52

٥٢

يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجيبُونَ بِحَمْدِه وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَليلًا

(52) yevme yed’uküm fe testecibune bi hamdihi ve tezunnune il lebistüm illa kalila
sizi o gün davet edecek siz hemen icabet edeceksiniz O’na Hamd ile kaldığınızı zannedeceksiniz sadece çok az (bir süre)

(52) It will be on a day when he will call you, and ye will answer (his call) with (words of) his praise, and ye will think that ye tarried but a little while

1. yevme : o gün
2. yed’û-kum : sizi çağırır, çağıracak
3. fe testecîbûne : o zaman, hemen icabet edeceksiniz
4. bi hamdi-hi : ona hamd ile, onun hamdi ile
5. ve tezunnûne : ve zannedeceksiniz
6. in : eğer, ise, öyle
7. lebistum : kaldınız, orada bulundunuz
8. illâ : ancak, sadece
9. kalîlen : az, pek az


AÇIKLAMA
Öldükten sonra dirilişi, tekrar yaratılmayı inkâr eden müşrikler Kur’ân-ı Kerim’i dinleyip öldükten sonra dirilişi işittiklerinde, bunu inkâr üslûbu ile şöyle sordular: Bizler kabirlerimizde çürümüş kemikler ve kemiklerimizin kırılıp dökülmesi dolayısıyla toprağı andıracak hale geldikleri için toz-toprak olduktan, artık böyle çürüyüp söz edilmeye değmeyecek bir varlık haline geldikten sonra, kıyamet gününde ölümden önceki halimizde olduğu gibi, yeniden sağlıklı bir şekilde tekrar mı diriltileceğiz? Nitekim onların bu durum larını Kur’ân-ı Kerim bir başka yerde şöylece haber vermektedir: “Derler ki: Biz tekrar hayata mı döndürüleceğiz? Çürümüş kemikler olduktan sonra mı? Öyleyse bu oldukça zararlı bir dönüştür, dediler.” (Nâziât, 79/10-12). Bir başka yerde de şöyle buyurulmaktadır: “Kendi yaratılışını unutarak bize bir misal verdi ve dedi ki: Bu çürümüş kemikleri kim diriltecek? De ki: Onları ilk defa yaratan onları tekrar diriltecektir. O her bir yaratılışı en iyi bilendir.” (Yâsîn, 36/78-79).

Şanı yüce Allah peygamberine şu buyruklarıyla cevap vermesini emretti:

“De ki: İster taş veya demir olun…” Yani ya Muhammed onlara de ki: Ölmüş bir kimseyi tekrar hayata döndürmek kolay ve basit bir iştir. Bu Allah’a göre ilk yaratmaktan daha da kolaydır. Yani bizim kendi düşüncemize, eşyaya dair hükümlerimize göre daha kolaydır. Yoksa Yüce Allah için her bir şeyi yaratmak her halükârda pek kolaydır. Çünkü değişik terkiplerden meydana gelmiş olan maddenin unsurları var olup da onun özellikleri bilinecek olursa, ona benzer şeyleri meydana getirmek kolaylaşır. Ey müşrikler, faraza sizin canlılıktan çok uzak bir şey olduğunuz mesela taş veya demir gibi en katı şeylerden olduğunuz kabul edilse dahi -çünkü bunlar canlılığa, kemiğe ve toz toprağa göre daha bir uzaklıktır- veya sizin düşünce ve aklınıza göre büyük herhangi bir yaratık -gök, arz ve dağ- gibi hayatı kabil olduğunu sanmadığınız herhangi bir varlık- olsanız dahi Yüce Allah bunu tekrar diriltmeye ve yeniden ona hayat vermeye kadirdir. Çünkü cansız varlıklar karşı karşıya kalacakları hayat veya akıl sahibi olmak gibi hususlar bakımından biribirlerine eşittirler. Zira eğer böyle bir kabiliyet ve böyle bir ihtimal ortada yok ve gerçekleşmesi söz konusu değil ise, ilk anda da bunların aklı ve hayatı kabul etmemeleri gerekirdi. Allah ise mümkün olan her şeye kadir olandır. Bütün cüz’iyyâtı da bilendir. O bakımdan bu maddî cüzlere tekrar hayatı iade etmesi elbette mümkündür. Bunlar ister kemik, toz toprak olsunlar, isterse de size göre canlı olması en uzak herhangi bir şey, taş veya demir olsunlar.

Bu anlatım, mübalağa kabilinden ve eşyayı Yüce Allah’ın tekrar diriltme ve yeniden var etme kudretine delâlet hususunda tasavvuru mümkün olan en ileri derecede eşya ile bağlantısını kurmak türünden bir örneklerdirmedir.

Müşrikler tekrar hayata döndürülmeyi uzak bir ihtimal gördüler. Nitekim Yüce Allah bunu şöylece ifade etmektedir: “Bizi tekrar kim diriltir? diyeceklerdir.” Yani ya Muhammed, sana biz eğer taş, demir veya sert herhangi bir yaratık olursak bizi tekrar kim hayata döndürür? diyeceklerdir. Onlara de ki: Sizi tekrar hayata döndürecek olan söz edilmeye değmez bir varlık iken, daha sonra dünyanın değişik yerlerine yayılan pek çok insan haline getirerek sizi yaratandır. O şanı Yüce Allah sizi tekrar hayata döndürmeye kadirdir. Her ne halde olursanız olunuz: “Yaratmayı ilk başlatan da O’dur, sonra onu tekrar iade edecek olan da. Ve bu O’na göre daha kolaydır.” (Rûm, 30/27).

Böyle bir şeyi işittiklerinde Yüce Allah ifade ettiği gibi, “Sana başlarını sallayacaklar.” Yani öldükten sonra dirilişin inkârı ruhlarında köklü bir yer ettiği için alay yollu ve yalanlamak kasdıyla başlarını sallayacaklar. “Ve, “Ne zaman o?” diyecekler. Yani bu öldükten sonra diriltme ve tekrar hayata döndürme ne zaman olacak diyecekler. Bundan kasıtları ise böyle bir şeyin meydana gelmesini uzak gördüklerini ifade etmektir. Bir diğer ayet-i kerimede ifade edeldiği gibi: “Ve onlar: Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz bu vaad ettiğiniz ne zamanderler?” (Mülk, 67/25).

“De ki: Yakın olması umulur.” Yani şüphesiz ki bu, size yakındır ve kaçınılmaz olarak gelip çatacaktır. Çünkü gelecek olan her şey yakındır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Onlar onu uzak görürler, biz ise onu yakın görüyoruz.” (Meâric, 70/6-7). Hz. Peygamber Ahmed, Buharî, Müslim ve Tirmizî’nin Hz. Enes’ten yaptıkları rivayete göre; “Ben ve kıyamet saati şu ikisi gibi gönderildim.” diye buyurmuş ve işaret parmağı ile orta parmağını işaret etmiştir. Buna göre Yüce Allah’ın “Yakın olması umulur.” buyruğunun anlamı; “o pek yakındır.” şeklindedir. Çünkü “umulur” ifadesi, Yüce Allah tarafından gerçekleştirilecek fiiller için gereklilik ifade eder. Buna benzer bir diğer ifade de “Belki de kıyamet yakındır.” (Şura, 42/17) buyruğudur.

“O sizi çağırdığı gün hamdederek davetine uyarsınız.” Yani bu öldükten sonra diriliş şanı yüce ve mübarek Rabbin sizi çağıracağı gün olacaktır. Ve o gün sizler itaat ederek ve emrine boyun eğerek kabirlerinizden çıkıp onun çağrısına icabet edeceksiniz. Bu sizin öldükten sonra dirilişe itaatiniz hususundaki en ileri bir haldir. Yüce Allah’ın “Hamdederek” buyruğu, onun emriyle kalkacaksınız, demektir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Sonra yerden sizi bir defa çağırdı mı siz de aniden çıkıvereceksiniz.” (Rûm, 30/25). Yani o sizlere yerden çıkma emrini vereceği vakit Onun emrine asla muhalefet etmeyeceksiniz.

Hz. Enes, Rasulullah (s.a.)’tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Lâ ilahe illallah ehli için kabirlerinde yalnızlık yoktur. Ben adeta onların kabirlerinden kalkıp da başlarından toprağı silkelerken lâ ilahe illallah dediklerini görür gibiyim.” Taberânî’nin İbni Ömer’den rivayetinde de şöyle denilmektedir: Onları “Bizden kederi gideren Allah’a hamdolsun.” (Fâtır, 35/34) derken görür gibiyim, şeklindedir; ancak bu zayıf bir rivayettir.

“Ve çok az kalmış olduğunuzu zannedersiniz.” Yani sizler kabirlerinizden kalktığınız vakit öldükten sonra diriliş esnasında dünyada çok kısa bir süre kaldığınızı zannedeceksiniz. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: “Onlar onu görecekleri gün sanki bir günün akşamından veya kuşluğundan başka bir süre durmamış gibi olacaklardır.” (Nâziât, 79/46); “Biz onların ne söyleştiklerini en iyi bilenleriz. Onlar daha iyi yolda olanlara derler ki: Siz ancak bir gün eğlendiniz.” (Tâ-Hâ, 20/104); “Kıyametin kopacağı günde suçlular bir saatten daha fazla eğlenmediklerine yemin edeceklerdir.” (Rûm, 30/55).