18

١٨

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزيزُالْحَكيمُ

(18) ‘alimulgaybi veşşehadetil’ azizul hakim
Gizliyi ve açığı bilendir azizdir hikmet sahibidir

(18) Knower of what is hidden and what is open, Exalted in Might, Full of Wisdom.

1. âlimu : bilen
2. el gaybi : gayb, bilinmeyen, görünmeyen
3. ve eş şehâdeti : ve müşahede edilen, görünen
4. el azîzu : azîz (üstün ve güçlü)
5. el hakîmu : hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)

عَالِمُ bilendirالْغَيْبِ gaybı daوَالشَّهَادَةِmüşahade edileni deالْعَزِيزُAziz’dirالْحَكِيمُHakim’dir


AÇIKLAMA

“Ey iman edenler, eşlerinizin, evlâtlarınızın içinde hakikaten size düş­man da vardır, öyleyse onlardan sakının.” Yani ey Allah’ı ve peygamberini tasdik edenler! Eş ve evlâtlarınızdan bazıları sizin için uhrevi düşman ola­bilir, yani size ahirette fayda verecek salih ameller ve hayru hasenat yap­manıza mani olabilirler. Bu sebeple onlara karşı tedbirli olun, onlara karşı sevgi ve şefkatinizi Allah’a itaate tercih etmeyin sakın.

Bunun nüzul sebebini yukarıda görmüştük: Mekkelilerden birtakım erkekler müslüman oldu ve hicret etmek istediler. Eş ve çocukları onları bı­rakmadılar. Bu sebeple Allah Tealâ onlardan sakınmalarını, onlara boyun eğmemelerini emretti. Rasulullah’ın (s.a.) şöyle dediği rivayet edilir: “Üm­metimin üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda kişinin helaki eşi ve çocuklarının elinden olacak. Onu fakirlikle ayıplayacaklar, o da bu yüzden kötü bir yol tutup helak olacak. buyurdu.

Sonra Allah Tealâ bunların affedilmesini emrederek şöyle buyurdu: “Af eder, kusurlarını başlarına kakmaz, örterseniz, şüphesiz Allah çok esirgeyicidir.” Yani eş ve evlâtlarınızı cezalandırmamak suretiy­le irtikap ettikleri günahlarını affeder, onları bu yüzden azarlamaz, sitem etmez, özür dilemelerine zemin hazırlamak için hatalarını gizlerseniz Allah muhakkak kullarının günahlarını affeden, onlara merhamet edendir. İnsanlara yaptıklarından daha güzeliyle muamele eder.

Sonra Allah Tealâ bu emre biraz daha açıklık getirerek şöyle buyurdu: “Mallarınız da evlâtlarınız da sizin için ancak bir imtihandır. Allah ise, büyük mükâfat onun yanındadır.” Yani mal ve evlât imtihandır, mih­nettir, denemedir, belki sizi haram kazanmaya sevkeder, Allah hakkını eda etmenize mani olur, günah işlemenize sebep olur. Allah’a taati tercih eden, mal ve evlât sevgisi uğruna Allah’a isyan etmeyenlere Allah Tealâ nezdinde bol bol sevap vardır.

Ahmed, Tirmizi, Hakim ve Taberani Ka’b b. Iyaz’ın şöyle dediğini riva­yet ettiler: Rasulullah’ı (s.a.) dinledim şöyle diyordu: “Her ümmetin bir im­tihanı vardır, benim ümmetimin imtihanı da maldır.”

Ahmed ve Bezzar’ın Ebu Said el-Hudri’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Çocuk kalbin meyvasıdır. O seni korkaklığa, cimriliğe ve üzüntüye sevkedebilir.”

Taberani’nin Ebu Malik el-Eşari’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Düşmanın, sen onu öldürdüğünde senin için bir kur­tuluş olan, o seni öldürdüğünde cennete gireceğin kişi değildir. Lâkin belki senin düşmanın, senin soyundan gelen çocuğundur. Bundan sonra en azılı düşmanın malındır.”

Sonra Allah Tealâ takvayı, taatı ve infakı emrederek şöyle buyurdu:

“O halde gücünüzün yettiği kadar, dinleyin, itaat edin, kendinizin hay­rı olarak harcayın.” Yani o halde gücünüzü ve takatinizi sonuna kadar kul­lanarak Allah’ın emirlerine sarılın, nehiylerinden kaçının. Nitekim Buhari ve Müslim’de Ebu Hureyre’den rivayet edilen hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.) şöyle buyuruyor: “Size bir şey emrettiğim zaman gücünüz yettiği ka­dar onu yerine getirin. Sizi bir şeyden nehyettiğim zaman ondan kaçının.” Size emredileni dinleyin, Allah’ın ve peygamberin emirlerine itaat edin. Allah’ın size ihsan ettiği mallardan hayır yollarında harcayın, cimrilik yap­mayın, zira dinin ve ümmetin maslahatına olan yerlere harcama yapmak sizin için mal ve evlâttan daha hayırlıdır ve daha çok saadet getirir. Bu si­zin için dünyada da ahirette de daha hayırlıdır. Bunu yapmazsanız sizin için dünyada da ahirette de şer olur.

“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar muratlarına erenle­rin ta kendileridir.” Yani Allah Tealâ kimi cimrilik ve eli sıkılık hastalığın­dan korur ve o insan Allah yolunda, hayır yolunda infakta bulunursa, işte o umduğuna nail olan, istediğine kavuşanın ta kendisidir.

Sonra Allah Tealâ infak için yaptığı teşviki şu sözleriyle tekit etti:

“Eğer Allah’a gönül hoşnutluğu ile ödünç verirseniz onu sizin için kat kat artırır. Hem sizi bağışlar da. Allah aza çok mükâfat veren, ceza husu­sunda acele etmeyendir.” Yani mallarınızın bir kısmını samimi bir niyetle ve gönül rızası ile hayır yollarında harcarsanız, Allah size kat kat sevap verir bir hasenenin karşılığında on mislinden yediyüz misline, hatta sınır­sız şekilde kat kat sevap verir, aynı zamanda günahlarınızı da bağışlar. Allah az amele çok sevap verir, bağışlar, affeder, günahları ve hataları örter, kendisine isyan edeni cezalandırmakta acele etmez.

Bu ayetin bir benzeri de şu ayettir: “Verdiğinin kat kat fazlasını kendi­sine ödemesi için Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir?” (Bakara, 2/245).

Hakim ve İbni Cerir’in Ebu Hureyre’den rivayet edip Hakim’in “sahih­tir” dediği hadiste Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Allah, kulumdan ödünç istedim vermek istemedi.” der. Sonra Ebu Hureyre “Eğer Allah’a gönül hoş­nutluğu ile…” ayetini okudu.

Sonra Allah Tealâ infak hususunda daha ziyade teşvik ederek şöyle buyurdu:

“Gizliyi de aşikârı da bilendir, galib-i mutlaktır. Tam hüküm ve hikmet sahibidir.” Yani muhakkak Allah Tealâ size göre aşikâr olanı da gizli olanı da en iyi bilendir, galip ve kahirdir, derin hikmet sahibidir, her şeyi uygun yerine koyar.