2

٢

هُوَ الَّذى بَعَثَ فِى الْاُمِّيّنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ ايَاتِه وَيُزَكّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفى ضَلَالٍ مُبينٍ

(2) huvelleziy be’ase fil’ummiyyine resulen minhum yetlu ‘aleyhim ayatihi ve yuzekkiyhim ve yu’allimuhumul kitabe velhikmete ve inkanu min kablu lefi dalalin mubin
O ki gönderdi sizin içinizden ümmi bir resul onlara (Allah’ın) o’nun ayetlerini okuyor onları temizliyor onlara öğretiyor kitabı ve hikmeti bundan önce açık bir sapıklık içinde idiler

(2) It is He Who has sent amongst the Unlettered a messenger from among themselves, to rehearse to them His Signs, to sanctify them, and to instruct them in Scripture and Wisdom- although they had been, before in manifest error-

1. huve ellezî : o ki
2. bease : beas etti, hayata getirdi, görevlendirdi
3. fî el ummiyyîne : ümmîlerin, okuma yazma bilmeyenlerin arasında
4. resûlen : resûl
5. min-hum : onlardan, kendilerinden
6. yetlû : tilâvet eder, okuyup açıklar
7. aleyhim : onlara
8. âyâti-hî : onun âyetleri
9. ve yuzekkî-him : ve onları tezkiye eder, nefslerini tezkiye eder, temizler
10. ve yuallimu-hum(u) : ve onlara öğretir
11. el kitâbe : kitap
12. ve el hikmete : ve hikmet
13. ve in kânû : ve eğer onlar ….. iseler, sadece ….. idiler
14. min kablu : önceden, daha önce
15. le : elbette, gerçekten
16. fî dalâlin : dalâlet içinde
17. mubînin : açık, apaçık

هُوَ Oالَّذِي بَعَثَgönderendir. فِي الْأُمِّيِّينَümmiler içindeرَسُولًا bir rasulمِنْهُمْ kendilerindenيَتْلُو okuyanعَلَيْهِمْonlaraآيَاتِهِ ayetleriniوَيُزَكِّيهِمْonları arındıranوَيُعَلِّمُهُمْanlara öğretenالْكِتَابَkitapوَالْحِكْمَةَve hikmetiوَإِنْ كَانُواoysa onlar, idilerمِنْ قَبْلُbundan önceلَفِي içindeضَلَالٍ bir sapkınlıkمُبِينٍ apaçık

Advertisements