58

    RevelationCuzPageSurah
    92 586Nisa(4)

٥٨

اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه اِنَّ اللّهَ كَانَ سَميعًا بَصِيرًا

(58) innellahe ye’müruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve iza hakemtüm beynen nasi en tahkümü bil adl innellahe niimma yeizuküm bih innellahe kane semian basiyra

şüphesiz Allah size emreder emaneti ehline bırakmanızı insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ile hüküm vermenizi (emreder) şüphesiz Allah bununla size ne güzel vaiz veriyor şüphesiz Allah işiten görendir

(58) Allah doth command you to render back your trusts to those to whom they are due and when ye judge between man and man, that ye judge with justice: verily how excellent is the teaching which he giveth you for Allah is He Who heareth and seeth all things.

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. ye’muru-kum : size emrediyor
4. en tueddû : iade etmeniz, teslim etmeniz
5. el emânâti : emanetler
6. ilâ : …’e
7. ehli-hâ : onun ahli, sahibi
8. ve izâ : ve … olduğu zaman
9. hakemtum : siz hakemlik yaptınız, hüküm verdiniz
10. beyne : arasında
11. en nâsi : insanlar
12. en tahkumû : hükmetmeniz
13. bi el adli : adalet ile
14. inne : muhakkak
15. allâhe : Allah
16. niımmâ : ne güzel
17. yeızu-kum : size vaaz eder, öğür veriyor
18. bi-hî : onunla
19. inne : muhakkak
20. allâhe : Allah
21. kâne : oldu, idi, …dır
22. semîan : en iyi işiten
23. basîran : en iyi gören

إِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahيَأْمُرُكُمْ emrediyorأَنْ تُؤَدُّوا size vermeniziالْأَمَانَاتِ emanetleriإِلَى أَهْلِهَا sahiplerineوَإِذَا حَكَمْتُمْ ve hükmettiğiniz zamanبَيْنَ arasındaالنَّاسِ insanlarأَنْ تَحْكُمُوا hükmetmeniziبِالْعَدْلِ adaletleإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allah’ınنِعِمَّا ne güzeldirيَعِظُكُمْsize öğüt verdiği şeyبِهِ kendisiyleإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahكَانَ olandırسَمِيعًا Semi’بَصِيرًا ve Basir


SEBEB-İ NÜZUL

Zeyd ibn Eslem ve Şehr ibn Havşeb’den rivayete göre “Şüphesiz ki Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder.” âyet-i kerimesi devlet başkanları hakkında nazil olmuştur.

İbn Cureyc’den rivayette o şöyle demiştir: “Şüphesiz ki Allah, size, ema­netleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hü­küm vermenizi emreder.” âyet-i kerimesi Osman ibn Talha ibn Ebî Talha el-Hacebî el-Abderî ve amcasının oğlu Şeybe ibn Osman ibn Ebî Talha hakkında nazil olmuştur. Mekke’nin fethi günü Hz. Peygamber (sa) Ka’be’nin anahtarını onlardan alarak Ka’be’ye girmiş, bu âyet-i kerimeyi okuyarak çıkmış ve Osman ve Şeybe’yi çağırarak Ka’be’nin anahtarını tekrar kendilerine vermiş. Ömer ibnu’l-Hattâb der ki: “Allah’ın Rasûlü (sa) bu âyet-i kerimeyi okuyarak çıktı­ğında anam babam ona feda olsun, daha önce bu âyet-i kerimeyi okuduğunu hiç duymamıştım.” Hz. Ömer’in bu sözü bu âyet-i kerime’nin Hz. Peygamber (sa)’e, o Ka’be’nin içindeyken nazil olduğunu gösteriyor.

Müfessirler ve tarihçiler bu hadiseyi şöyle naklederler: Bu âyet-i kerime Osman ibn Talha hakkında nazil oldu. Ka’be’nin sedanet görevi (Ka’be’nin anahtarlarını taşıma vazifesi) ondaydı. Hz. Peygamber (sa), Mekke’nin fethi günü Mekke’ye girdiğinde Osman, Ka’be’yi kilitliyerek Ka’be’nin üstüne çıkmış. Allah’ın Rasûlü (sa) Ka’be’nin anahtarını aramış, “Osman ibn Talha*da” demişler.Osman’dan anahtarı istemiş, o ise vermemekte direnmiş ve: “Şayet Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu bilseydim anahtarı ona vermemezlik etmezdim.” demişse de Hz. Ali, Osman’ın kolunu bükerek elinden anahtarı almış ve Ka’be’nin kapısını açmış, Allah’ın Rasûlü (sa) de girerek Ka’be’nin içinde iki rek’at namaz kılmışlar. Efendimiz Ka’be’den çıkınca hacılara su verme görevi olan sikâye ile Ka’be anahtarını taşıma görevi olan Sedane’nin kendisinde birleşmesini arzu eden amcaı Abbâs Ka’be anahtarının kendisine verilmesini istemiş de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş. Bunun üzerine Rasûlullâh (sa), Hz. Ali’ye, anahtarı Osman’a geri vermesini ve ondan özür dilemesini emretmiş, Hz. Ali de Efendimizin emrini yerine getirip anahtarı Osman’a verince Osman: “Ey Ali, anahtarı benden zorla aldın ve bana eziyet ettin, sonra geldin rıfk ile geri veriyorsun, ne oldu ki böyle yapıyorsun?” diye sormuş, Hz. Ali: “Ey Osman, Allah senin hakkında âyet indirdi.” deyip bu âyet-i kerimeyi okuyunca Osman: “Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederim.” deyip müslüman olmuş. Cibril gelip: “Bu Beyt dünya yüzünde oldukça anahtarı ve Sedanet görevi Osman’ın oğullarında olacaktır.” demiş. Halen bugün de onların elindedir. Mücâhid’den gelen rivayette Hz. Peygamber’in anahtarı Osman’a iade ettirip: “Ey Ebu Talha oğulları bunu Allah’ın emaneti olarak alınız. Bunu sizden ancak bir zâlim alır veya almak ister.” buyurmuşlardır.

Tabiîdir ki ilk nüzulünde Osman ibn Talha bu âyetin hükmüne evveliyyette dahil ise de daha sonra her bir emanet sahibinin, din ve dünya İşinden kendisine bir şey emanet edilecek kişinin emanete lâyık olması, emanetlerin her zaman ve zeminde ehline verilmesi ile ilgili hüküm, herkesten önce devlet başkanları da dahil olmak üzere Osman ibn Talha’nın durumundaki herkese şâmil olacaktır.

Advertisements