48

٤٨

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَاكَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَحيصٍ

(48) ve dalle anhüm ma kanu yed’une min kablü ve zannu ma lehüm mim mehiys
Kendilerinden kaybolup gitmişti daha önce dua ettikleri (putlar) anlamışlardır onlar kendilerine kaçacak yer (kalmadığını)

(48) The (deities) they used to invoke aforetime will leave them in the lurch, and they will perceive that they have no way of escape.

1. ve dalle : ve saptı, uzaklaşıp gitti
2. an-hum : onlardan
3. : şey
4. kânû : oldular
5. yed’ûne : tapıyorlar
6. min kablu : önceden
7. ve zannû : ve kuvvetle zannettiler (anladılar)
8. : yok, olmaz
9. lehum : onlar için
10. min mahîsın : kaçacak yerden


AÇIKLAMA

“Saatin (kıyamet gününün) bilgisi ancak O’na havale edilir.” yani kı­yamet gününü bilen sadece Allah’tır, başkası değildir. Sanki bu cümle, “O gün ne zaman gelecek” sualinin cevabıdır.

Bunun bir benzeri de şu ayetlerdir: “Sana kıyameti sorarlar: Gelip çat­ması ne zamandır? (derler) Sen onu nereden bilip bildireceksin! Onun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.” (Naziât, 79/42-44); “… Deki: Onun ilmi, ancak Rabbinin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.” (A’raf, 7/187); “Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır…” (Lok­man, 31/34).

Bu sebeple Buhari ve Müslim’in Hz. Ömer’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Cebrail’in kendisine yönelttiği “Kıyamet ne zamandır?” sualine, Peygamberimizin cevabı “Kıyamet hakkında kendisine soru sorulan kişi, bu konuda soru sorandan daha bilgili değildir…” şeklinde olmuştur.

Sonra Allah geleceğin gayb bilgisinin de kendisine has olduğunu zik­rederek şöyle buyurmuştur:

“Onun bilgisi olmadan hiçbir meyve (çekirdeği) kabuğunu yarıp çıka­maz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz.” Yani Yüce Allah, kabuğundan çıkan herbir meyveyi bildiği gibi, onun tam olarak ne zaman olgunlaşacağı­nı da bilir. Hamile kalanların karınlarında ne taşıdıklarını ve ne doğura­caklarını; hamilelik ve doğum zamanını inceden inceye o bilir. Bütün bu hususların bilgisi O’na ait olduğu gibi, kıyametin ne zaman olacağına dair bilgi de yine ancak O’na hastır.

Ayetin ilk kısmına benzer bir ayet: “O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez.” (Enam Suresi, 6/59). İkinci kısmına benzer ayetler: “Her dişi­nin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik neyi ziyade edeceğini Allah bilir. O’nun katında her şey ölçü iledir.” (Ra’d Suresi, 13/8-9) ve “…Onun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır, ne de doğurur…” (Fatır, 35/11).

Daha sonra Yüce Allah, ortağı olduğu uydurmasının sona ereceğini be­yan ediyor ve surenin baş tarafında, Peygamber (s.a.)’in tevhide ve putlara tapınmaktan uzaklaşmaya davet ettiği müşriklere reddiye olarak şöyle bu­yuruyor: “Allah, onlara: “Ortaklarım nerede!” diye seslendiği gün: “Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arzederiz.” derler.”

Yani ey Rasul! Allah’ın kıyamet gününde müşriklere alaylı ve kınayıcı bir tarzda sorarak: “İddia ettiğiniz ortaklarım nerede! Onları şimdi çağırın, size şefaat etsinler veya sizi azaptan korusunlar” diye sesleneceği günü ha­tırla. O zamanda müşrikler: “Ya Rabbi! Sana bildirdik veyahut duyurduk ki, bizden bugün senin ortağın olduğuna dair şahitlik edecek hiç kimse yoktur” diye cevap verecekler. Şahitliğin reddi, daha önce Allah’a eş koşu­lan putlardan uzaklaşmak demektir. Nitekim Allah onların bunu reddeceğini şöyle belirtmiştir. “Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlardan olmadık.” (En’am, 6/23).

“Bundan önce yalvarıp durdukları onlardan uzaklaşmıştır ve kendile­rinin kaçıp kurtulacak bir yerleri olmadığını anlamışlardır.”

Yani dünyada iken tapmakta oldukları ilâhları ve diğerleri o kıyamet gününde artık yok olup gitmiş, dolayısıyla umdukları faydayı bulamamış­lar ve kesinlikle, Allah’ın azabından kaçıp kurtulacak bir yerleri olmadığı­nı görmüşlerdir. Nitekim bir başka ayette şöyle buyurmuştur: “Suçlular ateşi görür görmez, orayı boylayacaklarını iyice anladılar; ondan kurtuluş yolu da bulamadılar.” (Kehf, 18/53). Bu müşrikler için bir tehdittir.

Advertisements