130

    RevelationCuzPageSurah
    92 598Nisa(4)

١٣٠

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِه وَكَانَ اللّهُ وَاسِعًا حَكيمًا

(130) ve iy yeteferraka yuğnillahü küllem min seatih ve kanellahü vasian hakima

eğer boşanarak ayrılırlarsa Allah müstağni kılar her ikisini de lütfu keremi ile Allah’ın kudreti geniş, hüküm sahibidir

(130) But if they disagree (and must part), Allah will provide abundance for all from his all reaching Bounty: for Allah is he that careth for all and is wise.

1. ve in : ve eğer
2. yeteferrekâ : ayrılırlar
3. yugni : gani kılar, zengin eder
4. allâhu : Allah
5. kullen : hepsini
6. min seati-hî : onun (kendinin) genişliğinden (bol nimetinden)
7. ve kâne : ve oldu, …dır
8. allâhu : Allah
9. vâsian : vâsi, varlığı rahmeti, keremi geniş olan
10. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi sahibi

وَإِنْ يَتَفَرَّقَا ayrılırlarsa daيُغْنِ zengin kılarاللَّهُ Allahكُلًّا her biriniمِنْ سَعَتِهِ genişliği ileوَكَانَ şüphesiz olandırاللَّهُ Allahوَاسِعًا Vasi’حَكِيمًا ve Hakim


AÇIKLAMA

Ya Muhammed! Kadınların durumu ve onların miras ve aile hakları, mali durumları ve karı-koca durumları muamelede adaletle davranmak, güzel geçinmek ve geçimsizlik durumunu ıslah etmek hakkında sana fetva sorarlar.

De ki: Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor: Onların durumları hak­kındaki kapalı hususları size beyan ediyor. Yine bu surenin başından beri Kur’an’da size okunan miras hususunda yetim kızlara nasıl muamele edileceği,  yetimlerin mallarının verilmesi gibi diğer hükümleri açıklıyor.

“Yetimlere mallarını verin.” (Nisa 4/3). Yetim kızlarla evlenmekten sakın­ın, Yetimler hakkında adaleti sağlamaktan korkarsanız.” (Nisa, 4 31 buyrulmuştur.

Sizin çirkin âdetleriniz, yetim kızların velileri olduğunuz ve miras elinizde  olduğu zaman onlara takdir edilen paylarını vermemek şeklinde devam et­ti Halbuki siz o yetim kızların güzelliğinden ve mallarından istifade etmek is­tiyorsunuz. Şu mana da ihtimal dahilindedir: Siz çirkinlikleri sebebiyle o yetim uzları nikâhlamaktan yüz çeviriyorsunuz.

Rivayet edilmiştir ki Hz. Ömer (r.a.) yetim bir kızın velisi kendisine geldiği zaman ona:

— O yetim kızı biriyle evlendir. Onun için senden daha hayırlı birini bul derdi. Yetim kız çirkin olur, malı da bulunmazsa velisine:

— Bu yetim kızla evlen, sen buna daha lâyıksın derdi. Zira bilindiği gibi cahiliye devrinde adam yetim kızı ve malını kendi nefsi için alır, kız güzel olur­ca onunla evlenir ve malını da yerdi. Kız çirkinse ölünceye kadar evlenmesine engel olurdu.

“el-Müstaz’afîn” ifadesi yetim kızlar üzerine atfedilmiştir. Yani “Allah size evladınız hakkında tavsiyede bulunuyor…” (Nisa, 4/10) ayetinde açıkça belirtin miras hususundaki haklarını vermediğiniz zavallı çocuklar hakkında size okunan ayetler… Cahiliye döneminde kadın ve çocuklar mirasçı olamaz, sadece idare eden kadınlar mirasçı olurlardı.

“Yetim kızlar” üzerine atıf yapılması halinde amil olan kelimenin “yüftîlüm” olması sahihtir. Yani O yetim kızlar, zavallı çocuklar ve yetimlere adalet­le davranmanız için size fetva veriyor.

Kısaca Allah iki güçsüz kimsenin hakkını hatırlatıyor. Kadın, Yetim çocuk.

Ayetlerin manalarını düşünmek ve içindekilerle amel etmek üzere bu ayetlerinden gafil oldukları için bu hatırlatmayı yapıyor.

“…yetimlere adaletle davranmanız…” Yani Allah size yetimlere adaletle muamele etmeniz ve onların işlerine özel bir itina göstermeniz hususunda yine size fetva veriyor.

Zemahşerî’nin zikrettiği gibi “Ve en-tekûmû” kelimesinin mukadder bir fiilîyle yani “Ye’müruküm” fiiliyle nasbedilmiş olması da caizdir. Bu emir yetimle­re bakmaları, haklarını tam olarak vermeleri, hiçbir kimsenin onlara haksızlık yapmasına veya haklarını çiğnemesine müsaade etmemeleri hususunda üm­mete verilen bir hitaptır.

Yetimlere, güçsüzlere ve kadınlara büyük veya küçük bir hayır işlerseniz şüphesiz ki Allah bunu gayet iyi bilir. Buna karşılık size en güzel mükâfatı ve­rir.

Bu ifade hayırları işlemeye ve emirlere uyulmasına teşvik etmektedir. Allah (c.c.) bunların hepsini gayet iyi bilmektedir. Buna karşılık en kâmil ve en mükemmel mükâfatı verecektir.

Cenab-ı Hak daha sonra karı-koca arasında ihtilâfları ortadan kaldırma yollarını bildirmiş, burada üç durum zikretmiştir:

-Erkeğin hanımından nefret etmesi durumu Erkeğin hanımıyla anlaşması durumu Erkeğin hanımından ayrılması durumu

Birinci Durum: Kadın kocasının kendisinden nefret etmesinden veya ken­disinden yüz çevirmesinden endişe ederse, alacağı nafaka veya giyecek yahut geceleme yeri gibi haklarından ya da haklarının bir kısmından vazgeçebilir. Kocasının da bunu kabul etme hakkı vardır. Kadının kendi malından kocasına vermesinde hiçbir sakınca yoktur, erkeğin bunu kabul etmesinde de hiçbir sa­kınca yoktur. Burada “korku” kelimesi buna delâlet eden bir takım işaretlerin ortaya çıkması şartıyla gerçek anlamında kullanılmıştır.

Bu durumda ayetin manası şudur: Kadın kocasının kendi nefsini hanımı­na teslim etmemesi, nafaka vermemesi ve hanımına sevgi ve rahmetle muame­le etmemesi yahut küfürlü sözlerle, dövmekle ve benzeri davranışlarla eziyet etmesi gibi alâmet ve emarelerle kocasının geçimsizliğinden veya kendisine te­peden bakmasından endişe ederse yahut kendisinin kötü tabiatı ve ahlâkı, ya­şının ilerlemesi ya da çirkinliği veya usanç vermesi sebebiyle kocasının kendi­siyle konuşmaktan ve onunla huzur içinde yaşamaktan vazgeçmesi suretiyle kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse…

İşte bu durumda kadının kocasının nikâhı altında kalmaya devam etmesi için kendi haklarından bir kısmından ya da tamamından vazgeçmek suretiyle yahut kocasının kendisini boşaması için malından bir kısmını bağışlamak usulu’ bedeli vermek suretiyle karı-kocanın kendi aralarında sulha baş vurmala­rında hiçbir sakınca yoktur. “Karı-kocanın fidye konusunda anlaşmalarında hiçbir mahzur yoktur.”

Fakat eşler Allah’ın aralarında meydana getirdiği sevgi ve rahmet pren­siplerini daima hatırlasınlar. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Size kendi içinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratması ve aranızda sevgi ve rahmet meydana getirmesi Allah’ın kudretinin alâmetlerindendir. Şüphesiz bu hususta düşünen bir topluluk için deliller vardır.” (Rum, 30/21).

Bu ayetlerin nüzul sebeplerini beyan ederken İslâm’ın ilk asrında kadının kocasının yanında kalması ve kocasının kendisini boşamaması için hanımın taksim anında (gecelemede) hakkını kumasına bırakması veya her iki ayda bir defa gecelemekle yetinmesi şeklinde bazı kadınlara ait bir kaç durumu zikret­miştik.

İkinci Durum: Bu durum “sulh* kelimesiyle ifade edilen eşler arasındaki söz birliği durumudur. Yani hanımın haklarından bir kısmını kocasına bırakıp kocanın bunu kabul etmesiyle karı-kocanın birbirleriyle sulh olmaları tama­men ayrılmaktan daha hayırlıdır.

Birbirleriyle anlaşmak Allah’a ayrılıktan daha sevimli olunca Allah Teâlâ ‘Sulh daha hayırlıdır” buyurdu. Yani eşlerin birbirlerinden ayrılmalarından, boşanmalarından, geçimsizlikten ve birbirlerinden yüz çevirmelerinden, kötü geçimden daha hayırlıdır. Ya da aile birliğini korumak için, aile düzeninin yı­kılmasını ve çocuklara zarar verilmesini engellemek için ayrıca boşanmanın helâller arasında en çok buğzedilen şey olması sebebiyle sulh her şeyde husu­met duymaktan daha hayırlıdır.

Bütün bunlar iyilikle geçinmeye ve adaletle muamele etmeye dönmeyi ge­rektirir. Bu cümle bir ara cümlesidir. Yine “Nefisler cimri olarak yaratılmıştır” cümlesi de bu şekilde bir ara cümlesidir.

Yani Kur*an burada bir parantez açarak nefislerin bir tabiatının açıklamış­tır: Bu cimrilik üzerine hırs gösterilmesidir. Meselâ kadınlar hakkın paylaşıl­ması, nafaka ve iyi geçim hususunda, kocasını kıskanma, kocasının mehir ve iddet nafakası vermesi hususunda hırslıdırlar. Erkekler de kendi malları husu­sunda ve ailenin yıkılmasından hoşlanmamaları hususunda azami gayret gös­terirler. Dolayısıyla karşılıklı hoşgörü ve sulh devam ettiği müddetçe her iki ta­raf için daha hayırlıdır. Karşılıklı hırsların olduğu yerde sulh, anlaşma ve barışma ayrılmaktan daha hayırlıdır.

Sulh, kadının kocasının gönlünü almak üzere kendi payına düşen hakkının tamamından veya bir kısmından vazgeçmesi şeklinde iki tarafın anlaşmalarıdır.

Nitekim Sevde bnt. Zem’a (r.a.) validemiz Peygamberimiz (s.a.)’in kendi­sinden ayrılmasını istemediği ve Hz. Aişe’nin Peygamberimiz (s.a.)’in kalbinde­ki yerini bildiği için kendi sırasını Hz. Aişe’ye hibe etmişti.

Yine rivayet olunduğuna göre kocası kendisinden hoşlanmadığı için hanı­mını boşamak isteyen ve kocasından bir çocuğu bulunan bir hanım kocasına:

—Beni boşama, bana dokunma da çocuğuma bakayım. Bana sadece iki ay­da bir defa uğra yeter diye teklifte bulundu. Kocası da:

—Sana yeterli ise bu durum benim için daha hoştur dedi ve hanımının bu teklifini kabul etti

Sulh durumlarından biri de kadının mehrinin tamamını veya bir kısmını ya da nafakasını kocasına bağışlamasıdır. Kadın bunu yapmazsa erkeğin sade-

“Allahım… Bu benim yapabildiğim bir paylaştırmadır. Senin sahip olup da benim sahip olamadığım hususlarda -yani sevgi hususunda- beni ayıpla­ma.” Zira Hz. Aişe (r.a.) hanımları içerisinde en çok sevdiği hanımı idi.

“O halde (hiç olmazsa) birine tamamen meyletmeyin.” İstenmeyen hanıma tamamen zulmetmeyin. Onun rızası olmaksızın onun payına düşeni elinden al­mayın. Yani tamamen bir tarafa eğilmekten kaçınmak elde olan ve mümkün olan bir şeydir. Tam manasıyla adil olmakta kusurunuz olsa bile bu konuda ih­malkâr davranmayın. Burada bir parça azarlama yapılmaktadır. Onlardan bi­rine biraz meylettiğiniz zaman tamamen meyletmeyin, demektir.

“…diğerini askılı gibi bırakmayın.” Yani diğer hanım yahut istenmeyen hanım askıda gibi ne evli ne de boşanmış halde kalmasın. Bilâkis sizin üzeri­nizde onu razı etmek, onunla güzel geçinmek ve onun haklarını korumak göre­vi vardır.

İmam Ahmed, sünen müellifleri ve Ebu Davud et-Tayalisî’nin Ebu Hurey-re (r.a.)’den rivayet ettiklerine göre Efendimiz (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: “Ki­min iki hanımı olur da birine meylederse kıyamet günü bir tarafı düşük olarak gelecektir.”

“Eğer nefsinizi ıslah eder, Allah’tan korkar sanız…” Yani işlerinizi ıslah eder ve adaletle paylaşma yaparsanız, birine meyletmek ve diğerine zulmet­mekten dolayı tevbe ederseniz, gelecekte her çeşit durumda Allah’tan sakınır­sanız Allah sizin geçmişte hanımlarınızdan birine diğerlerinden daha çok mey­letmeniz şeklindeki günahınızı affedecektir. Zaten Cenab-ı Hakk’ın şanı ihmal­kâr kullarını affetmek, kendisine yönelen ve tevbe eden kullarına rahmette bu­lunmaktır.

Üçüncü Durum: Bu durum ayrılma durumudur: Allah Teâlâ eşlerin çö­züm, tedavi, uyum ve aralarında anlaşmalarının çok zor olması sebebiyle bir­birlerinden ayrıldıkları zaman Allah erkeği hanımına, hanımı da kocasına muhtaç kılmaz. Erkeğe o hanımdan daha hayırlısını verir. Hanıma da o koca­dan daha hayırlısını verir. Allah lütfü geniş, ikramı büyük, bütün fiilleri, takdi­ri ve şeriatında son derece hikmet sahibidir.

Advertisements