100

١٠٠

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا ذلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

(100) ves sabikunel evvelune minel mühacirine vel ensari vellezinettebeuhüm bi ihsanir radiyallahü anhüm ve radu anhü ve eadde lehüm cennatin tecri tahtehel enharu halidine fiha ebeda zalikel fevzül aziym

geçenlerle önce gelen ve (iyilikte ileri olan) muhacirlerden ve ensardan onlara güzellikle tabi olanlardan Allah onlardan razı olmuş (onlarda) (Allah’tan) on’dan razı olmuşlardır onlar için hazırlanmıştır altlarından nehirler akan cennetlere orada ebedi olarak kalacaklardır işte bu çok büyük bir saadettir

(100) The vanguard (of Islam) – the first of those who forsook (their homes) and of those who gave them aid, and (also) those who follow them in (all) good deeds-well-pleased is Allah with them, as are they with Him: for them hath He prepared Gardens under which rivers flow, to dwell therein forever: that is the supreme felicity.

1. ve es sâbikûne el evvelûne : hayırlarda yapılan müsabakalarda yarışanların evvelkileri
2. min el muhâcirîne : hicret (göç) edenlerden
3. ve el ensâri : ve yardım edenler
4. ve ellezîne ettebeû-hum : ve onlara tâbî kimseler
5. bi ıhsânin : ihsan ile
6. radıye allâhu : Allah razı oldu
7. an-hum : onlardan
8. ve radû an-hu : ve ondan razı oldular
9. ve eadde : ve hazırladı
10. lehum : onlar için, onlara
11. cennâtin : cennetler
12. tecrî : akar
13. tahte-hâ : onun altından
14. el enhâru : nehirler, ırmaklar
15. hâlidîne : ebedî kalanlar
16. fîhâ : orada
17. ebeden : ebedî olarak
18. zâlikel fevzu el azîmu : işte bu en büyük fevzdir