83

    RevelationCuzPageSurah
    92 590Nisa(4)

٨٣

وَاِذَا جَاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلى اُولِىالْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَليلًا

(83) ve iza caehüm emrum minel emni evil havfi ezau bih ve lev radduhü iler rasuli ve ila ülil emri minhüm lealimehüllezine yestenbitunehu minhüm ve lev la fadlüllahi aleyküm ve rahmetühu letteba’tümüş şeytane illa kalila

onlara bir emir geldiği zaman güven veya korkuya dayalı (olunca) onu hemen ifşa ederler halbuki onu arz etselerdi resule ve onlardan olan ulul emre elbette o hususu bilirlerdi onlar o haberin yayılıp yayılmaması hakkında eğer Allah’ın fazlı olmasaydı ve rahmeti üzerinizde şeytana tabi olmuştur pek azınız hariç

(83) When there comes to them some matter touching (public) safety or fear, they divulge it. If they had only referred it to the Messenger, or to those charged with authority among them, the proper investigators would have tested it from them (direct). Were it not for the Grace and Mercy of Allah unto you, all but a few of you would have followed Satan.

1. ve : ve
2. izâ câe-hum : onlara geldiği zaman
3. emrun : bir emir, iş, durum, haber
4. min : …’den
5. el emni : eminlik, güvenlik
6. ev : veya
7. el havfi : korku
8. ezâû : açıkladılar, ifşa edip yaydılar
9. bi-hî : onu
10. ve lev : ve eğer … olsa
11. reddû-hu : onu ilettiler
12. ilâ : …’e
13. er resûli : resûl, elçi
14. ve ilâ : ve …’e
15. uli el emri : emir sahipleri, Allah’tan emir alanlar
16. min-hum : onlardan, kendilerinden
17. le alime-hu : mutlaka onu bilirlerdi
18. ellezîne : onlar, olanlar
19. yestenbitûne-hu : onun (o işin) batınını, iç yüzünü, gerçeğini araştırırlar
20. min-hum : onlardan, onların arasından
21. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı
22. fadlu : fazlı
23. allâhi : Allah
24. aleykum : sizin üzerinize
25. ve rahmetu-hu : ve onun rahmeti
26. le : elbette, mutlaka
27. itteba’tum : tâbî oldunuz, uydunuz
28. eş şeytâne : şeytan
29. illâ : hariç
30. kalîlen : biraz, pek az

وَإِذَا جَاءَهُمْ onlara gelseأَمْرٌ bir haberمِنَ الْأَمْنِ güvenأَوْ veالْخَوْفِ korkuya dairأَذَاعُوا yayarlarبِهِ onuوَلَوْ رَدُّوهُ oysa onu götürselerdiإِلَى الرَّسُولِ Rasul’eوَإِلَى أُوْلِي veya sahibi olanlaraالْأَمْرِ emirمِنْهُمْ onlardanلَعَلِمَهُ elbette ki onu bilirlerdiالَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ onun iç yüzünü araştırabilenlerمِنْهُمْ içlerindenوَلَوْلَا eğer olmasaydıفَضْلُ lütfuاللَّهِ Allah’ınعَلَيْكُمْ üzerinizdeوَرَحْمَتُهُ ve rahmetiلَاتَّبَعْتُمْ kesinlikle uyardınızالشَّيْطَانَ şeytanaإِلَّا müstesnaقَلِيلًا pek azınız

SEBEB-İ NÜZUL

Hz. Peygamber (sa) hanımlarından îlâ yapıp ayrıldığında -ki bir rivayette hicretin dokuzuncu senesi, başka bir rivayette de Kurayza oğulları gazvesinden sonra, Hudeybiye müşahhasından öncedir. Kurayza oğulları gazvesi hicretin beşinci yılı sonlarında Hudeybiye rnusalahası ise hicretin altıncı yılı sonlarında-dır ve bu îlâ hadisesi geniş olarak Ahzâb Sûresinin 28. âyetinin nüzul sebebinde ayrıca zikredilecektir- Hz. Ömer mescid-i nebevîye girmiş ve insanların “Allah’ın Rasûlü hanımlarını boşadı.” dediklerini duymuş. Hemen Hz. Peygamber (sa)’in yanına girmiş ve ona: “Hanımlarını boşadın mı?” diye sormuş, O’nun: “Hayır.” cevabı üzerine dışarı çıkmış ve en yüksek sesiyle bağırarak: “Uyanık olun, gözünüzü açın! Allah’ın Rasûlü kadınlarını boşamadı!.” diye nida etmiş Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.  Hadise, îlâ hadisinde Müslim tarafından Hz. Ömer’den rivayetle tahric olunmakla birlikte orada bu âyetin nüzulüne sebep olduğu kaydı yoktur.


AÇIKLAMA

Bu, işlerin ve meselelerin gerçek yönünü öğrenmeden hemen haberini alıp yayan kimselere yöneltilmiş bir nehiydir. Çünkü haberlerin sahih olmaması da mümkündür. Müslim Sahih’inde Ebu Hureyre’nin naklettiği bir hadiste Peygamberimiz (s.a.)’in “Kişiye günah olarak her duyduğunu anlatması yeter” buyurduğunu rivayet etmektedir. Başka bir sahih hadiste de ‘Yalan olduğunu zannettiği bir sözü anlatıp nakleden kişi de iki yalancıdan biridir” buyurmak­tadır. Buhari ve Müslim’de Muğire b. Şu’be’den (r.a.) nakledildiğine göre Rasul-ı Ekrem (s.a.): “Kîl u kâl’den (yani dedikodudan nehyetmiştir.” Yani insanların dillerinde dolaşan sözleri hiç bir araştırma ve soruşturma yapmadan nakletme­yi yasaklamıştır. Ebu Davud’un S«nen’inde de “Zeâmû (demişler, ileri sürmüş­ler) sözü kişi için ne kötü bir binittir” buyurulmuştur.

Ayetin manası şöyledir: Emniyet (barış) ve korku (savaş) durumları ile il­gili bir haber güvenilir olmayan kaynaklardan gelerek cahil halka veya müna­fıklara ya da genel konularda tecrübesi ve bilgisi bulunmayan bazı zayıf Müs­lümanlara ulaşabilir ve onlar da hemen halka duyurup yaymaya girişebilirler. Bu ise insanların genel menfaatine zarar veren kötü bir iştir.

O sebeple kamu işleri ile ilgili söz ve açıklamaların Müslümanların başka­nına yani Rasul-i Ekrem’e (s.a.) veya emir sahibi olan idarecilere, ehl-i hal ve’l-akd olan ümmetin şûra heyetinin üyesi bulunan zatlara bırakılması gerekir. O tür konularda konuşma hakkına onlar sahiptir. Sağlam haberleri, işlerin ger­çek yönlerini ortaya çıkarma imkânı onların elindedir. Bilgileri, istifade ettikle­ri kaynakların çeşitliliği, savaş ve savaş hileleri, entrikaları hususundaki tec­rübelerine dayanarak alınması gerekli tedbirler ve söylenecek sözler hakkında onlar yetkilidirler.

Her duyduğunuzu anlatmakta, sağlamlığını araştırıp sormadan bütün ha­berleri nakletmekte ise devlete açık bir zarar verme durumu söz konusudur. O yüzden zamanımızda her devlet basm-yaym, radyo, televizyon ve diğer iletişim organlarındaki haberlere belli oranda sansür uygulamaktadır. Tâ ki toplumda kargaşa ve karışıklık çıkmasın, insanlar şayialara kapılmasın. Bu kontrol, san­sür barışta da, savaş zamanlarında da mevcuttur.

Daha sonra Allah Teâlâ imam sağlam olan müminlere lütf u inayet edip ken­dilerini o türlü bozuk ve şaibeli akımlardan koruduğunu belirterek beyan ediyor ki: Eğer Allah’ın, sizin üzerinizdeki lütfü ve esirgemesi olmasaydı -çünkü sizi hi­dayete sevkeden, Allah’a ve Rasulü’ne itaat etmeye muvaffak kılan, sizi sağlam bir ilmî kaynağa yani peygambere ve ümmetin emir sahibi olan zevatına idareci­lerine müracaat etmeye kılavuzlayan O’dur- sizler de şeytanın vesveselerine uyardınız veya Zamahşerî’nin dediği gibi kâfir olarak kalırdınız. Bundan sizin pek azınız müstesna olurdu, yahut birazcık bir itaatla da olsa şeytana uyardınız. Bu ayet-i kerimenin bir benzeri de şu ayettir: “Eğer üzerinizde Allah’ın fazl u rah­meti olmasaydı içinizden hiçbiriniz ebedi temize çıkamazdı” (Nûr, 24/21).

Advertisements