147

١٤٧

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمينَ

(147) fe in kezzebuke fe kur rabbüküm zu rahmetiv vasiah ve la yüraddü be’sühu anil kavmil mücrimin

eğer seni yalanlarlarsa de ki bizim Rabbimiz geniş rahmet sahibidir onun azabı mücrimler güruhundan geri çevrilmez

(147) If they accuse thee of falsehood, say: your Lord is full of mercy all embracing but from people in guilt never will his wrath be turned back.

1. fe in : artık, bundan sonra eğer
2. kezzebû-ke : seni yalanladılar
3. fe kul : o zaman de
4. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
5. zû rahmetin : rahmet sahibi
6. vâsi’atin : geniş
7. ve lâ yureddu : ve geri çevrilemez
8. be’su-hu : onun azabı
9. an el kavmi : kavminden
10. el mucrimîne : mücrimler, suçlular

فَإِنْ كَذَّبُوكَ seni yalanlarlarsaفَقُلْ de kiرَبُّكُمْ Rabbinizذُو sahibidirرَحْمَةٍ bir rahmetوَاسِعَةٍ genişوَلَا يُرَدُّ fakat buna rağmen geri çevrilmezبَأْسُهُO’nun azabıعَنْ الْقَوْمِ topluluğundanالْمُجْرِمِينَ günahkârlar


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs der ki: Rasûlullah (sa) biraz önceki 145 ve 146. âyetleri müşrik­lere okuyup da “Bunlar bana vahyolundu ki müslümanlara ve yahudilere haram kılınmıştır.” buyurunca müşrikler: “Sen isabet etmedin, doğruyu söylemedin.'” dediler de bu âyet-i kerime nazil oldu.
AÇIKLAMA

Yüce Allah Mekke’de inmiş bulunan bu surede bu dört şeyin dışında ha­ram kılınmış bir yiyecek olmadığını beyan etti. Yalnızca bunların haram oldu­ğunu ifade eden bir kip kullandı. Böylelikle bu dört şeyin dışında herhangi bir yiyeceğin haram olmayacağını beyan etmekte mübalağa kipini kullanmadı. Nahl suresinde de bunu pekiştirerek şöyle buyurmaktadır: “O sizlere ancak ölüyü, kanı, domuz etini, Allah’tan başkasının adı anılarak kesilenleri haram kıldı. Her kim mecbur kalırsa zulmetmeksizin ve haddi aşmamak şartıyla (yer­se) şüphesiz Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Nahl, 16/115)

“(innemâ)= yalnız, ancak” kelimesi hasr ifade eder. Mekke’de inmiş bulu­nan bu iki ayet-i kerimede haram kılınan şeylerin bu dört yiyeceğe münhasır olduğunu göstermektedir. Bakara suresinde yer alan Medine’de inmiş bir ayet-i kerime de bu dört şeyin dışında haram kılınmış bir şey olmadığını göstermek­tedir. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Size yalnız ölü, kan, domuz eti ile Allah’tan başkasının adı anılarak kesilenler haram kılınmıştır.” (Bakara, 1/174). Burada hasr ifade eden “(innemâ)= yalnız, ancak” kelimesi aynı şekilde Yüce Allah’ın “De ki: Bana vahyolunanlar arasında yiyecek kişiye haram olduk­larını bulduklarım yalnız şunlardır…” buyruğuna uygun düşmektedir.

Daha sonra Yüce Allah Maide suresinde şöyle buyurmaktadır: “Size oku­nacak olanlar müstesna, davarlar size helâl kılındı.” (Mâide, 5/1) Müfessirler “size okunacaklar müstesna” buyruğundan kastolunanın ise Yüce Allah’ın he­men bu ayet-i kerimeden biraz sonra sözünü ettiği şeyler olduğunu icma ile ka­bul etmişlerdir. Bunlar da şu ayet-i kerimede dile getirilmektedir: “Size ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş olan, vurulmuş, yüksek yerlerden yuvarlanmış, susulmuş, yırtıcı bir hayvan tarafından yenilmiş hayvanlar yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere haram kılındı.” (Maide, 5/3). İşte bütün bunlar da meyte (ölü) türündendir. Yüce Allah bunları tekrar söz konusu etti. Çünkü onlar bu tür ölmüşlerin de helâl oldukları hükmünü ve­riyorlardı. Böylelikle şeriatın başından sonuna kadar bu hükmü ve bu hasrı be­lirlemiş olduğu sabit olmaktadır.

Maksat Arap müşriklerinin kanaatlerini reddetmektir. Çünkü helâl ve ha­ramı bilmenin tek yolu vahiy olduğuna ve Allah tarafından da Muhammed (s.a.)’den başkasına vahiy gelmediği sabit olduğuna göre, ayrıca bu konuda bu ayet-i kerime ile onun benzeri diğer ayet-i kerimelerin dışında bir emir de nazil olmadığına göre, bu ifade, yalnızca söz konusu dört şeyin haram kılındığını göstermektedir.

Yani Yüce Allah peygamberine emrederek şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammad! Allah’ın kendilerine verdiği rızkı Allah’a iftira ederek haram kılan şu kimselere de ki: Ben bir kimseye şu aşağıdaki dört hususun dışında kalan her­hangi bir şeyin haram kılındığını görmemekteyim:

1- Meyte (ölü): Şer*î bir kesim olmaksızın ölen hayvandır. Bu kelime, bo­ğulmuş, ağır bir darbe ile vurulup öldürülmüş, yüksekten düşüp ölmüş, süsülmüş, yırtıcı bir hayvanın yediği ve benzer şekilde ölmüş hayvanları kapsar. Böylesinin haram kılınmasının sebebi, kanın derinin içinde pıhtılaşıp kalma­sıyla hayvanın zararlı hale gelmesidir. Bu durumdaki hayvanın zehirlenme, etinin parçalanması sırasında da ondan yiyen bir kimsenin de bundan etkile­nerek hastalanıp rahatsızlanmasına sebep teşkil etme tehlikesi her zaman bu­lunmaktadır.

2- Akmış kan: Yani kesilen hayvanın damarlarından fışkırarak akan, dö­külmüş kan. İşte bu, haram kılınan kanın akan kan olduğunun delilidir. İbni Abbas der ki: Burada henüz canlı iken davarlardan çıkan kan ile kesim esna­sında şah damarlardan çıkan kan kastedilmektedir. O bakımdan katılıkları dolayısıyla karaciğer ve dalak gibi katı kanlar, bunun kapsamına girmediği gi­bi, kesilmiş hayvana bulaşmış bulunan kan da girmemekte, damarlarda kal­mış kan damlaları da bunun kapsamına girmemektedir. Çünkü bütün bu kan­lar akan kan değildir. İkrime Yüce Allah’ın, “Akmış kan” buyruğu ile ilgili ola­rak şöyle der:   Eğer bu ayet-i kerime olmasaydı, insanlar Yahudilerin yaptık­ları gibi damarlardaki kanı dahi tespit ederek çıkartmaya çalışırlardı. Beyhakî’nin Sünen’inde ve Hâkim’in (Müstedrek’inde) rivayet ettiği İbni   Ömer yo­luyla gelen hadiste şöyle demektedir: “Bize iki ölü ve iki kan helâl kılındı. îki ölü balık ve çekirge, iki kan ise karaciğer ve dalaktır.” Akmış kanın haram kı­lmış sebebi ise çeşitli mikrop ve hastalık yapıcı virüsleri ihtiva etmesidir. Çün­kü kan mikropların, hastalık yapıcı virüslerin üremesi için elverişli bir ortam­dır.

3- Domuz eti: Domuz yağı ve vücudunun diğer parçaları da domuz eti gi­bidir. Köpek de domuz gibidir. Bütün bunlar tıpkı ölü ve kan gibi pislik ve tiksinti verici şeylerdir. Temiz nefisler ve sağlıklı tabiatlar bundan tiksinir; ay­rıca bunlar vücuda da zararlıdırlar. Şafiî Yüce Allah’ın, “Ki o pistir” buyruğunu domuzun necisliğine delil göstermiştir. Çünkü oradaki “o” zamiri domuza racidir; çünkü zamire en yakın olarak anılmış isim odur.

4- Fısk: Allah’tan başkası adına kesilerek veya üzerinde Allah’ın adı anıl­madan kesilen hayvandır. Yani Allah’tan başkasına ibadet kasdıyla kesilen ve bir kimseye yaklaşmak için Allah’ın adı değil o kimsenin adı anılarak kesilen hayvandır. Bunlar ise dikili taşların üzerinde ve putların yanında kesilen veya fal oklarıyla yani kumar sonrası kesilen hayvanlardır.

Daha sonra Yüce Allah zorunluluk (zaruret) halini istisna ederek, “Kim de mecbur kalırsa…” diye buyurmaktadır. Yani her kim helâl olan bir şeyi bula­maz da içinde bulunduğu mecburiyet hali onu haram kılınan şeylerden birisini yemeye mecbur ederse, bu ikisi de böyle bir durumu istemediği halde bu du­rumda kalmış olur ve zaruret haddini de aşmaksızın yiyecek olursa, şüphesiz Allah hayat hakkını korumak için yaptığı bu davranışını affeder, ona merha­met eder. Kendisini ölümden kurtaracak ve telef olmasını önleyecek kadarını yediği için Allah onu bundan sorumlu tutmaz.

Özetle söyleyecek olursak; bu ayet-i kerimeden maksat, tutarsız görüşle­rinden hareket ederek bahire, sâibe, vasile, hâmî vb. şeyleri kendilerine haram kılmak şeklindeki bidat ve dinde aslı olmayan davranışlarda bulunan müşrik­lerin bu tutumlarını reddetmektir. Allah, rasulüne, kendilerine Allah’ın vahyettikleri arasında bunların haram kılınmış olduğuna dair birşey bulmadığını haber vermesini, bunun yerine şu dört şeyi haram kıldığını bildirmesini emret­mektedir: Ölü, akmış kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adı anılarak kesi­lenler. Bunların haram kılmışının esas sebebi ise, bunlardaki maddî tehlikeler ya da akideye ve Allah’a ibadete yakışmayan manevî zararları ve bunların etkilerinin pis oluşudur. Peygamberin görevlerinden birisi ise temiz olan şeyle­rin mubah kılmak, pis ve murdar şeylerin de haram olduğunu beyan etmektir: “Ve onlara temiz şeyleri helâl kılar, pis ve murdar şeyleri de haram kılar. Sırtlarındaki ağırlıkları indirir ve boyunlarındaki tasmalarını da kaldırır.” (A’râf, 7/157)

Fakat bu ayetten ve benzerlerinden anlaşılan hasr ifadesi mutlak değil, nisbîdir. Bu ayet-i kerime de bu dört şeyin dışında haram kılınan hususlara de­lâlet eden diğer ayet ve haberlerle de tahsis edilmiştir. Yüce Allah’ın şu buyru­ğunda olduğu gibi: “Onlara pis ve murdar olan şeyleri haram kılar.” Bu buyruk çeşitli necasetler, yerdeki haşereler gibi kendilerinden tiksinilen bütün murdar şeylerin haram kılınmasını gerektirmektedir. Nitekim Buharî ve Müslim Sa­hih’ lerinde Câbir’den şöyle dediğini rivayet etmektedirler: “Resulullah (s.a.) Hayber günü evcil eşek etlerini yasakladı.” Yine bunlar Ebu Sa’lebe’den şöyle dediğini rivayet etmektedirler: “Resulullah (s.a.) yırtıcı hayvanlar arasından azı dişi olan bütün hayvanları yasakladı.” İbni Abbas yoluyla gelen rivayette ise şöyle denilmektedir: “Ve parçalayıcı pençesi olan bütün uçan kuşları (yeme­yi) yasakladı.” Yine Buharî ve Müslim Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve İbni Ömer’den Resulullah (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: “Canlılardan beş hayvan vardır ki bunların hepsi de fasıktır, harem bölgesinin içinde de dışında da öldürülürler: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpek.” İşte bunların öldürülmesine dair verilen emir, bunları yemenin haram kılındığına da delâlet etmektedir. Çünkü öldürmek ancak serî boğazlamanın dışındaki bir yolla olur. Böylelikle onların etinin yenilmediği sabit olmaktadır. Diğer taraftan eti yeni­lebilen hayvanın öldürülmesi nehyedilir.

Şafiîler, ayet-i kerimeyi aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a)den gelen şu riva­yetle de tahsis etmektedirler: “Arapların kendisinden tiksindikleri şey de ha­ramdır.” Görüşlerinin muhtevası şudur: Kendisine dair helâl ya da haram ol­duğu hakkında nas varit olmamış, öldürülmesi emrolunmamış, yasak da kılın­mamış herhangi bir hayvanı yemekten Araplar hoşlanıyor ise helâldir, şayet tiksiniyor iseler o da haramdır. Bunların delilleri ise Yüce Allah’ın, “Onlara te­miz şeyleri helâl kılar ve onlara pis ve murdar şeyleri haram kılar.” (A’raf, 7/157) buyruğu ile, “Sana kendilerine neyin helâl kılındığını sorarlar. De ki: Si­ze temiz olan şeyler helâl kılındı” (Mâide, 5/4) buyruklarıdır. Derler ki: Burada temiz olan şeyden kasıt helâl değildir. Çünkü bunun helâl diye anlaşılmasının bir anlamı yoktur; zira bunun takdiri şöyle olur: Size helâl olan şeyler helâl kı­lındı. Ancak temiz olan şeylerden kasıt Arapların hoşuna giden şeylerdir; pis ve murdar şeylerden kasıt ise onların hoş görmedikleri, tiksindikleri şeylerdir. Bu konuda hoşa giden ve gitmeyen hususlarda genel âdetlerine riayet edilir, özel örflere bakılmaz. Çünkü o takdirde helâl ve haram hakkındaki hükümle­rin farklı olması sonucu ortaya çıkar.

Seleften pek çok kimse de ayetin zahirini delil göstererek, bu ayet-i keri­mede anılan şeylerin dışında kalanları mubah kabul etmişlerdir. Ebu Davud, İbni Ömer (r.a.)’e kirpinin yenilmesine dair soru sorulması üzerine, bu ayet-i kerimeyi okuduğunu rivayet etmektedir.

İbni Ebî Hatim ve başkaları da sahih bir sened ile Hz. Aişe’den rivayetine göre, ona yırtıcı hayvanlardan azı dişliler, kuşlardan da pençeli olanların yenil­mesine dair soru sorulduğunda “De ki: Bana vahyolunanlar arasında…” ayetini okuyordu.

İbni Abbas’tan da şöyle dediği rivayet edilmektedir: Yeryüzünde hareket eden hayvanlardan Yüce Allah’ın Kitabında haram kıldıkları dışında haram kıldığı bir şey yoktur deyip, “De ki: Bana vahyolunanlar arasında… buldukla­rım yalnız şunlardır” ayetini okurdu. Ayrıca Yüce Allah’ın yiyecek kişiye” buy­ruğunu delil göstererek meyteden haram kılınanın ondan yemek olduğunu be­lirtmiştir. Bu ise ona göre hayvanın tabaklanmış derisini, kılını ve benzeri kı­sımlarını kapsamına almaz. Nitekim Resulullah (s.a.) da ayet-i kerimenin ifa­desinden bunu anlamıştır. Ahmed ve başkaları İbni Abbas’tan şöyle dediğini ri­vayet etmektedir: Şevde b. Zemaa’ya ait bir koyun öldü. Bir diğer rivayette ise bu Sevde’ye değil de Meymune’ye aittir Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Keşke onun derisini almış olsaydınız…” Hanımı “Ölmüş bir koyunun derisini mi ala­caktık?” dedi. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu: “Yüce Allah buyurdu ki: “De ki: Bana vahyolunanlar arasında yiyecek kişiye haram olduklarını buldukla­rım yalnız şunlardır: Ölü…” Siz bunu alıp yemeyeceksiniz ki. Eğer o deriyi ta­baklayacak olursanız ondan yararlanırsınız.”

Daha sonra Yüce Allah özel olarak İsrailoğullarına ceza olmak üzere ha­ram kıldıklarını bize haber vermektedir. Böylelikle Kur’an-ı Kerim’de Müslü­manlara teşrî buyurduğu hükümler ile karşılaştırma yapılmaktadır. Allah buyuruyor ki: “Yahudi olanlara da bütün tırnaklıları haram kıldı…” Yani baş­kalarına değil de yalnızca Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldı. Tırnaklı hayvandan kasıt ise parmakları birbirinden ayrı olmayan yahut da kuş türünden olsun, kara hayvanı türünden olsun parmakları birbirinden ya­rıkla ayrılmamış olan bütün hayvanlardır. Deve, devekuşu, ördek ve kaz gibi. Nitekim İbni Abbas, Mücahid, Katâde ve Saîd b. Cübeyr böyle demişlerdir.

Biz onlara başkalarına değil inek ve koyunların kolaylıkla yerlerinden ayrılabilen ve fazlalık olan iç yağlarını da haram kıldık. Çünkü bunlar ete ve kemiğe bitişik bulunmamaktadır. Söz konusu yağlar ise yalnızca işkembe ve böbrekler üzerinde bulunanlardır. Sırt ve kuyruk yağları ise helâldir. Çünkü Yüce Allah “Bunlardan sırtlarına… yapışan müstesna” diye buyurmaktadır. Ayrıca bağırsaklarına yapışan ve kemiğe kansan da müstesna edilmiştir. Biz bütün bu iç yağları kendilerine helâl kılmıştık.

Biz bunları kendilerine azgınlıkları sebebiyle, onlara bir ceza olsun diye haram kıldık. Çünkü onlar haksız yere peygamberleri öldürmüş, Allah’ın yo­lundan alıkoymuş, faiz yemiş, batıl yollarla insanların mallarını almayı helâl kabul etmişlerdi.

Bu buyruk aynı zamanda Yahudilerin, “Allah bizlere herhangi bir şeyi ha­ram kılmış değildir. Bunun yerine biz İsrailin kendisi için haram kıldığı şeyleri haram kıldık” şeklindeki sözlerini yalanlamaktadır.

Bu, Yüce Allah’ın geçmişte Yahudiler hakkında koymuş olduğu hükmü ha­ber verdiğinden ve bu konuda kimsenin bilgisi olmadığından, onların da “Bize herhangi bir şey haram kılınmadı” şeklindeki sözlerine bir cevap teşkil ettiğin­den dolayı Yüce Allah, “Elbette biz sadıklarız” diye buyurmaktadır. Taberî der ki: Yani elbette ki bizler, bizim bunları kendilerine haram kıldığımıza dair ver­diğimiz bu haberlerimizle doğru söyleyenleriz. Durum onların iddia ettikleri şekilde bunları kendisine İsrail’in (Hz. Yakub’un unvanı) haram kıldığı şeklin­de değildir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır? İbni Kesîr der ki: Yani mu­hakkak bizler kendilerine vermiş olduğumuz bu ceza ile oldukça adil hüküm verenleriz.

Mücahid ve Süddî’nin dediği gibi Yahudiler yahut Mekke müşrikleri ey Muhammed seni yalanlayacak olurlarsa;  Doğrusu ey Muhammed! Sana mu­halif olan müşrikler, Yahudiler ve onlara benzeyen kimseler peygamberlik ve risalet iddianda, hükümleri tebliğinde seni yalanlayacak olurlarsa, “De ki: Rabbiniz geniş rahmet sahibidir.” İşte bu onların Allah’ın geniş rahmetini ara­malarına, rasulüne tabi olmalarına bir teşviktir. “Onun azabı ise günahkârlar güruhundan geri çevirilemez.” Yani onun azabı hiç bir günahkârdan geri çevri­lemez. Bu ise onların son peygamber Allah rasulüne muhalefetlerine karşılık bir korkutmadır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de teşvik ve korkutmayı bir arada pek çok defa zikretmektedir. Nitekim Yüce Allah bu surenin sonunda da şöyle buyurmakta­dır: “Muhakkak senin Rabbin cezası çok çabuk olandır ve muhakkak ki O, Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

Advertisements