2

    RevelationCuzPageSurah
    112 6105Ma’idah(5)

٢

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَاءِرَ اللّهِ وَلَاالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْىَ وَلَا الْقَلَاءِدَ وَلَا امّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَانُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ

(2) ya eyyühellezine amenu lâ tuhıllû şeairallahi ve leş şehral harame ve lel hedye ve lel kalaide ve la amminel beytel harame yebteğune fadlem mir rabbihim ve ridvana ve iza haleltüm fastadu ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin en sadduküm anil mescidil harami en ta’tedu ve teavenu alel birri vet takva ve la teavenu alel ismi vel udvani vettekullah innellahe şedidül ikab

ey iman edenler hürmetsizlik etmeyin Allah’ın hacc alametlerine ve haram aya kurbanlık hediyelerle ve gerdanlıklı develerle beyt-i haram-a emniyet için gelenlere Rablerinden fazlı ihsan arayanlara ve onun rızasını talep edenlere ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz? size cürüm işletmesin kendilerine kin beslediğiniz kavim sizleri men ettiler diye mescid-i haram’dan sizi tecavüze sevk etmesin birbirinizle yardımlaşın iyilik ve takva hususunda ve yardımlaşmayın günah ve düşmanlık etmek için Allah’tan sakının Allah’ın azabı çok şiddetlidir

(2) O ye who believe violate not the sanctity of the symbols of Allah, nor of the sacred month, nor of the animals brought for sacrifice, nor the garlands that mark out such animals, nor the people resorting to the sacred house, and good pleasure of their Lord. seeking of the Bounty and of pilgrim garb, But when ye are clear of the sacred precincts ye may hunt and let not the hatred of some people on (once) shutting you out of the sacred mosque lead you to transgression (and hostility on your part). Help ye one another in righteousness and piety, but help ye not one another in sin and rancour: fear Allah: for Allah is strict in punishment.

1. yâ eyyuhâ : ey!
2. ellezîne âmenû : yaşarken Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler
3. lâ tuhıllû : size helâl k��lınmadı, helal saymayın, (saygısızlık yapmayın)
4. şeâire allâhi : Allah’ın şeriatları, şartları, hükümleri
5. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
6. eş şehre el harâme : haram ay,hürmet edilen,yasak edilen ay
7. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
8. el hedye : kurbanlık hayvanlar
9. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
10. el kalâide : boyunları bağlı kurbanlık develer
11. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak
12. âmmîne : eminliğine, güvenliğine, güvenirliğine
13. el beyte el harâme : hürmet edilen ev, yasakların uygulandığı ev (Beyt el Harâm, Kâbe)
14. yebtegûne : isterler
15. fadlan : fazıl
16. min rabbi-him : Rabb’lerinden
17. ve rıdvânen : ve rıza
18. ve izâ : ve o zaman, …olduğu zaman
19. haleltum : ihramdan çıktınız
20. fastâdû (fe istâdû) : artık avlanın
21. ve lâ yecrîmenne-kum : ve sakın size curum yaptırmasın, sakın sizi suça sevk etmesin
22. şeneânu : kin
23. kavmin : bir kavim, topluluk
24. en saddû-kum : sizi alıkoymaları
25. an(i) el mescidi el harâmi : Mescidi Haram’dan
26. en ta’tedû : zulmetmenize, haddi aşmanıza, hakka tecavüz etmenize
27. ve teâvenû : ve yardımlaşın
28. alâ el birri : birr üzerine, iyilik üzerine
29. ve et takvâ : ve takva
30. ve lâ teâvenû : ve yardımlaşmayın
31. alâ el ismi : günah üzerine
32. ve el udvâni : ve düşmanlık
33. ve ittekû allâhe : ve Allah’a (c.c.) karşı takvâ sahibi olun
34. inne allâhe : muhakkak ki Allah (c.c.)
35. şedîdu el ıkâbi : azabı şiddetli

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ آمَنُوا iman edenlerلَا تُحِلُّوا helal saymayınشَعَائِرَ alametleriniاللَّهِ Allah’ınوَلَا الشَّهْرَ ayıالْحَرَامَ haramوَلَا الْهَدْيَ kurbanlıklarıوَلَا الْقَلَائِدَ gerdanlıklarıوَلَا آمِّينَ amaçlayanlaraالْبَيْتَ Beyt-iالْحَرَامَ Haram’aيَبْتَغُونَ yönelmeyiisteyerekفَضْلًاbir lütuf مِنْ رَبِّهِمْRablerindenوَرِضْوَانًا ve rızayıوَإِذَا حَلَلْتُمْ ihramdan çıktığınız zamanفَاصْطَادُوا avlanınوَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ sizi sevketmesinشَنَآنُ olan kininizقَوْمٍ bir toplumaأَنْ صَدُّوكُمْ sizi alıkoydukları içinعَنْ danالْمَسْجِدِ Mescid-iالْحَرَامِ Haramأَنْ تَعْتَدُوا haddi aşmayaوَتَعَاوَنُوا yardımlaşınعَلَى üzereالْبِرِّ iyilik etmekوَالتَّقْوَى ve sakınmakوَلَا تَعَاوَنُوا yardımlaşmayın.عَلَى üzereالْإِثْمِ günahوَالْعُدْوَانِ ve haddi aşmakوَاتَّقُوا sakınınاللَّهَ Allah’tanإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahشَدِيدُ çok şiddetli olandırالْعِقَابِ azabı


SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak üç hadise anlatılmakta. Bunlardan ikisinde bu âyet-i kerimenin nüzulüne sebep olan kişi ve olay aynı olmakla birlikte zaman farkı vardır. Birisi ise daha genel bir sebep olarak görülmektedir.

l. İbn Abbâs anlatıyor: Bu âyet-i kerime Hatîm hakkında nazil olmuştur. Adı Şureyh ibn Dubey’a el-Kindî idi. Yemâme’den Medine-i Münevvere’ye Hz. Peygamber (sa)’i görmeye gelmişti. Yanındaki atlıları Medine dışında bırakarak yalnız başına Hz. Peygamber (sa)’in huzuruna girdi ve: “İnsanları neye davet ediyorsun?” diye sordu. Hz. Peygamber (sa): “Allah’ın yegâne ilâh olduğuna şehadet etmeye, namazı kılmaya, zekâtı vermeye.” buyurdu. Hz. Peygamber (sa)’in davetini kabul etmiş görünerek: “Ancak, kabilemde kendileri olmadan karar veremiyeceğim büyüklerim var, ben onlara geri döneyim, belki müslüman olur, onları da size getiririm.” dedi ve Efendimiz (sa)’in yanından çıktı. Hz. Peygamber (sa) ashabına, Şureyh yanına girdiğinde: “Yanınıza şeytanın diliyle konuşan bir adam girdi.” buyurmuştu. Çıktığında da: “Bu adam sizin yanınıza kâfir yüzüyle girmişti, bir zalimin çıkışıyla çıktı. Bu adam müslüman filân değil.” buyurdular. Nitekim Şureyh Medine’den çıkarken Medinelilerin otlamak üzere dışarı saldıkları hayvanlarını sürüp götürmüş, peşine düşmüşlerse de kaçıp kurtulmuş, yakalıyamamışlardı.

Daha sonra Hz. Peygamber Umretu’I-Kazâ için Mekke-i Mükerreme’ye girdiğinde Yemâme hacılarının telbiyesini işitmiş ve ashabına: “Bunlar Hatîm ve arkadaşları.” buyurmuş. Hatîm, o Medinelilere ait olup da gasbederek götürdü­ğü hayvanları hacda kurban olmak üzere nişanlamış ve Ka’be’de kurban edil­mek üzere getirmişti. Hz. Peygamber’in birlikte olan müslümanlar Hatîm’i ya­kalamak üzere ona yönelince Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir  Taberî’deki İkrime rivayetinde Hatîm’in Medine-i Münevvere’ye ticaret maksadıyla geldiği ve kavmine yeni dinin haberini götürmek üzere Hz. Peygamber (sa)’den bilgi istediği, müslüman olup Hz. Peygamber (sa)’e biat ettiği ve fakat kabilesine dönünce irtidad ettiği; Hz. Peygamber (sa)’in yanı­na girerken Efendimiz’in onun hakkında “Yanımıza günahkâr bir yüzle girdi.” buyurduğu, çıkarken de “Yanımızdan zâlim bir ense ile çıktı.” buyurduğu: Suddî rivayetinde de Efendimiz’in, o yanıma girerken “Bugün yanınıza Rabîa’dan şeytan dilli birisi giriyor.” buyurduğu ayrıntılarına yer verilmektedir.

Yine Suddî’den gelen bir rivayette adının el-Hutam on Hind el-Bekrî ya da Rabîa oğullarından el-Hatîm ibn Hind bir rivayette de adının Şureyh ibn Dubey’a el-Bekrî, lakabının Hutam olduğu da söylenmektedir. Buna göre ayet-i kerime, Hicretin yedinci senesi Zilkade ayında gerçekleştirilen Kaza um­resi esnasında nazil olmuştur.

2. Zeyd ibn Eslem’den gelen bir rivayete göre ise âyet-i kerime Hicretin altıncı yılı sonlarında (Zilkade ayında), Hudeybiye mütalahası sırasında nazil olmuştur. Bu rivayette şöyle deniliyor: Hz. Peygamber (sa) ve ashabı Hudeybiye’de müşrikler tarafından Mekke-i Mükerreme’ye sokulmayıp bir antlaşmayla geri dönmeye zorlandıklarında oraya, umreye gitmekte olan müşrik bir grup uğramış. Mekke’ye girmeleri engellenen ashab-ı kiram bunun acısını o müşriklerden çıkarmak istercesine: “Mekke’deki arkadaşları bugün bizi Mescid Harâm’a girmekten nasıl alıkoydularsa bunlar da aynı şeyi yapacaklar, gelin şunların haklarından gelelim.” demişler de Allah Tealâ bunun üzerine bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.

3. Atâ*dan rivayet ediliyor ki Hacca gelenler Harem dışına çıktıklarında kendilerinin hacca geldiği bilinsin de güvende olsunlar diye Harem’deki ağaç kabuklarından gerdanlıklar yapar ve üzerlerinde taşırlardı. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu. Katâde’den gelen rivayette fazlalık olarak onların Hacca gelişlerinde Semur ağacı kabuklarından, dönüş yolunda da kıldan gerdanlıklar yaptıkları ve bu gerdanlıkları görenlerin onlara dokunmadıkları zikredilmektedir.

4. İbn Zeyd’den rivayete göre ise Mekke’nin fethi günü bazı müşrikler umre için telbiye getirerek Ka’be’ye yönelmişler. Müslümanlar: “Bunları Ka’be’ye bırakmıyalım, üzerlerine hücum edelim.” demişler de bu âyet-i kerime nazil ol­muş.

Bu rivayetlerin muhassalasına göre âyet-i kerime ye Umretu’l-Kazâ (Hicretin yedinci senesi Zilkade ayında), ya da Mekke’nin fethi senesi (Hicretin sekizinci senesi Ramazan ayında) nazil olmuştur ve müfessirler arasında kabul gören bu ikincisidir.


AÇIKLAMA

Yüce Allah müminlere, kendilerini mükellef tutacağı emirlere sarılmalarını teşvik için, iman nitelikleriyle nida etmektedir. Çünkü müminler Rablerinin kendilerini mükellef kıldığı şeylere sıkı sıkıya bağlı kalırlar.

Ey iman vasfına sahip olup şeytanın davet ettiği her şeyi bir kenara itenler! Akitlere, yani kendi aranızda, sizinle Allah arasında yahut kendinizle sair in­sanlar arasında akdetmiş olduğunuz ahitlere, yani akitlere eksiksiz bağlı kaim. Çünkü bu akitler Allah’ın sizleri yerine getirmekle mükellef tuttuğu yükümlü­lükler ile sizin kendinizin yerine getirmeyi üstlendiğiniz hususlardır. Bunlar Allah’ın helâl veya haram kıldığı şeyler ile Allah’ın peygambere ve Kitab’a iman ettiğini ikrar eden kimselerden almış olduğu, bunların farzları, helâl ve haram hü­kümlerini ihtiva eden buyrukları yerine getireceklerine dair verdikleri sözlerdir. Bu yükümlülüklerin bir kısmı insanların kendi aralarında yapmış oldukları kar­şılıklı ilişkilere dair akitlerdir. Sözü geçen akitler altı gruptur: Allah’a olan ahit, himaye akdi, ortaklık akdi, alışveriş akdi, nikâh akdi ve yemin akdi. Resulullah (s.a.) “Müslümanlar şartlarına riayet ederler.”; “Allah’ın Kitab’ında bulunmayan her bir şart yüz tane şart dahi olsa batıldır.” “Her kim bizim bu işimize uymayan bir amelde bulunursa o ameli merduddur.”  buyurmuştur. O halde şeriate aykırı düşmediği sürece ittifakla kabul edilen şartlara uygun akitlere bağlı kalmak gerekmektedir. Haram şeyler üzere yapılan akitlere bağlı kalmak icabetmez. Cahiliye döneminde batıl üzere yapılan yeminler bu türdendir. Cahiliye döneminde insanların ahitleştiği zaman bir diğerine: “Benim kanım senin kanın, benim bozduğum şey senin de bozduğun şey demektir, sen de bana mirasçı olursun, ben de sana mirasçı olurum” diyerek yaptıkları yardımlaşma ve miras andlaşmaları da bu tür haram şeyler üzere yapılan akitlerdendir.

Daha sonra Yüce Allah, helâlini helâl, haramını da haram bilmekten iba­ret dininde insanlar üzerinde akitleri genişçe açıklamakta ve ihramlıyken ha­ram kılınan bazı hususları yasaklamak için bizleri akitlere eksiksiz bağlı kal­maya iten nimetlerini sayarak bu haram hükümleri arzetmek için bir hazırlık­ta bulunmaktadır. Allah’ın üzerimizdeki nimetlerinin en büyüklerinden birisi de sert usule göre boğazlamak suretiyle davarların yenilmesinin helâl kılınmış olmasıdır. Davarlar (En’âm); deve, sığır, koyun, keçi ve bunlara benzer yaban keçisi gibi hayvanlardır. el-Behîme tabiri ise aslında temyiz gücüne sahip ol­mayan her bir canlı demek olduğundan, ister dört ayaklı olsunlar ister olma­sınlar davarları (en’am) ı da kapsamına alır. Ayet-i kerimede bu “Behime” keli­mesi “En’am” kaydıyla zikredilmiştir. Burada izafet (behîmetu’l-en’âm tamla­ması), beyan içindir. Yani en’amın kendisi olan behîme anlamındadır. O bakımdan en’âm dışında kalan hayvanlar bu tabirin kapsamına girmemektedir: İster at, katır ve eşek gibi tırnaklılardan, isterse de arslan, pars, kurt ve buna benzer azı dişi bulunan yırtıcılardan, isterse de kartal, tavşancıl kuşu, karga ve doğan gibi pençeli kuşlardan olsunlar.

İfadede ibareye uygun bir fiilin takdiri kaçınılmazdır. Çünkü helâl kılmak ancak fiillere taalluk eder. Bu fiil de yararlanmaktan alınan bir fiildir. Buna göre Yüce Allah’ın, “Davarlar size helâl kılınmıştır.” buyruğu, davarlardan ya­rarlanmak size helâl kılınmıştır, anlamındadır. Bu yararlanma da davarların eti, derisi, kemiği ve yünleri ile yararlanmayı kapsamına alır. Böyle bir takdiri, Yüce Allah’ın şu buyruğundaki fiili takdirine benzer: “Davarları da yarattı ki, bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve bir çok menfaatler vardır. Hem onlardan yersiniz de.” (Nahl, 16/5) Bu, ısınmak ve başka hususlarda kendileriyle yararlanmanız için yarattı, anlamındadır.

Daha sonra Yüce Allah davarlardan haram kılınmış on şeyi istisna ede­rek: “Size bildirilecekler müstesna” buyurmaktadır. Yani ileride gelecek ve Kitab-ı kerimin buyrukları arasında sizlere okunacak haramlar, size helâl kılı­nan davarlar cümlesinden istisna edilmiştir. Ayrıca sizler ihramda bulunduğu­nuz sırada da avlanmayı helâl görmemelisiniz. Buna göre hac veya umre için ihramda bulunulduğu sırada avlanmak haram olduğu gibi, ihram halinde olun­masa dahi Mekke ve Medine’nin Harem bölgelerinde de avlanmak haramdır.

“Hurum” kelimesi haramın çoğuludur. Bu da hac veya umre için ihramlı olan kimse demektir. Sünnet-i seniyye Haremeynin avının haram kılındığına delâlet etmektedir. “Muhakkak ki, Allah dilediği ile hükmeder.” Allah, dilediği hükümleri koyar ve o koyduğu bu hükümlerin hikmetli ve maslahatlı olduğunu da bilir.

“Ey iman edenler! Allah’ın şeâirine… hürmetsizlik etmeyin.” Ey iman eden­ler! Allah’ın şeairine, yani haccın menasikine hürmetsizlik etmeyin. Şeaire hürmetsizlik ise bu şeairdeki haramları, yasakları mubah görüp bunların saygınlıklarını hafife almak, hükümlerini ihlâl etmek, bu şeairi yerine getirmek suretiyle Allah’a ibadet etmek isteyenleri engellemektir. O halde Allah’ın sınırlarını aşmayınız.

Haram ayların da saygınlıklarını çiğnemeyiniz. Bu haram aylar da Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarıdır. Bu aylarda müşriklerle savaşmayınız. Arapların cahiliye döneminde yaptıkları ve haram ayın bir diğer aya ertelenmesi demek olan “nesi” uygulaması gibi bir uygulamayla bu ayları başka aylara değiştirmeyin, hac aylarında insanları haccetmekten alıkoyacak işleri yapmayın.

“Hediye olan kurbanlığa…” yani Harem bölgesine hediye olarak gönderilmiş kurbanlıklara gasp yahut alıp yakalamak veya Kâbeye ulaşmasını engelle­mek suretiyle saldırıda bulunmayınız. Haram aya “haram” sıfatının verilmesi o ayda savaşmanın haram kılınmış olmasındandır. Bu hüküm daha önce de açıklandığı üzere Tevbe süresindeki ayet-i kerime ile nesholunmuştur. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Artık haram aylar çıktı mı o müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz.” (Tevbe, 9/5) Hedy (hediye kurbanı), kişinin Harem böl­gesinde kesilmek üzere kurban olarak gönderdiği davar demektir.

Davarlardan “gerdanlıklıların da saygınlıklarını çiğnemeyiniz. Bundan kasıt ise gerdanlık takılmış olan davarlardır. “el-Kalâid” kelimesi, kilâde’nin çoğuludur. Bu da deve veya başka bir davarın boynuna asılan ayakkabı, yahut ib­rik kulpu, deri parçası, ağaç kabuğu ve buna benzer şeylerdir. Bunlardan mak­sat bu hayvanın hediye kurbanı olduğunun bilinmesi ve böylelikle ona saldırıl­masının önlenmesidir. Hediye kurbanı gerdanlıklıları kapsamakla birlikte, özel­likle açıklanması onların şereflerine dikkat çekmek, daha çok itina edilmesi ge­rektiğini açıklamak ve özel olarak ona dair daha ileri derecede tavsiyede bulun­maktır. Çünkü “gerdanlıklılar” hediye gönderilen kurbanların en şereflileridir.

“Rablerinden lütuf ve rıza talep ederek Beytu’l-Harama gelenler” Yüce Allah’tan lütuf (rızık ve sevap) ile rıza (yani Allah’ın kendilerinden razı olmasını) isteyerek Mescid-i Harama gitmek isteyen bir topluluğa karşı çıkmayın ve onlara ilişmeyin. Mescidül-Harama gidenleri tazim etmek üzere ve böylelerine saldırmanın, onlara engel olmanın tepkiyle karşılandığını açıklamak üzere bu emirler indirilmiştir. Çünkü Beyt-i Harama giren kimse, güvenlik altında de­mektir. Buna göre Allah’ın lütfunu isteyerek, onun rızasını umarak o Beyte doğur giden de aynı durumda olmalıdır.

Sözü geçen hususların saygınlıklarını gereği gibi korumaktan kasıt, insanların hac döneminde ve hac mahallinde güvenlik ve huzur içerisinde olmalarını sağlamaktır. Hacının can ve malından yana güvenlik altında olmasını sağlamak üzere korku ve huzursuzluk verecek şeylere maruz kalmasını önlemektir.

“İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz.” Sizler Harem bölgesi dışında bulu­nup da ihramdan çıkacak olursanız, artık ihramlı halde iken sizin için haram bulunan avlanmayı size mubah kıldık. Dilediğiniz gibi avlanabilirsiniz; bu du­rumda avlanıp av etini yemekten dolayı günah söz konusu değildir. Bu, yasak­tan sonra verilen bir emirdir. Doğru (sahih) olan görüşe göre, böyle bir emrin hükmü yasaktan önceki hali geri döndürmektir. Eğer bu yasaktan önceki hü­küm vacip ise vacip, müstehap ise müstehap, mubah ise mubah olur.

“Sizi Mescid-i Haram’dan… sürüklemesin.”, yani Mescid-i Haram’a ulaş­maktan sizleri alıkoymuş bir kavme olan kininiz ki bu, Hudeybiye senesi olmuştu Allah’ın hükmünü çiğneyerek, zulüm ve haksızlık yaparak onlara kısas uygulamaya itmesin. Bunun yerine herkes hakkında Allah’ın size riayet etme­yi emretmiş olduğu adaletle hükmedin

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın.” İyilik (el-birr) şeriatın emrettiği her bir hayır yahut her bir yasağı veya kalbin kendisiyle huzur bulduğu şeydir. Günah (el-ism) üzere yardımlaşmayın. Bu da günah ve masiyet demek olup şeriatın yasakladığı her bir şey yahut kalbi huzursuz edip insanların bilmesinden hoşlanılmayan şeydir. Başkalarının haklarına tecavüz etmek konusunda birbirinizle yardımlaşmayın. Günah işlemek ve haddi aşmak ifadeleri ile, işle­yeni günaha sokan her türlü suç kastedilmektedir. Bir topluluğa haksızlık etmek suretiyle Allah’ın sınırlarının aşılması demektir. İşte sizler Allah’ın size vermiş olduğu emirleri yerine getirmek, size yasakladıklarından da sakınmak suretiyle Allah’tan korkun.

“Muhakkak ki Allah cezası şiddetli olandır.” İsyan edip muhalefet edenlere. Burada zamir olarak kullanılması gerekirken İsm-i celâlin açıkça zikredil­mesi, kalbe korkuyu yerleştirmek ve ilâhi heybeti geliştirmek içindir.

İşte bu da her türlü hayır, şer, maruf ve münkeri kapsayan oldukça geniş kapsamlı bir ifadedir. Bununla birlikte gizli ve açık bütün hallerde Allah’ın gözetimi de hatırlatılmaktadır.

Advertisements