14

١٤

وَاِذَا لَقُواالَّذينَ امَنُوا قَالُوا امَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلى شَيَاطينِهِمْ قَالُوا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ

(14) Ve iza lekullezine amenu kalu amenna ve iza halev ila şeyatiynihim Kalu inna meaküm innema nahnü müstehziun
(Onlar), iman eden kimselerle karşılaştıkları zaman biz de iman ettik derler ve şeytanları ile baş başa kaldıkları zaman derler ki, muhakkak biz sizinle beraberiz sadece biz alay ediyoruz

(14) When they meet those who believe, they say: “We believe but when they are alone with their evil ones, they say: “We are really with you we (were) only jesting.”

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. lekû : karşılaştılar, buluştular
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
5. kâlû : dediler
6. âmennâ : biz inandık, îmân ettik, âmenû olduk
7. ve izâ : ve olduğu zaman
8. halev : yalnız kaldılar, başbaşa kaldılar
9. ilâ şeyâtîni-him : kendi şeytanlarıyla
10. kâlû : dediler
11. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
12. mea-kum : sizinle beraber
13. innemâ : sadece, ancak
14. nahnu : biz
15. mustehziûne : alay edenler, alay eden kimseler

وَإِذَا لَقُواkarşılaştıkları zaman الَّذِينَ آمَنُواiman edenlerle قَالُواderler آمَنَّاiman ettik وَإِذَا خَلَوْاbaşbaşa kaldıklarında ise إِلَى شَيَاطِينِهِمْşeytanlarıyla قَالُواderler إِنَّا şüphesiz biz مَعَكُمْsizinle beraberiz إِنَّمَاsadece نَحْنُbiz مُسْتَهْزِئُونَ alay edicileriz


AÇIKLAMA
İnsan şeytanlar, cin şeytanlar ve şeytan şeytanlar olmak üzere 3 grup şeytan türü vardır. Bunların hepsine birden tagut diyor, Kur’ân-ı Kerim. Aslında insan olan ama Allah’ın yolunda değil de şeytanın yolunda olanlar, başka insanları da şeytanın yoluna ulaştırmak için gayretle çağıranlara “insan şeytanlar” diyor Allahû Tealâ. Bu âyet sefih olan insanların sadece akılsız olmalarını değil, aynı zamanda iki yüzlü olduklarını da vurgulamaktadır. Onların hepsi münafıklardır.
Münafık; düşünceleri başka, davranışları başka olanlardır. Bunların durumları Maide-41 ve Fetih-11‘de verilmektedir:
5 / MÂİDE – 41: Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuk(ye’tuke) yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııh(mevâdııhî), yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhire kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhıreti azâbun azîm(azîmun).
Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve Allah, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allah’tan bir şeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır.
48 / FETİH – 11: Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â(nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar. De ki: “Eğer Allah, size bir zarar veya fayda dilerse, bu taktirde sizin için Allah’tan (gelen) bir şeye kim mani olabilir (fayda veya zararı önleyebilir)? Hayır (öyle değil), Allah yaptığınız şeylerden haberdardır.”
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e onlar da tâbî olmuşlar, önünde diz çökmüşler, el öpmüşler, “lâ ilâhe illallah muhammeden resûlallah” demişler ama âmenû olmamışlar, Allah’a ulaşmayı dilememişlerdir. Hiçbir zaman ruhları vücutlarından ayrılıp Allah’a doğru yola çıkmamıştır. Hiçbir zaman mü’min olmaları, Allah’ın evliyası olmaları mümkün değildir. Ve hayatları boyunca küfürde kalacak olan bu zavallı insanlar, sahâbeyi aldatmaya çalışanlardır. Ve burada iki yüzlülükleri çok açık bir şekilde ortaya konmuştur. Allah’ın yolunda olmayanlarla beraber oldukları zaman “biz sizinle beraberiz” derler; sahâbeyle beraber oldukları zaman da “biz sizinleyiz, biz de sizin gibi âmenûyuz, biz de mü’min olduk” derler. Böyle bir iddiaları olduğunu Allahû Tealâ açık açık söylemektedir:
49 / HUCURÂT – 14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah’a ve O’nun Resûlü’ne itaat ederseniz (Allah’a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.”
Bir insan âmenû olmasa ama tövbe etse, dış davranışı bunu gerektirdiği için İslâm dairesinin içinde kabul edilir. Öldüğü zaman onun cenaze namazı kılınır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin iç davranışı ise kişiyi hedeflere götürür. İç davranış, iç düşünce sistemi, o kişi mürşidine ulaştığı zaman 7 tane şahit tarafından tespit edilir.
Böyle bir olay hiçbir zaman münafıklar tarafından gerçekleştirilemez. Çünkü hiçbirisi Allah’a ulaşmayı dilemezler. Ve ne yazık ki bugün İslâm âleminin büyük kısmı insan ruhunun Allah’a ölmeden evvel ulaşmasının Allahû Tealâ tarafından üzerlerine 12 defa farz kılındığının şuurunda değillerdir. Ve böyle olduğu için de dünya üzerinde İslâm ülkelerinde, Allah’ın yoluna girmek usül haline gelmemiştir. İslâm ülkelerinde, Allah’ın yoluna girmek usül haline gelmemiştir.

Advertisements