49

٤٩

لَوْ لَا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه لَنُبِذَ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

(49) levla en tedarekehu ni’metun min rabbihi lenubize bil’arai ve huve mezmumun
Eğer ona yetişmeseydi Rabbinin nimeti mutlaka, ortalığa atılacaktı o kınanmış bir şekilde

(49) Had not reached him, Grace from His Lord he would indeed have been cast off on the naked shore, in disgrace.

1. lev lâ : eğer olmasaydı
2. en tedâreke-hu : ona erişmesi, yetişmesi
3. ni’metun : ni’met
4. min rabbi-hî : onun Rabbinden
5. le nubize : mutlaka atılır
6. bi el arâi : çıplak, bitki yetişmemiş olan boş araziye
7. ve huve : ve o
8. mezmûmun : zemmedilmiş olan, kınanmış olan

لَوْلَا أَنْ تَدَارَكَهُ eğer ona ulaşmasaydıنِعْمَةٌ bir nimetمِنْ رَبِّهِ Rabbindenلَنُبِذَ mutlaka atılmış olacaktıبِالْعَرَاءِ çıplak bir yereوَهُوَ مَذْمُومٌ yerilmiş bir halde


SEBEB-İ NÜZUL

Rivayete göre Hz. Peygamber (sa), İslâm’ı arzetmek üzere Sakîflilere gittiğinde kendisine eziyet vermeleri üzerine onlara beddua etmek istemiş ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerimeler nazil olmuştur.

Uhud gazvesinde Hz. Peygamber (sa)’in çevresinden açılıp onu düşmanla­rıyla karşı karşıya bırakanlara beddua etmek istediği ve âyet-i kerimelerin bu­nun üzerine nazil olduğu rivayeti de vardır ve buna göre âyet-i kerimeler mede­nîdir

Advertisements