24

٢٤

نُمَتِّعُهُمْ قَليلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلى عَذَابٍ غَليظٍ

(24) nümettiuhüm kalilen sümme nadtarruhüm ila azabin ğaliyz
Biz onlara biraz zevk veririz sonra onları müptela kılarız ağır bir azapla

(24) We grant them their pleasure for a little while: in the end shall We drive them to a chastisement unrelenting.

1. numettiu-hum : onları metalandırırız
2. kalîlen : az
3. summe : sonra
4. nadtarru-hum : onları maruz bırakırız
5. ilâ azâbin : azaba
6. galîzin : çok şiddetli, ağır


AÇIKLAMA

“İyi amel işleyerek kendini Allah’a veren kimse şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur. İşlerin sonucu Allah’a aittir.” Yani kim Allah’ın emret­tiğine tâbi olmak ve O’nun nehyedip yasakladığı şeyleri terketmek suretiy­le amelini gayet sağlam ve güzel bir şekilde yaparak Allah’a ihlasla ibadet ve amelde bulunur, O’nun emrine ve dinine uyarsa; sağlam bir sicime sarıl­mış olur. Yani Allah’ın rızasına ulaştıracak en sağlam vesilelere bağlanmış olur. Bu ameline karşılık güzel bir mükâfatla karşılaşacaktır. Zira bütün yaratıkların akıbeti Allah’adır. Dolayısıyla Allah kendisine dayanan, iba­det ederken ihlaslı olan kimselere en güzel cezayı verecek, ayrıca kötü dav­ranan kimseyi en şiddetli azapla cezalandıracaktır.

Cenab-ı Hak daha sonra Rasulü’ne kâfirlerin küfrüne önem verme­mesini nasihat ederek şöyle buyurdu:

“İnkâr edenin inkarcılığı seni üzmesin. Onların dönüşü bizedir. O za­man, yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah kalplerde olanı gayet iyi bilir.”

Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr eden kâfirlerin küfründen dolayı kederlen­me ve telaşlanma. Onları önemseme. Onlara üzülme. Zira onların varışı dünyada da, ahirette de bizedir. Biz onları helak etmek ve azap etmek su­retiyle cezalandıracağız. Onlara ait gizli ve açık hiçbir şey gizli kalmaz. Onlara gönüllerinin sakladıkları şeyleri haber veririz.

“Men” kelimesi hem müfred hem de cemi için kullanılmaktadır. Bu se­beple “küfrühü: onların inkarcılığı” kelimesinde zamir müfred olarak, “merciuhûm: onların varacakları yer” kelimesindeki zamir cemi olarak kul­lanılmıştır.

Allah Tealâ daha sonra onların dünyada kalma müddetlerini beyan ederek şöyle buyurdu:

“Onları az bir süre geçindiririz. Sonra da onları katı bir azaba sürük­leriz. ” Yani onları dünyada ve dünya zinetleriyle az bir fayda ile ya da az bir süre faydalandırırız. Sonra da onları zorlu, ağır ve şiddetli bir azaba maruz bırakırız. Ayette geçen “galiz: katı” kelimesi maddî şeylerde kullanı­lırken burada manevî şeyler için kullanılmıştır. Anlatılmak istenen, azabın “şiddetli” oluşudur.

Advertisements