3

٣

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

(3) inna hedeynahussebiyle imma şakirav ve imma kefura
Gerçekten biz ona hidayet yolunu gösterdik ister şükür eden olsun ister nankörlük eden olsun

(3) We showed him the Way: whether he be grateful or ungrateful (rests on his will).

1. innâ : muhakkak ki biz
2. hedeynâ-hu : onu hidayet ettik, ulaştırdık
3. es sebîle : sebîl, yol
4. immâ : ama, fakat, ya – ya da, veya
5. şâkiren : şükreden
6. ve immâ : ve ama, fakat, ya – ya da, veya
7. kefûren : küfreden, inkâr eden

إِنَّا gerçekten bizهَدَيْنَاهُona gösterdikالسَّبِيلَyoluإِمَّا yaشَاكِرًا şükredici olurوَإِمَّا ya daكَفُورًا nankör


AÇIKLAMA

“İnsan üzerinden öyle uzun süre geçti ki, o anılmaya değer bir şey değildi.” İnsan (türü) üzerinden bir dönem geçti. O sırada o var olmayan, unutulmuş bir şeydi. Adem de, onun çocukları da bilinen bir şey de değil­lerdi, yaratılmamışlardı da. Ondan önceki yaratılmışlar olan melekler de, cinler de hiçbir yaratık tarafından anılmıyordu. Bu, insanın işin başında yaratılmamış ve var olmayan bir şey olduğunu bildirmektir.

Ayet sonraki ayete bir hazırlık, bir mukaddime, bundan önceki surenin sonu için de bir tekid gibidir. Bu, kimsenin inkâr etmediği bir ger­çektir. İnsan yeryüzünde, yeryüzünün yaratılmasından ancak pek uzun asırlar sonra var edilmiştir, diyen jeoloji bilginlerinin de vurguladıkları bir husustur.

Ferrâ ve Sa’leb dedi ki: O bilinmeyen, tanınmayan, adı nedir, ondan maksat nedir meçhul olan, suret verilmiş bir ceset, toprak ve çamur idi. Sonra ona ruh üfürüldü ve böylelikle anılmaya değer bir varlık oldu. Bura­da “insan” dan kasıt, Ademoğulları türüdür. Çünkü daha sonra Yüce Allah: “Gerçekten biz insanı… yarattık.” diye buyurmaktadır.

Daha sonra Yüce Allah Adem (a.s)’in yaratılışından sonra insan türünün çoğalmaya başlamasını haber vererek şöyle buyurmaktadır:

“Gerçekten biz insanı karışık bir nutfeden yarattık, onu sınar dururuz, bu nedenle onu işiten ve gören yaptık.” Ademoğlunu meniden, yahut az miktardaki sudan, erkek ve kadının suyunun karışımından yaratan, yahut var eden yaratıcı ilâh biziz. Biz onu yaratmakla hayır ile şerle ve şer’î yükümlülüklerle sınamak istedik. Bu sınama da mükellefiyet yaşına varıp, teşriî hitaba ehil oluşundan sonra söz konusudur. Biz ona anlama, kav­rama, idrak etme güçlerini de verdik. Bunlar ise işitmek ve görmektir. Böylelikle ilâhi teklifin mesajı yüklenebilsin, sınavı başarıyla bitirebilsin, ayet­leri dinleyip, kainattaki deliller üzerinde düşünsün, bir ve tek yaratıcının varlığına delâlet eden belgeler üzerinde tefekkür edip düşünsün.

İşitmek, görmek, idrak ve diğer duyu organlarıyla bu insan itaat ve masiyette bulunur. Yüce Allah insanı bu yapıda yaratıp, ona işitme ve gör­me gibi ayırdetme ve kavrama aracı olan bu iki vasfı verdiği için lütfunu hatırlatmakta, idrak olunan şeylerin en büyüğünü idrak edebilme im­kânını veren duyuların en şereflisi olarak bunlara dikkat çektikten sonra, insana doğru yolu gösterdiğini, kurtuluş yolunu izlemenin sonucu ile helake götüren yolun akıbetini ona bildirmiş, hidayete götüren yol ile sapıklığa götüren yolu ona açık seçik göstermiştir. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Gerçekten biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör ol­sun.” Biz ona hidayetin, sapıklığın, hayrın ve şerrin yollarını açık açık gös­terdik ve ona bunları tanımladık. İşlerin akıbetlerini ona gösterdik. Sağlık­lı tabiatı ve olgun aklı ile ulaşabileceği eşyanın faydalarını ve zararlarını ona tanımladık, tanımasını sağladık. Sonunda insan türü iki kısma ayrılır oldu. Yüce Allah’ın nimetlerine şükredip, O’na iman eden, O’nun hidayetiyle doğru yolu bulanlar ile itaattan yüz çeviren, ilâhi hidayetten alıkoyan, nimetleri inkâr eden bir kâfir.

Bu ayetin bir benzeri de: “Ve biz ona iki de yol gösterdik.” (Beled, 90/10) buyruğudur. Yani biz ona hayır yolunu da, şer yolunu da açık açık gösterdik. O bu durumda ya bedbaht birisidir ya da bahtiyar. Cumhurun benimsediği görüş budur. Biz onu iman etmeye ya da kâfir olmaya hiçbir şekilde mecbur etmedik ya da zorlamadık. Ortada olan sadece insanın ken­disi adına dilediğini seçmesinden ibarettir: “Semud kavmine gelince; biz onlara hidayet verdik ama onlar körlüğü hidayetten daha sevimli bul­dular.” (Fussilet, 41/17)

Müslim’in rivayetine göre Ebu Malik el-Eş’ari dedi ki: Rasulullah (s.a) buyurdu ki: “Her insan sabahleyin yola koyulur ve nefsini satar, kimisi onu helak eder, kimisi de onu kurtarır.”