10

١٠

خَلَقَ السَّموَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَميدَ بِكُمْ وَبَثَّ فيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا فيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَريمٍ

(10) halekas semavati bi ğayri amedin teravneha ve elka fil erdi ravasiye en temide biküm ve besse fiha min külli dabbeh ve enzelna mines semai maen fe embetna fiha min külli zevcin kerim
Semaları yaratmıştır direksiz onu görüyorsunuz yeryüzüne sabit dağlar koymuş sizi sallamasın diye orada yaymıştır her türlü canlıyı ve semadan su indirdik sonra orada nebatlar bitirdik her güzel çeşitten

(10) He created the heavens without any pillars that ye can see He set on the earth mountains standing firm, lest it should shake with you and He scattered through it beasts of all kinds. We send down rain from the sky, And produce on the earth every kind of noble creature, in pairs.

1. halaka : yarattı, halketti
2. es semâvâti : semalar, gökler
3. bi gayri : olmadan, olmaksızın
4. amedin : direkler
5. terevne-hâ : onu görüyorsunuz
6. ve elkâ : ve attı, yerleştirdi, oluşturdu
7. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
8. revâsiye : sabit ve yüksek dağlar
9. en temîde : sarsar diye (sarsmasın diye)
10. bi-kum : sizin için
11. ve besse : ve yaydı
12. fî-hâ : orada
13. min : den, dan
14. kulli : her, hepsi
15. dâbbetin : yürüyen hayvan
16. ve enzelnâ : ve biz indirdik
17. min es semâi : semadan, göklerden
18. mâen : su
19. fe : böylece
20. enbetnâ : nebat (bitki) yetiştirdik
21. fî-hâ : orada
22. min : den, dan
23. kulli : her, hepsi
24. zevcin : eş, çift
25. kerîmin : kerim, güzel, çok, ikram edilen

Advertisements