32

    RevelationCuzPageSurah
    49 20388Qasas(28)

٣٢

اُسْلُكْ يَدَكَ فى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلى فِرْعَوْنَ وَمَلَاءِه اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقينَ

(32) üslük yedeke fi ceybike tahruc beydae min ğayri su’iv vadmün ileyke cenahake miner rahbi fe zanike bürhanani mir rabbike ila fir’avne ve meleih innehüm kanu kavmen fasikiyn
Elini koynuna sok bembeyaz çıkacaktır kusursuz korkudan (titreyen) ellerini koltuklarının altına soktu işte bunlar iki mucizedir Rabbinden firavun ve onun kavmine karşı çünkü onlar fasıklar kavmi idiler

(32) Move thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (Or harm), and draw thy hand close to thy side (to guard) against fear. Those are the two credentials from thy Lord to Pharaoh and his Chiefs: for truly they are a people rebellious and wicked.

1. usluk : sok
2. yede-ke : senin elin
3. : içinde
4. ceybi-ke : senin koynun
5. tahruc : çıkar
6. beydâe : beyaz
7. min gayri sûin : kusursuz olarak
8. vadmum : çek
9. ileyke : sana, senin üzerine
10. cenâha-ke : senin kanatların (kolların)
11. min er rehbi : korkudan, korkmadan
12. fe zânike : işte bu ikisi
13. burhânâni : iki burhan, iki mucize, iki delil
14. min rabbi-ke : senin Rabbinden
15. ilâ fir’avne : firavuna
16. ve melâi-hi : ve onun halkının ileri gelenleri
17. inne-hum : muhakkak onlar
18. kânû : oldular
19. kavmen : kavim
20. fâsikîne : fasıklar


AÇIKLAMA

“Musa süreyi tamamlayınca…” Hz. Musa iki süreden uzun olanını –yani on yıl Hz. Şuayb’ın (a.s.) koyunlarını gütme hizmetini- tamamladı.

Bu aynı zamanda ayetten de anlaşılmaktadır. Zira Cenab-ı Hak “Musa süreyi tamamlayınca” demiştir. Bunun manası iki süreden daha fazla olanını tamamlamıştır demektir. Bu tarz ifade iki sürenin bildirilmesinden sonra gelmiştir. Bir sürenin sonunda gelseydi sadece o sürenin tamamlandığı anla­şılırdı.

Hz. Musa ailesi -yani hanımıyla birlikte- arzu ettiği istikamete doğru yola devam etti. Nur dağı civarında uzaktan ışığı görünen bir ateş gördü. Ai­lesine ateşin yanına gidip yol hakkında bilgi alıncaya ya da soğuktan ısınabilmeleri için bir kor veya yanan çıra alıp gelinceye kadar beklemelerini em­retti. Zira yağmurlu, soğuk ve karanlık bir gecede yola çıkmışlar, yolu da kaybetmişlerdi. Hz. Musa sadece ailesiyle birlikte olup yanlarında başkaları yoktu.

Ailesine saygı ifadesiyle çoğul sigasıyla “bekleyin” diye hitapta bulundu. “Bir haber getiririm” ifadesi yolu kaybettiğine delildir. “Belki böylece ısınırsı­nız” ifadesi ise havanın soğukluğuna işaret etmektedir.

“Musa ateşin yanına gelince mukaddes yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle nida edildi: Ey Musa! Ben âlemlerin rabbi olan Allah ‘ım!”

Yani Musa uzaktan gördüğü ateşin yanına varınca Rabbi ona vadinin sağ tarafından yani batı cihetinden -Musa’nın sağ tarafından- nida etti.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Musa’ya o emri vahy ettiğimiz vakit (Habibim) sen batı tarafında değildin, görenlerden de değildin.” (Qasas, 28/44).

Bu ayet Hz. Musa’nın kıble yönündeki ateşe sağ tarafındaki batı tepesi­ne doğru yöneldiğini ifade etmektedir.

Rabbi mübarek vadide ağaç tarafından Hz. Musa’ya şöyle dedi: Ey Musa! Ben âlemlerin rabbi olan Allah’ım. Şüphesiz ki ben senin rabbinim. Ayakkabı çıkar. Sen mukaddes Tuva vadisindesin. Yani sana hitap eden, seninle konuşan âlemlerin Rabbidir. Dilediğini yerine getirir. O’ndan başka hiçbir rab yoktur. O zatında, sıfatında, sözlerinde ve fiilerinde mahlûkata benzemekten münezzehtir.

Bu yer “mübarek” olmakla tavsif edilmiştir. Çünkü peygamberliğin başlangıcı ve Allah Tealâ’nın kendisine hitap etmesi orada vaki olmuştur.

Risaletin başlangıcında “min şatı” kelimesiyle, Allah’ın kendisine hitap etmesine “Min-eşşecerati” kelimesiyle işaret edilmiştir. Yani O’na nida vadi kıyısından, ağaç tarafından gelmiştir.

Allah Tealâ bu esnada Hz. Musa’da bu kelâmın Allah’ın kelâmı olduğu şeklinde yakinî bir ilim yarattı. Hz. Musa (a.s.) -Ebu’l-Hasen el-Eş’arî’nin gö­rüşüne göre kelâm-ı kadîmi ağaçtan değil bizzat Allah Tealâ’dan işitti. –Ebu Mansur el-Matûridî’ye göre ise Hz. Musa ağaçta yaratılan ve ağaçtan işitilen sesleri işitti.

Sonra da Yüce Allah Hz. Musa’yı şu iki mucize ile te’yit etti:

a) “Asanı bırak (denildi). Musa asasının yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan kaçtı.”

Yani ona elindeki asanı bırak diye nida edildi. Asasını yere attı. Asâ koşan bir yılan oldu.

Hz. Musa (a.s.) bildi ve gayet iyi anladı ki kendisiyle konuşan ve kendisine hitap eden, bir şeye “ol dediği zaman hemen olur” hale getirendir.

Hz. Musa (a.s.) asanın hareket ettiğini, süratle kıpırdadığını görünce yahut titreme ve hareketiyle cinnîlere benzeyen bu durumu görünce kaçarak geri geri geldi. Dönüp arkasına bakmadı. Zira beşer tabiatı bundan nefret eder.

Cenab-ı Hak onun korkusunu şöyle diyerek sakinleştirdi: “Ey Musa! Geriye dön, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın.”

Yani Ey Musa! Yerine ve ilk makamına dön. Yılandan veya ejderhadan korkma. Sen her çeşit kötülükten emniyet içindesin.

b) “Elini koynuna sok, kusursuz pırıl pırıl parlayan bembeyaz bir el çıksın. ” Yani elini cebine, baş tarafından gömleğinin üst tarafından koynuna sok ve sonra da elini çıkar; pırıl pırıl ışık dolu bir şekilde sanki bir ay parçası gibi kusursuz veya ayıpsız parıldasın.

Bu geçen iki mucizeden korkusunun izale olması için Cenab-ı Hak ona hitaben şöyle buyurdu: “Korkudan dolayı uzattığın ellerini kendine çek.” Yani elini göğsüne koy ki hissettiğin korku gitsin. Hz. Musa bir şeyden korktuğu zaman elini kendine çeker, yumar; bunu yaptığı zaman da meydana gelen korku giderdi.

Ona uymak için kim bunu yapar, elini kalbine koyarsa inşaallahü tealâ hissettiği bu korku yahut onu korkutan şey dağılır. Güvenilecek olan yalnız Allah’tır.

İbni Abbas diyor ki: Korkan herkes elini göğsüne koyduğu zaman kor­kusu ortadan kalkar. “Bu asâ ve elin, Firavun ve adamlarına göstermen için Rabbinden sana verilen iki mucizedir. Şüphesiz ki onlar fasıklardır.” Yani bu iki mucize -asanın yere atılıp koşan bir yılan haline çevrilmesi mucizesi ile elini koynuna sokup kusursuz bembeyaz ve nurlu bir el olarak çıkması mucizesi- Allah’ın kudretine ve senin peygamberliğinin doğruluğuna açık ve ke­sin bir delil olup Firavun ve kavminin reisleri, büyükleri ve adamlarına peygamber olarak gönderilmen hususunda seni teyit etmektedir. Zira bunlar Allah’ın taatinin dışına çıkan, Allah’ın emrine ve dinine aykırı davranan bir kavimdir. Dolayısıyla bunlar bu iki mucize ile te’yit edilmiş olarak senin kendilerine gönderilmene lâyık kimselerdir.