17

١٧

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرى عَلَى اللّهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِايَاتِه اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ

(17) fe men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih innehu la yüflihul mücrimun

en zalim kim olabilir iftira eden kimseden Allah’ın üzerine yalan yere yahut o’nun ayetlerini yalan sayandan şüphesiz o mücrimler felaha ermezler

(17) Who doth more wrong than such as forge a lie against Allah, or deny his Signs? but never will prosper those who sin.

1. fe men : artık, kim
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen ifterâ : iftira edenden
4. alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a karşı
5. keziben : yalan olarak, yalanla
6. ev : veya
7. kezzebe : yalanladı
8. bi âyâti-hî : onun âyetlerini
9. inne-hu : muhakkak o
10. lâ yuflihu : felâha, kurtuluşa erdirmez
11. el mucrimûne : mücrimleri


AÇIKLAMA

Rasulullah (s.a.) müşriklere Allah’ın kitabını ve açık delillerini okuyunca ona dediler ki: “Bunu götür ve başka bir şekilde içinde bizim tanrılarımızı ayıp­layan ve öldükten sonra dirilme ve amellerine karşılık verileceği gibi bizim inanmadığımız şeylerin bulunmadığı başka bir Kur’an getir veya bu ihtar ayet­lerinin yerine başka ayet koyarak bu Kur’an’ı değiştir.”

Müşriklerin bu pazarlığı yapmaktan maksatları, Hz. Peygamber’in onların bu tekliflerini yerine getirmesi halinde Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği iddiasını boşa çıkarmak idi.

“Bizimle karşılaşmayı ummayanlar” yani öldükten sonra diriliş gününden ve hesaba çekilmekten korkmayan ve sevap beklemeyenler; mahşerde toplan­mayı ve amel defterlerinin dağıtılmasını yalanlayanlar.

Allah da peygamberine onlara cevap olarak şöyle demesini emretti: Bu Kur’an’ı benim kendi kendime değiştirmem doğru değil, böyle bir yetkim de yok. Çünkü ben de sadece bana vahyedilene tabi oluyorum. O da benim size tebliğ ettiğim Kur’an’dır. Benim üzerime düşen sadece tebliğ etmektir. Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Bir işte başkasına tabi olanın o işte dilediği gibi tasarruf et­me yetkisi olamaz.-

Kur’an’ın değiştirilmesi teklifine cevap olarak başka bir Kur’an getirmek imkânsız olduğuna göre bu da imkânsızdır demekle yetindi.

Bu ifadelerle müşriklerin yaptıkları bu teklifte azabı kendilerine vacip kıl­dıklarına işaret edilmektedir.

Sonra kendilerine gelen Kur’an’ın doğruluğu hususunda delil beyan ederek, Kur’an’ın değiştirilmesi şeklindeki ilk taleplerine “De ki: Eğer Allah dileseydi…” (Yunus, 16) ayetiyle cevap verdi. Eğer Allah beni elçi gönderip size bildirmememi dileseydi beni elçi olarak göndermez, bunu da size bildirmezdi. Ben de size haber vermezdim. Fakat Allah hidayet ve saadet yolunu gösterecek bu kitapla size ihsanda bulundu.

“Şüphesiz ki biz onlara iman eden bir topluluk için bir hidayet rehberi ve bir rahmet kaynağı olmak üzere ilimle açıkladığımız bir kitap getirdik.” (Araf, 7/52).

Size söylediğim bu gerçeklerin delili şudur: Sizin içinizde Kur’an’ın in­mesinden önce 40 senelik bir hayat yaşadım. O müddet içerisinde ne Kur’an’-dan bir şey okudum, ne de böyle bir şey biliyordum.

“Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” Yani siz 40 yıl ümmi olarak yaşayan, hiçbir kitap okumayan, hiçbir kimseden ders almayan, hiçbir şekilde eline kalem alıp yazı yazmayan bir kişinin sizin, bütün insanların ve cinlerin başa çıkamadığı, sizi ve bütün alimleri aciz bırakan bir kitabı kendisinin getire­meyeceğini anlayamıyor musunuz?

Bu ayet Kur’an’ın normal ölçülerin dışında bir mucize olduğuna işaret et­mektedir. Çünkü sizler, belagat ve fesahatta ileri derecede edebiyat dehaları ol­duğunuz halde O’nun surelerinden birine benzer bir sure getiremediniz. Çünkü o beşer kelâmı değil, Allah kelamıdır.

Zira onun fesahati bütün güzel konuşan hatiplerin fesahatim geçmiş, bütün nesir ve şiirlerden üstün olmuş, usul ve füru’ kaidelerini ihtiva etmiş, eskilerin kıssalarını açıklamış, gelecekte olan gayba dair haberler vermiş, sahih ilimlere, gerçek ilmi nazariyelere uygun olarak gelmiştir.

“De ki: İnsanlar ve cinler Kur’an’a benzer bir kitap uydurmak için bir araya gelseler de, hiçbir zaman onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdi. Hatta birbirlerine yardımcı olsalar bile…” (İsra, 17/88).

Şu iki insandan daha zalim hiçbir kimse yoktur.

Birincisi: Allah’a ortak veya oğul nispet ederek veya Allah’ın kelâmını sizin teklif ettiğiniz şekilde değiştirerek yahut Allah adına söz uydurmak ve gerçekte Allah göndermediği halde Allah’ın kendisini peygamber olarak gön­derdiğini iddia ederek Allah’a yalan iftira eden kimse.

İkincisi: Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve inkâr eden kimse.

Bundan sonra Cenab-ı Hak bunun sebebini “Şüphesiz ki suçlular hiç bir zaman kurtuluşa ermezler.” Yani kâfirler ahirette kurtulamayacaklardır ayetiy-le beyan etmektedir.

“Allah’a yalan iftira eden… kimseden daha zalim kim olabilir?” cümlesiyle Peygamberimiz (s.a.)’in yalan söylemediği, “… veya Allah’ın ayetlerini yalan­layan kimseden daha zalim kim olabilir?” cümlesiyle de Allah’ın ayetlerini yalanlamaları sebebiyle onlara yapılan şiddetli bir tehdit ifade edilmektedir

Advertisements