlayan. Sizlere geç­mişlerin yaptıklarından sorulmayacaktır. Onlar da bizim yaptıklarımızdan so­rumlu olmayacaklardır. İşte bu, akılların da kabul ettiği hak dinlerin temel bir kaidesidir. Bu da kişisel veya ferdî sorumluluktur. Nitekim Yüce Allah bir baş­ka yerde şöyle buyurmaktadır: “Hiçbir (günah) yük (ünü) yüklenen, başka biri­sinin yükünü yüklenmez ve insan için çalıştığından başkası yoktur.” (Necm: 53/38-39). Şanı yüce Allah bu kaideyi ve bu ayet-i kerimeyi pek çok münasebet­le tekrarlamıştır. Bundan önceki 134. ayet-i kerimede bu durum, onların övün­dükleri atalarının amelleri ile geçmişe bel bağlama huyları dolayısıyla söz ko­nusu edilmişti. İşte geçmişe bakıp geleceğe karşı tembellik gösteren, uyuşuk ve güçsüzlerin yaptıkları hep bu türden işlerdir.

Yüce Allah yine: “Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” sözünü değişik yerlerde amellerinin karşılığını görmeyi, hesabı ve amellerin tespit edildiğini tekit etmek için tekrarlamaktadır. İşte insanlar arasındaki mutlak adalet bu­dur. Ebu Hayyan der ki: Bu cümle ancak bir masiyetin işlenmesi akabinde gel­mektedir. Dolayısıyla bir tehdit ihtiva etmekte ve Yüce Allah’ın onların işlerini başıboş bırakmayacağını haber veren bir üslupla gelmektedir

Advertisements