100

١٠٠

قُلْ لَايَسْتَوِى الْخَبيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبيثِ فَاتَّقُوا اللّهَ يَا اُولِى الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

(100)kul la yestevil habisü vet tayyibu ve lev a’cebeke kesratül habis fettekullahe ya ülil elbabi lealleküm tüflihun

de ki murdarla temiz bir olmaz ve hoşuna gitmiş olsa murdarın çok olması Allah’tan sakının ey akıl sahipleri umulur ki felaha erersiniz

(100) Say: “Not equal are things that are bad and things that are good, even though the abundance of the bad may dazzle thee so fear Allah, O ye that understand that (so) ye may prosper.”

1. kul : de, söyle
2. lâ yestevî : bir değil, eşit değil
3. el habîsu : habis, pis, haram kılınan, murdar olan
4. ve et tayyibu : ve temiz, helal kılınan
5. ve lev a’cebe-ke : ve senin hoşuna gitse bile
6. kesretu : çokluk
7. el habîsi : habis, pis, haram kılınan, murdar olan
8. fe ittekû allâhe : artık, o halde Allâh’a (cc.) karşı takva sahibi olun
9. yâ ulî el elbâbi : ey sırların sahipleri
10. lealle-kum : umulur ki böylece siz
11. tuflihûne : felâha erersiniz

قُلْ de kiلَا يَسْتَوِي bir değildirالْخَبِيثُ pis ileوَالطَّيِّبُ temizوَلَوْ أَعْجَبَكَ hoşunuza gitse bileكَثْرَةُ çokluğuالْخَبِيثِ pis olanınفَاتَّقُواo halde sakınınاللَّهَ Allah’tanيَا eyأُولِي sahipleriالْأَلْبَابِ akılلَعَلَّكُمْ umulur kiتُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz

SEBEB-İ NÜZUL

Câbir’den rivayete göre Hz. Peygamber (sa): “Allah Tealâ size putlara ta­pınmayı, içki içmeyi, birbirinizin nesebine ta’n etmeyi haram kılmıştır. Uyanın; içki içene, içki yapmak üzere üzümü (veya hurmayı veya içki yapılan diğer her­hangi bir meyveyi) sıkana, içki dağıtana, satana, parasını yiyene lanet olunmuş­tur.” buyurmuş. Bunun üzerine bir bedevi kalkmış ve: “Ey Allah’ın elçisi, ben daha önceleri bunun ticaretini yapardım. İçki satışından epeyce de mal edindim. Allah’a itaat yolunda harcıyacak olursam bu mal bana fayda sağlar mı?” diye sormuş da Efendimiz (sa): “Bir hacda veya cihadda veya sadaka olarak harcasan bile Allah katında bir sinek kanadı kadar bile bir değeri yoktur. Allah ancak hoş ve temiz olanı kabul buyurur” buyurmuş. Allah Tealâ da Rasûlü’nün bu sözünü tasdik anlamında olmak üzere “De ki: “Murdarın çokluğu hoşunuza gitse de murdarla temiz bir olmaz…” âyet-i kerimesini indirmiştir

AÇIKLAMA

Ey insanlar! Şunu biliniz ki, hiç bir şeyin kendisine gizli kalmadığı Allah, emirlerine muhalefet edip O’na şirk koşan, fasıklık edip O’na isyan eden kim­selere cezası pek şiddetli ve ağır olandır. Bununla birlikte O, kendisine itaat edenlerin günahlarını bağışlayıp affeder ve ona merhamet buyurur. İman et­meden önce işlemiş olduklarından, bilmeden yaptığı ve sonradan tevbe ederek amelini ıslah ettiği takdirde, işlediği kötülüklerden de onu sorgulamayacaktır. Bu ise şunu gerektirir: İman ancak korku ve ümit ile tamam olur. Ve şanı yüce Allah bizi boşuna yaratmamıştır. Aksine isyankârın cezalandırılması, itaat edenin sevap görmesi de kaçınılmaz bir şeydir.

Cezanın rahmetten önce anılması, yüce Allah’ın rahmet yönünün daha ağır bastığını göstermektedir. Çünkü O’nun rahmeti sahih hadiste de belirtildi­ği gibi gazabını geçmiştir. Bundan dolayı, “Ve O pek çok şeyi affeder.” (Ma’idah, 5/15) diye buyurmaktadır.

Şanı yüce Allah bu ayet-i kerimede de cezadan önce iki rahmet vasfını zik­retmiştir ki, bunlar da onun Gafur ve Rahîm olduğudur.

er-Râzî der ki: İşte bu da önemli bir inceliğe dikkat çekmektedir ki, o da şudur: Yaratıkların yoktan var edilmesi ve varlığın ortaya çıkarılması aslında rahmetten dolayıdır. Zahiren görülen o ki, nihayet de ancak rahmet üzere ola­caktır

İnsanları zorlayarak hidayete ermelerini sağlamaya çalışmak, imanlı ol­maları için mecbur etmek Peygamberin görevi değildir. Onun görevi tebliğ et­mek, risaleti eda etmektir. Bundan sonrası, itaata sevap, masiyete ceza verme işi gizliyi ve gizlinin de gizlisini bilen mahlûkatın yaratıcısı Yüce Allah’a aittir. O Allah ki insanın açığa vurduğunu da nefsinin derinliklerinde gizlediklerini de bilir. Rasul tebliğ ettiğine göre gerisi insanlara kalmıştır.

Bu daha önce 97. ayet-i kerimede geçen, “…Bu da Allah’ın … bildiğini… si­zin de bilmeniz içindi.” buyruğundaki tehdidi pekiştiren oldukça ağır bir tehdit ve Allah’ın emirlerine muhalefet eden kimselere bir korkutmadır. Ayrıca müş­riklerin batıl mabutlarından duydukları korkunun yersiz olduğunun da delili­dir.

Yüce Allah, “Bilin ki muhakkak Allah, cezası pek çetin olandır ve muhak­kak Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir” buyruğu ile masiyetten uzaklaştırıp itaati teş­vik etmenin akabinde şu buyruğu ile de bir mükellefiyeti ifade etmektedir: “Rasul’e düşen ancak tebliğdir.” Bundan sonra da itaati teşvik etmekte, masi­yetten uzaklaştırmakta ve şöyle buyurmaktadır: “Allah gizlediğinizi de açıkla­dığınızı da bilir.” Yine bunun akabinde bir başka türden itaate teşvik etmekte, masiyetten uzaklaştırmak üzere de şöyle buyurmaktadır: “Murdar ile temiz… hiç bir zaman bir olmaz.”

Kaliteli ile âdiyi, iyi ile kötüyü eşit tutmak hikmet ve adalete uygun bir şey değildir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yoksa biz iman edip salih amel işleyenleri yeryüzünde fesat çıkartanlar gibi mi kabul edeceğiz? Yoksa biz takva sahibi olanları günahkârlar gibi mi değerlendireceğiz?” (Sâd, 38/28). Yine Aziz ve Celil olan Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: ‘Yoksa kötü­lük işleyenler kendilerini iman edip salih amel işleyenler gibi kılacağımızı ve hayatları ile ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Hükmettikleri şey ne kadar kötüdür?” (Câsiye, 45/21)

Söyle onlara ey Peygamber! Âdi ile kaliteli, zararlı ile faydalı, bozuk ile iyi, haram ile helâl, zalim ile adaletli asla bir olmaz. Ey olayları gözleyen kim­se, kötülerin yahut fesatçıların ya da faiz, rüşvet ve hainlik gibi haram yollarla toplanan servetlerin çokluğu, buna karşılık salihlerin, iyilerin ve istikamet üzere olanların azlığı seni şaşırtmasın. Öbürlerinin çokluğu senin hoşuna git­mesin.

Ey akıl sahipleri! Allah’tan korkun, şeytanın size musallat olmasından çe­kinin. Musallat olur da sizi yanıltmış olursa, batıl ve fesat ehlinin yahut haram malın çokluğu sizi aldatmasın! Şüphesiz akıllı kimse, öğüt alan, uyanık ve kö­tülüklerden sakınan kimsedir. Allah korkusu (takva) felahın, umduğunu elde etmenin, kurtuluşun, dünya ve ahiret hayırlarını ele geçirmenin biricik yolu­dur.

Burada takva emrinin verilmesi ise daha önce geçen ve itaati teşvik eden pek çok ifade ile masiyetten çokça sakındıran buyrukların bir tehdididir.

Advertisements