96

٩٦

يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللّهَ لَايَرْضى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقينَ

(96) yahlifune leküm li terdav anhüm fe in terdav anhüm fe innellahe la yerda anil kavmil fasikiyn

size yemin ederler kendilerinden razı olasınız diye fakat siz onlardan razı olsanız kesinlikle Allah fasık kavminden razı olmaz

(96) They will swear unto you, that ye may be pleased with them. But if ye are pleased with them, Allah is not pleased with those who disobey.

1. yahlifûne : yemin ederler
2. lekum : size
3. li terdav : sizin razı olmanız için
4. an-hum : onlardan
5. fe in : o zaman eğer
6. terdav : razı olursunuz
7. an-hum : onlardan
8. fe inne allâhe : muhakkak Allah
9. lâ yerdâ : razı olmaz
10. an el kavmi el fâsikîne : fasık bir kavimden



SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayete göre Cedd ibn Kays, Muattib ibn Kuşeyr ve müna­fık olan arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Sayıları seksen küsur olup Hz. Peygamber (sa), Tebuk Gazvesi dönüşü, ashabına, onlarla oturup kalkmamala­rını, onlarla konuşmamalarını emretmiş, ashabı da bu emre uymuşlardı.

Mukatil’den rivayete göre ise yine Tebuk Gazvesi dönüşü Hz. Peygamber (sa)’e gelerek, bir daha asla O’nunla hiçbir gazveden geri kalmıyacağına yemin ederek kendisinden hoşnut olmasını isteyen Abdullah ibn Übeyy hakkında nazil olmuştur


AÇIKLAMA

Bu ayetler Tebuk dönüşünde müminlere münafıkların durumunu haber verme amacını taşıyan bir ara cümlesi niteliğindedir.

Ey müminler! Onlar, hatalı davranışları ve özürsüz olarak savaştan geri kalmaları sebebiyle Tebuk Gazvesi’nden dönüp geldiğiniz zaman size bir takım özürler beyan edecekler.

Ey Peygamber! Onlara de ki: Yalan mazeretlerle özür beyan etmeyin. Çün­kü biz kesinlikle sizi tasdik etmeyeceğiz.

Sizi tasdik etmememizin sebebi ise Allah Tealâ’nın Peygamberine gönder­diği vahiy ile sizin bazı haberlerinizi ve davranışlarınızı bize bildirmiş olması­dır. Bu da gönüllerinizdeki şerre, fesatlık ve gerçeklere karşı çıkmaktır. Allah da Rasulü de bundan sonraki amellerinizi görecektir. Siz gelecekte münafıklık üzerinde ısrar mı edeceksiniz, yoksa tevbe mi edeceksiniz? Allah bunu gayet iyi bilir. Şayet tevbe ederseniz şüphesiz Allah tevbelerinizi kabul edecek, günahla­rınızı affedecektir. Eğer içinde bulunduğunuz nifak üzerinde kalırsanız, Rasulullah size lâyık olduğunuz şekilde davranacaktır.

Bu ifadelerde onları tevbeye teşvik etme, tevbe etmeleri ve durumlarını ıs­lah etmeleri için mühlet verme amacı vardr.

Sonra dönüşünüz, görünen ve görünmeyen âlemi bilen Allah’adır. O sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da gayet iyi bilir. Size amellerinizin hayırlısını da şerlisini de bildirir, bu amellerinizin karşılığını verir. Ancak şunu iyi bilmelisiniz ki sizin azabınız kâfirlerden daha şiddetli olacaktır. Nitekim Cenab-ı Hak “Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. (Nisa, 4/145) buyurmaktadır.

“Size haber veriyor ki…” ifadesi açıkça azarlama ve amellerinin cezasını beyan etme anlamını taşımaktadır.

Bu ayetler ayrıca yalan mazeretlerden kaçınma ve sonunda özür beyan et­meye sebep olacak günahlardan uzaklaşmanın zorunluluğunu da ifade etmek­tedir. Nitekim Efendimiz (s.a.) Ziyaeddin el-Mekdisî’nin Enes (r.a.)’ten rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde, “Sonunda özür dileyeceğin işi başında yapmaktan sa­kın!” buyurmaktadır.

Cenab-ı Hak bundan sonra münafıkların bu mazeretlerini yalan yere ye­minle ispata yelteneceklerini haber vermektedir. “Onlar Allah’a yemin edecek­lerdir ki.” Yani onlar kendilerini serbest bırakmanız için size Allah adını kulla­narak mazur olduklarına dair yemin edeceklerdir. Bu durumda onları azarla­mayın, kadınlar ve diğer özürlülerle beraber olup savaştan geri kalmaları sebe­biyle onları tenkit etmeyin.

Sadece “onlardan yüz çevirin,” onları hiçe sayarcasına azarlamaya bile ge­rek duymayın. “Çünkü onlar murdardır,” yani manen pistirler, gönülleri ve inançları kokuşmuşturlar. Temiz olmayı kabul etmezler. Onlardan yüz çevirmenin ve onları azarlamamanın sebebi de budur.

Dünyadaki işledikleri günah ve hatalarına karşılık olarak ahirette varıp kalacakları yer de cehennemdir. Bu ifade onların bu davranışlarının sebebini beyan etmede son cümledir. Sanki şöyle buyurmaktadır: Onlar cehennemlik pisliklerdir. Onlara dünya ve ahirette ihtar ve kınamalar fayda vermez.

Yüce Allah bundan sonra bize “Onların ettikleri yalancı yeminler kendile­riyle olan muamelelerde onlara Ehl-i İslâm gibi davranmaya devam etmeniz için sadece sizin rızanızı almak içindir” diye bildirdi.

Onlar fasıklıkları -yani Allah’a ve Rasulüne itaatten uzak kalmaları- sebe­biyle Allah’ın gazabına lâyık ve azabına müstahak oldukları takdirde siz onlar­dan razı olsanız da bu rızanızın onlara bir faydası olmaz. O halde onların bü­tün gayretleri sizi değil Allah ve Rasulünü razı etmek olmalıdır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ‘Yaptıkları günahları insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Halbuki Allah… onlarla beraberdir.” (Nisa, 4/108).

Yine Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ” (Ey müminler!) Onların yürekle­rine oturan korkunuz Allah ‘tan korkularından daha şiddetlidir. Bu da onların hakkı anlamayan bir kavim olmalarındandır.” (Haşr, 59/13).

Bu ayetler aynı zamanda müminleri onlardan razı olmamaya, onların ya­lancı yeminlerine kanmamaya teşvik etmektedir. Şahit olarak Allah yeter! Mü­minlere istikamet ve doğru yolu, ihtiyatlı ve isabetli yolu öğretici olarak, her şeyi en iyi şekilde bilen Allah yeter!

Bu manaların önemine binaen burada bir defa daha tekrarlanmaktadır. Böylece bu ifadeler isterse daha önce geçen şehirlilerden, isterse burada anla­tılmak istenen bedevilerden olsun bütün münafıkların kullandıkları metodu tam manasıyla içine almış olmaktadır.