52

٥٢

قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا اِلَّا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُصيبَكُمُ اللّهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه اَوْ بِاَيْدينَا فَتَرَبَّصُوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ

(52) kul hel terabbesune bina illa ihdel husneyeyn ve nahnü neterabbesu biküm ey yüsiybekümüllahü bi azabim min indihi ev bi eydina fe terabbesu inna meaküm müterabbisun

de ki siz bizi gözetebilirsiniz ancak iki güzel (şeyden) birini biz de gözetliyoruz size Allah’ın katından isabet edecek azabın (gelmesini) veya bizim elimizden verilecek o halde gözetleyin şüphesiz bizde sizinle beraber gözetliyoruz

(52) Say: can you expect for us (and fate) other than one of two glorious things (martyrdom or victory)? but we can expect for you either that Allah will send his punishment from Himself, or by our hands. So wait (expectant) we too will wait with you.

1. kul : de
2. hel terabbesûne : bekliyor musunuz
3. binâ : bizim ile, bize, bizim için
4. illâ : …den başkasını
5. ıhde el husneyeyni : iki güzellikten birisi
6. ve nahnu : ve biz
7. neterabbesu : bekliyoruz
8. bi-kum : size, sizinle
9. en yusîbekum allâhu : Allah’ın size isabet ettirmesi
10. bi azâbin : bir azabı
11. min indi-hî : onun indinden
12. ev : veya
13. bi eydî-nâ : bizim elimizle
14. fe terabbasû : artık bekleyin
15. innâ : muhakkak ki biz
16. mea-kum : sizlerle birlikte
17. muterabbisûne : bekleyenler


AÇIKLAMA

Münafıklardan bazıları sana: Ey Muhammed! Savaştan geri kalıp otur­mak hususunda bana izin ver, seninle beraber çıkmakla beni günah ve helake sürükleme. Rum kadınlarına tutulurum, derler. Onlar bu sözleri fazilete tutunuyormuş gibi ileri sürerler. Bunlar boş ve asılsız mazeretler. Allah, onların bu davalarının yalan olduğunu belirtiyor ve gerçeği açıklıyor: “Bilin ki onlar, zaten fitneye düşmüşlerdi…” Onlar, bu sözleriyle gerçek dışı mazeretler uydurup cihaddan geri kaldıkları zaman, bizzat fitneye düştüler. Bu söz, günah ve masiyete düştüklerini belirtmektedir.

Şüphesiz, cehennem ateşi onları kuşatır, ondan asla kurtulamazlar. Bu, hatalarının çokluğundan dolayı, cehennemlik olmaları sebebiyle, onları şiddetli bir tehdittir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Hayır, kim kötülük işler ve günahı dört yanını kuşatırsa, onlar cehennemliktirler. Orada ebedî kalıcıdırlar” (Bakara, 2/81).

Sonra Allahü Teâlâ, münafıkların tuzaklarından ve içlerinin pisliğinden bir başka çeşidini zikrediyor, peygamberine onların düşmanlıklarını bildiriyor: “Sana bir iyilik isabet ederse…”, yani sana bazı gazvelerde -mesela Bedir Günü gibi- fetih, yardım ve ganimet gibi bir iyilik gelirse, bu onları üzer; ama sana bir felâket, kötülük ve bir savaşta mağlubiyet, geri çekilme -Uhud savaşında olduğu gibi- durumu gelirse, biz gerekli uyanıklığı gösterdik, ihtiyatlı davran­dık, bundan önce ona uymaktan sakındık, savaştan geri kaldık, helake maruz kalmadık. Çünkü biz bu yenilgiyi bekliyorduk, derler. Bu konuşma yerinden, görüşleriyle iftihar ederek ve sonuçtan memnun kalarak ailelerine dönerler. Allahü Teâlâ Peygamberine, onların bu tutumlarına karşı verdiği cevabı bildi­riyor: “Onlara şöyle de: Bize ancak, bizim için levh-i mahfuzda yazılıp çizilen şeyler isabet eder. Biz O’nun dilemesi ve takdiri altındayız. O, bizim yardımcı­mızdır, işlerimizi idare edendir. Biz O’nu mevlâmız biliyoruz. Nitekim Cenabı Hak şöyle buyuruyor: “Bunun sebebi şudur ki: Allah, iman edenlerin velisidir. Kâfirlerin velisi ise yoktur” (Muhammed, 47/11).

Müminler ancak Allah’a tevekkül ederler. Biz O’na tevekkül ediyoruz. O, bize yeter. O, ne güzel vekildir. Müminlerin Allah’tan başkasına tevekkül etme­mesi gerekir. O halde gerekeni yapsınlar. Yine onlara düşen, zafer için gerekli maddî ve manevî sebeblere sarılıp lüzumlu hazırlığı yapmak, başarısızlığa ve birliğin dağılmasına neden olan her türlü çekişmeden sakınmak, ondan sonra işi Allah’a havale etmektir.

Sonra Allahü Teâlâ, müminlerin uğradığı belâlara münafıkların sevinmesi dolayısıyla verilecek ikinci cevabı gösteriyor: “De ki: “Siz hakkımızda iki güzel şeyin birinden başkasını mı gözetir durursunuz?…” Ey Muhammed onlara şöy­le de: Siz bize iki güzel akibetten başkasının gelmesini mi bekliyorsunuz: Zafer, şehidlik ve büyük sevab. Biz yaşarsak, aziz şerefli müminler olarak yaşarız. Ölürsek mükafatlandırılmış şehitler olarak yaşarız.

Bize gelince, biz de sizin hakkınızda iki kötü akıbet bekliyoruz. Allah’ın, katından size azab eriştirmesi gökten bir felaket (Ad ve Semud’a indiği gibi); yahut da bizim ellerimizle, size azab etmesi (esirlik, küfür üzere öldürülmek, bize sizinle savaş izni verilmesi). O halde bizim, hakkımızda zikrettiğimiz akı­betlerimizi bekleyin. Biz, sizinle beraber akıbetimizi bekliyoruz. Elbette hepi­miz beklediğimizi göreceğiz. Bizim Rabbimizden delilimiz var, ama sizin yok. Siz, ancak bizi sevindiren şeyleri göreceksiniz. Biz de ancak sizi üzen şeyleri göreceğiz. Siz şeytanın vaadlerini, biz Allah’ın vaadlerini bekliyoruz.

Advertisements