16

١٦

يَا بُنَىَّ اِنَّهَا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فى صَخْرَةٍ اَوْ فِى السَّموَاتِ اَوْ فِى الْاَرْضِ يَاْتِ بِهَا اللّهُ اِنَّ اللّهَ لَطيفٌ خَبيرٌ

(16) ya büneyye inneha in tekü miskale habbetim min hardelin fe tekün fi sahratin ev fis semavati ev fil erdi ye’ti bihellah innellahe latiyfün habir
Ey oğulcuğum! yaptığın bir hardal tanesi ağırlığında olsa da bir kaya içinde olsun veya göklerde veya yerin dibinde Allah onu (yine) getirir şüphesiz Allah latif’tir, habir’dir

(16) O my son (said Luqman), if there be (but) the weight of a mustard seed and it were (hidden) in a rock, or (anywhere) in the heavens or on earth, Allah will bring it forth: for Allah understands the finest mysteries, (And) is well acquainted (with them).

1. : ey
2. buneyye : oğlum, oğulcuğum, yavrum
3. inne-hâ : muhakkak ki o
4. in : eğer, olsa bile, dahi
5. teku : olur
6. miskâle : miktar
7. habbetin : tane
8. min hardalin : hardaldan, hardal
9. fe : böylece, o taktirde
10. tekun : olur
11. : içinde
12. sahretin : kaya
13. ev : veya
14. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
15. ev : veya
16. fî el ardı : arzda, yerde
17. ye’ti : getirir
18. bi-hi : onu
19. allâhu : Allah
20. inne allâhe : muhakkak ki Allah
21. latîfun : lâtif, lütuf sahibi
22. habîrun : haberdar