278

٢٧٨

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَذَرُوا مَا بَقِىَ مِنَ الرِّبوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

(278) ya eyyühellezine amenüt tekullahe vezeru ma bekiye miner riba in küntüm mü’minin

Ey iman edenler! Allah’tan sakının geriye kalanı almayı bırakın faiz alacaklarınızdan eğer sizler Mü’minlerseniz

(278) O ye who believe! fear Allah, and give up what remains of your demand for usury, if ye are indeed Believers.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. ittekû : takva sahibi olun
5. allâhe : Allah’a karşı
6. ve : ve
7. zerû : bırakın, terkedin
8. : şey
9. bakiye : bakiye, arta kalan, sona kalan, geriye kalan
10. min er ribâ : ribadan, faizden
11. in : eğer, ise
12. kuntum : siz
13. mu’minîne : mü’minler


SEBEB-İ NÜZUL

Atâ ve İkrime şöyle anlatıyorlar: Bu âyet-i kerime Abbâs . ibn Abdulmuttalib ve Osman ibn Affân hakkında nâzil oldu. Onlar insanlara borç olarak hurma verirlerdi. Bir keresinde borç verdikleri birisi hurma kesim vakti bunlara gelip: “Sizin alacağınız hurmanın tamamını size versem ailemin yeme­sine yetecek hurmam kalmıyacak. Size olan hurma borcumun yarısını şimdi versem de kalan yarısını ikiye katlayarak  gelecek sene versem.” dedi. Onlar da kabul ettiler. Bir sonraki sene borcun ödenme vakti gelip de o adamdan alacak­larını istediler. Bundan haberi olan Hz. Peygamber (sa) ikisini bundan men etti de Allah Tealâ bu âyeti indirdi. Abbâs ve Osman: “İşittik ve itaat ettik.” dediler, sadece ona verdikleri borcu, yani ana malı aldılar.

Suddî’den rivayette ise Hz. Osman olmadığı gibi faize konu olan mal hur­ma olmayıp paradır. Şöyle ki: Bu âyet-i kerime Abbâs ibn Abdulmuttalib ve Muğîra oğullarından bir adam hakkında nazil oldu. Câhiliye devrinde ikisi ortak olarak Sakîf in Amr ibn Umeyr oğulları koluna mensup bazı kimselere faizle borç vermişler. İslâm geldiğinde de onlar üzerinde külliyetli miktarda anapara ve faiz alacakları varmış. Allah Tealâ, onlar üzerinde henüz almadığınız faizleri almayın diye bu âyet-i kerimeyi indirmiş.

İbn Cureyc’den rivayette de o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa), gerek Sakîflilerin diğer insanlar üzerinde, gerekse diğer insanların Sakifliler üzerinde olan faiz borçları kaldırılmak üzere Sakiflilerle antlaşma yapmıştı. Mekke’nin fethinden sonra Attâb ibn Esîd’in Mekke emirliği zamanında Sakîf ten Amr ibn Umeyr ibn Avf oğullan, Mahzûm oğullarının Muğîra oğulları kolundan faiz almakta devam ediyorlarmış. Muğîra oğulları câhiliye devrinde onlara faiz ver-mekteler iken İslâm gelince Amr ibn Umeyr oğulları yine alacaklar olan faizleri istemeye gelince Muğîra oğulları İslâm’da bu faizi vermek istememişler ve dava Hz. Peygamber (sa)’in Mekke valisi Attâb ibn Esîd’e gelmiş. Attâb da Hz. Pey­gamber (sa)’e durumu yazarak nasıl hükmedeceğini sormuş. İşte bunun üzerine “Ey iman edenler, mü’minler iseniz Allah’tan takva üzere olun ve faizden kala­nı bırakın, almayın. Böyle yapmazsanız Allah’a ve peygamberine karşı savaşa girmiş olduğunuzu bilin. Eğer tevbe ederseniz ana mallarınız (ana paranız) yine sizindir. Ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz.” âyeti nazil olmuş. Efendimiz de Attâb’a: “Razı olurlarsa ne alâ, değilse onlara savaş ilân et.” diye yazmış. İkrime’den rivayete göre Muğîra oğullarından faiz alacağı olanlar Amr ibn Umeyr oğullarından Mes’ûd ibn Amr ibn Abdi yâleyl, Rabîa ibn Amr, Hubeyb ibn Umeyr imiş. Bunlardan ibn Abdi yâ leyi, Hubeyb, Rabîa ve Hilâl müslüman olmuşlar.  Bir rivayette onlar alacakları faizden vazgeçerek: “Tevbe ederiz. Bizim ne Allah’a ne de Peygamberine savaş açacak gücümüz yok.” demişler. Bu nüzul se­bebi Zeyd ibn Eşlem, Mukatil ibn Hayyân ve Suddî’den de rivayet edilmiştir.  Başka bir rivayette Hz. Peygamber ile Sakîf arasında yapılan anlaşma farklı verilmekte. Buna göre Hz. Peygamber onlarla: “Onların başkaları üzerinde olup da alacakları faizleri onlar alacaklar ve fakat başkalarının onlardan alacağı olan faizler kaldırılacak ve Sakîfliler bu antlaşma­dan sonra kimseye faiz ödemiyecekler.” şeklinde antlaşma yapmıştı. Zayıf bir ihtimal olmakla birlikte şayet böyle tek taraflı bir indirimi ihtiva eden bir antlaşma yapılmışsa dahi herhalde Sakîflileri İslâm’a ısındırmak için yapılmış olmalıdır.

Advertisements