173

    RevelationCuzPageSurah
    92 6104Nisa(4)

١٧٣

فَاَمَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّيهِمْ اُجُورَهُمْ وَيَزيدُهُمْ مِنْ فَضْلِه وَاَمَّا الَّذينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا اَليمًا وَلَايَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ وَلِيًّا وَلَانَصيرًا

(173) fe emmellezine amenu ve amilus salihati fe yüveffihim ücurahüm ve yezidühüm min fadlih ve emmellezines vestenkefu vestekberu fe yüazzibühüm azaben elimev ve la yecidune lehüm min dunillahi veliyyev ve la nesiyra

amma o kimseler ki iman edip salih amel işlerlerse onlara ecirleri tamamen ödenecek onlara ziyadesi ile ihsan edecektir fazlı kereminden ama o kimseler ki (kulluktan) çekinir de büyüklenirlerse onlar azaplanacaklardır elim bir azap ile onlar bulamayacaklardır Allah’tan başka bir vekil (ne de) bir yardımcı

(173) But to those who believe and do deeds of righteousness, he will give their (due) rewards, and more, out of his Bounty: but those who are disdainful and arrogant, he will punish with a grievous penalty nor will they find, besides Allah, any to protect or help them.

1. fe : fakat
2. emmâ : ama, …ise
3. ellezîne : onlar, olanlar
4. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
5. ve amilû es sâlihâti : ve ıslâh edici, nefsi tezkiye edici amel yaptılar
6. fe : o taktirde, öyle ise
7. yuveffî-him : onlara ödenir
8. ucûre-hum : onların ecirleri, mükâfatları
9. ve yezîdu-hum : ve onlara ziyade yapar, arttırır, daha çok verir
10. min fadli-hî : kendi fazlından
11. ve : ve
12. emmâ : ama, …ise
13. ellezîne : onlar, olanlar
14. istenkefû : çekinirler, yapmak istemezler
15. ve istekberû : ve kibirlenirler , büyüklenirler
16. fe : o taktirde, öyle ise
17. yuazzibu-hum : onlara azap edilir
18. azâben : azap
19. elîmen : elim, acı
20. ve : ve
21. lâ yecidûne : bulamazlar
22. lehum : onlar için, kendileri için
23. min dûni : …’den başka
24. allâhi : Allah
25. veliyyen : veli, dost
26. ve lâ : ve olmaz
27. nasîran : yardımcı

فَأَمَّا gelinceالَّذِينَ آمَنُوا iman edipوَعَمِلُوا işleyenlereالصَّالِحَاتِ salih amelفَيُوَفِّيهِمْ onlara tam olarak verecekأُجُورَهُمْ ecirleriniوَيَزِيدُهُمْ ve onlara artıracaktırمِنْ فَضْلِهِ lütfundanوَأَمَّا الَّذِينَ اسْتَنكَفُوا ama kibirlenenler var yaوَاسْتَكْبَرُوا çekinipفَيُعَذِّبُهُمْ onlara da azap edecektirعَذَابًا bir azap ileأَلِيمًا çok acıklıوَلَا يَجِدُونَ ve onlar bulamayacaklarلَهُمْkendileri içinمِنْ دُونِ başkaاللَّهِ Allah’tanوَلِيًّا veli deوَلَا نَصِيرًا yardımcı da


AÇIKLAMA

Yüce Allah Kitap Ehli’ne aşırılığı, haddi aşmayı yasaklamaktadır. Çünkü Hristiyanlar Hz. İsa hakkında haddi aştılar ve sonunda onu ilâhlaştırdılar. Onu peygamberlik makamından alıp çıkardılar. Hatta onun dini üzere olduğunu iddia eden, ona bağlı olduğunu, tabi olduğunu söyleyenler hakkında dahi aşırıya giderek, bunların masum olduklarını, günah işlemediklerini iddia etti­ler. Söyledikleri her hususta, hak olsun batıl olsun, onlara tabi oldular. Yahudi­ler de aynı şekilde Hz. İsa’yı tahkir etmek, küçük düşürmek hususunda aşırıya gittiler, onu inkâr ettiler. Halbuki istenen, bu iki hal arasında orta yoldur. Ne Hz. İsa’yı tazimde aşırıya gitmek, ne de onu tahkir ederek ileriye gitmek.

Ey Kitap Ehli! Dinde fazlalık yahut eksiklik suretiyle Allah’ın çizdiği sı­nırları aşmayınız. Ancak ya mütevatir dini bir nass ile yahut kesin aklî bir de­lil ile sabit olan hak şeylere inanınız. Allah’ın insanlara hulul etmesi, onlarla bir arada olması, eş ve çocuk edinmesi gibi uydurduğunuz iddialardan sakının. Yahudilerin yaptığı şekilde İsa’yı inkâra kalkışmayın, annesine iftira etmeyin, onu küçük görmeyin, küçük düşürmeyin. Hristiyanlarm yaptığı şekilde de İsa’yı tazim ve takdis hususunda aşırıya gitmeyin. Çünkü onlar sonunda İsa’yı bir ilâh yahut Allah’ın oğlu kabul etme noktasına kadar vardılar.

Her türlü iftiradan uzak, tertemiz, bakire Meryem’in oğlu İsa Mesih, an­cak Allah’ın İsrâiloğulları’na gönderdiği bir peygamberdir. O kavmine, hiç bir şeyi ortak koşmaksızm yalnızca Allah’a ibadet etmelerini emredip, şirki yasak­lamış, takvalı olmayı teşvik etmiş, dünyaya rağbet etmemelerini söylemiş, pey­gamberlerin ve rasullerin sonuncusunun geleceği müjdesini vermiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim Hz. İsa’nın şöyle dediğini bizlere nakletmektedir: “Ve benden sonra gelecek adıAhmed olan bir rasulü müjdelemek üzere… size geldim.” (Saff, 61/6).

Hz. İsa “kün=ol” şeklindeki tekvînî bir emir ile babasız olarak var edilmiş­tir. Çünkü “O, bir şeyi diledi mi ona emri “ol” demesidir, o da derhal oluverir.” (Yâsîn, 36/82); “Bir işe hüküm verdiği zaman ona sadece: “Ol” der, o da hemen oluverir.” (Âl-i İmran, 3/47).

Yüce Allah, Hz. Âdem’i yarattığı şekilde babasız ve annesiz bir insan ya­ratmaya yahut Hz. Havva’yı yarattığı gibi annesiz, fakat bir babadan yahut bir anne ve bir babadan olmak üzere alışılmış zahirî bir sebebe bağlı olarak bir in­san yaratmaya kadir olduğu gibi, Hz. İsâ gibi babasız bir insan yaratmaya da kadirdir: “Şüphesiz Allah nezdinde İsa’nın misali Âdem’in misali gibidir. Onu (Adem’i) topraktan yarattı sonra, da ona “ol” dedi, o da hemen oluverdi.” (Âl-i İmran, 3/59) Yine Yüce Allah Hz. İsa’nın beşer olduğunu ve Allah’ın kulu oldu­ğunu şöylece haber vermektedir: “O ancak kendisine nimet verdiğimiz ve onu İsrâiloğulları’na bir misal kıldığımız bir kuldur.” (Zuhruf, 43/59) Madde yahut tabiat da özü itibariyle başkasını yaratmaktan âciz olan bir yaratıktır. O halde yaratılmış her şeyin ilk aslını da yaratan Yüce Allah’tır.

Ayrıca Hz. İsa Yüce Allah tarafından var edilmiş bir ruh ile desteklenmiş­tir, yoksa bu ruh (Hristiyanlarm anladıkları gibi) Allah’tan bir parça değildir. Öyle olsaydı, Melek aracılığıyla Allah’tan bir ruhun üflenmesiyle yaratılmış her bir insanın Allah’ın bir parçası olması gerekirdi: “O kendi nezdinde gökler­de ve yerde bulunan her şeyi size müsahhar kılandır.” (Müellif burada; “kendin­den” ifadesi Allah’tan bir parça anlamına gelmeyeceği gibi, Hz. İsa hakkında “kendinden bir ruhtur” demesi de kendisinden bir parçadır anlamına gelmez, demek istemektedir. -Çeviren-) Hz. İsa’nın Ruhu’1-emin ile desteklenmiş olması da Yüce Allah’ın şu buyruklarıyla sabittir: “Ve Biz onu Ruhu’l-Kudüs ile destek­ledik.” (Bakara, 2/87 ve 253). Yine Yüce Allah müminleri Allah’tan bir ruh ile desteklenmekle de nitelendirmiş ve şöyle buyurmuştur: “İşte bunlar Allah’ın kalplerine imanı yazdığı ve kendinden bir ruh ile desteklediği kimselerdir.” (Mücâdele, 58/22)

Mücâhid şöyle demektedir: “Kendinden bir ruhtur.” Yani tarafından gön­derilmiş bir peygamberdir. Yani o, halk edilmiş bir ruhtan yaratılmıştır. Ruhun Yüce Allah’a izafe edilmesi onun şerefini yüceltmek içindir. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyruklarında dişi devenin ve Beyt’in Allah’a izafe edilmesi de böyle­dir: “İşte bu, Allah’ın devesidir.” (A’râf, 7/173); “Ve benim evimi tavaf edenler için temizle” (Hacc, 22/26) Nitekim hadis-i şerifte de şöyle buyurulduğu rivayet edilmiştir: “Ve Rabbimin evinde, Rabbimin huzuruna girerim.” buyruğundaki izafe de bir şerefi yükseltme izafesidir. Bütün bunlar aynı kabildendir ve aynı üslûpta kullanılmış ifadelerdir.

İsa’yı da, başkasını da yaratan Yüce Allah olduğuna göre, artık sizler de bir ve tek olan Allah’a iman edin. Allah’ın bir ve tek olduğunu çocuğu ve eşi ol­madığını tasdik edin. İsa’nın Allah’ın kulu ve rasulü olduğunu da bilin ve buna kesin olarak inanın. Hiç bir fark gözetmeksizin bütün peygamberlere uygun şe­kilde iman edin. Sakın “baba, oğul ve Rûhu’l-Kudüs’ gibi üç ilâh olduğunu ya­hut her biri diğerinin aynı olmak üzere Allah’ın üç uknumdan meydana geldi­ğini, her birisinin tam bir ilâh olduğunu ve bunların toplamının da tek bir ilâh ettiğini söylemeye kalkışmayın. İsa’yı ve annesini Allah’a ortak koşmayın. Yü­ce Allah bundan alabildiğine münezzeh, alabildiğine yücedir. Çünkü böyle söy­lemek, asıl itibariyle Mesihîliğin de getirmiş olduğu halis tevhidi terketmektir. Çünkü tevhid Hz. İsa’dan da önce Hz. İbrahim ve diğer peygamberlerin de yay­maya çalıştıkları temel bir ilkedir. Teslis ile tevhidin bir arada kabul edilmesi ise mümkün değildir. Bu, akim temel ilkelerinin reddettiği bir çelişkidir. Bun­dan dolayı Yüce Allah teslisi kabul edenleri şöylece tenkit etmektedir: “Andol-sun! Muhakkak, Allah üçün üçüncüsüdür, diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur.” (Maide, 5/73) Mâide suresinin sonlarında da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hatırla ki Allah: ‘Ey Meryemoğlu İsa! İnsan­lara Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin, diye sen mi söyledin?’ di­yecektir.” (Maide, 5/116) Mâide suresinin baş taraflarında ise şöyle buyurul-maktadır: “Allah Meryem oğlu Mesih’in kendisidir, diyenler, andolsun ki, kâfir olmuşlardır.” (Maide, 5/17)

Ey Hristiyanlar! Teslis iddiasından “vazgeçin!” sizin için bundan daha ha­yırlı olacak bir başka söz söyleyin. Bu söz ise aralarında İsa’nın da bulunduğu bütün peygamber ve rasullerin kendisine çağırdığı katıksız tevhiddir.

“Allah sadece bir tek ilâhtır” O zatı itibariyle bir ve tektir, birden çok ol­maktan münezzehtir. Onun parça yahut uknumlarının varlığı söz konusu de­ğildir. O bir takım cüzlerden de meydana gelmiş değildir; O bunlardan münezzehtir. Halbuki siz Mesih hakkında “Mesih onun oğludur” yahut “bizzat onun kendisidir” demektesiniz. Eğer gerçek evlât sahibi olmayı kastediyorsanız bu Yüce Allah hakkında imkânsız bir şeydir. Çünkü bu da Allah’ın baba olmasını yahut bir eşi olmasını gerektirir. Şayet mecazî olarak evlât oluşunu kastediyor­sanız bu da Hz. İsa’ya has bir özellik olamaz.

Gerçek anlamıyla Allah’ın çocuğunun varlığı söz konusu değildir. Aksine göklerde ve yerde bulunan her şey O’nundur. Yani her şey Allah’ın mülküdür, onun yaratığıdır. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nun kuludur. Hepsi onun tedbir ve tasarrufu altındadır. O her şeyin üzerine vekildir. Mesih de O’nun ya­rattıkları arasında bir yaratıktır. O halde bu yaratılmışlardan Allah’ın nasıl olur da bir eşi ve çocuğu bulunabilir? Zira bir şeye malik olmak, o şeyi mülk edinmeye aykırıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Göklerde ve yerde bulu­nan herkes mutlaka Rahman (olan AllahJ’a kul olarak gelecektir.” (Meryem, 19/93); “Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Nasıl olur da onun bir çocuğu olur?” (En’âm, 6/101)

‘Vekil olarak Allah yeter” ibaresi buna tanık olarak Allah yeter manasm-dadır. Bunun manasını açıklarken er-Râzî şöyle der: Şanı Yüce Allah tek başı­na mahlükatı idare eder, yaratılmışları gereği gibi koruyup muhafaza eder. Onunla beraber bir başka ilâhın varlığını kabul etmeye, böyle bir iddiada bu­lunmaya ihtiyaç yoktur.

“…asla çekinmez” ibaresi Mesih yalnızca Allah’a ibadet etmekten çekinmez yahut buna karşı tekebbür etmez ya da Allah’ın bir kulu olmaktan çekinmez, manalarına gelir. Çünkü o Yüce Allah’ın azametini, Allah’ın lâyık olduğu ubu-diyyet ve şükrü bilir. Aynı şekilde mukarrep melekler de Allah’ın bir kulu ol­maktan daha üstün bir makamda kendilerini görmezler.

Her kim yalnızca Allah’a ibadet etmekten çekinir, kendini daha yüce bir makamda görür, şirk yahut teslis iddiasında bulunacak olursa bilsin ki, Allah amelinin karşılığını vermek üzere hepsini kendi huzuruna toplayacaktır. Amel­lerinden dolayı onları hesaba çekecek ve cezalandıracaktır. Kıyamet gününde o bunların hepsini huzurunda toplayacak ve asla haksızlık ve zulmün söz konu­su olmayacağı mutlak âdil hükmüyle aralarında hüküm verecektir. Allah, salih amel işleyen ve kendisine iman edenlere eksiksiz olarak, tam tamına amelleri­nin mükâfatını ve ecirlerini verecektir. Salih amelleri miktarmca onlara sevap vereceği gibi bundan ayrı olarak lütfü, ihsan ve geniş rahmetiyle fazlasını da verecektir onlara.

Ona kulluktan çekinen bunu büyüklüklerine yedirmeyen, yani Allah’a itaat ve ibadetten uzak duranlara gelince: Onları lâyık oldukları, hak ettikleri şekilde dünyada da ahirette de can yakıcı bir azap ile azaplandıracaktır. Yüce Allah’tan başka işlerini yerine getirecek, düzene koyacak başka bir kimse bula­mayacakları gibi, Allah’ın azabına karşı kendilerine yardımcı olup üzerlerin­den azabı kaldıracak bir kimse de bulamayacaklardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Şüphe yok ki, bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yedirme-yenler cehenneme hor ve hakir olarak gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60) Dünyada ibadet etmeyen ve buna karşı büyüklük taslayan müstekbirler ahirette küçül­tülmüş ve zeliller olacaklardır.

Advertisements