22

٢٢

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لى فَلَا تَلُومُونى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ اِنّى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(22) ve kaleş şeytanü lemma kudiyel emru innellahe veadeküm va’del hakki ve veadtüküm fe ahleftüküm ve ma kane liye aleyküm min sültanin illa en deavtüküm festecebtüm li fe la telumuni ve lumu enfüseküm ma ene bi musrihiküm ve ma entüm bi musrihiyy inni kefertü bima eşraktümuni min kabl innez zalimine lehüm azabün elim

şeytan der ki emir (yerine getirilip) hüküm verilince şüphesiz Allah size hakkı vaat etti ben de size vaat ettim ancak size (vaat etiğimin) tersi oldu benim yoktu sizin üzerinizde bir hakimiyetim ancak sizi davet ettim (siz de) hemen bana icabet ettiniz artık beni kınamayın kendi nefislerinizi kınayın ben sizin yardım çağrınıza gelemem siz de benim imdadıma gelemezsiniz gerçekten ben tanımadım daha önce ortak koştuğunuz şeyleri muhakkak ki zalimlere elim azap (vardır)

(22) And Satan will say when the matter is decided: it was Allah who gave you a promise of truth: I too promised, but I failed in my promise to you. I had no authority over you except to call you, but ye listened to me: then reproach not me, but reproach your own souls. I cannot listen to your cries, nor can ye listen to mine. I reject your former act in associating me with Allah. For wrongdoers there must be a grievous penalty.

1. ve kâle eş şeytânu : ve şeytan dedi
2. lemmâ : olduğu zaman
3. kudıye el emru : emir yerine getirildi, tamamlandı
4. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah
5. veade-kum : size vaadetti
6. va’de el hakkı : hakkın vaadi
7. ve veadtu-kum : ve size vaadettim
8. fe ahleftu-kum : size verdiğim sözden hilâf ettim (vaadimden döndüm)
9. ve mâ kâne : ve olmadı, yoktu
10. liye : benim
11. aleykum : sizin üzerinizde
12. min sultânin : yaptırım gücü, bir sultan, bir kuvvet, bir güç
13. illâ en : ancak, sadece
14. deavtu-kum : sizi davet ettim
15. fe istecebtum : böylece siz icabet ettiniz
16. : bana
17. fe lâ telûmû-nî : artık beni kınamayın, levmetmeyin
18. ve lûmû : ve kınayın, levmedin
19. enfuse-kum : sizin nesflerinizi (kendinizi)
20. : değil
21. ene : ben
22. bi musrihi-kum : sizin yardımcınız (size yardım eden)
23. ve mâ entum : ve siz değilsiniz
24. bi musrıhıyye : benim yardımcım (bana yardım eden)
25. innî : muhakkak ben
26. kefertu : inkâr ettim
27. bi mâ : şeyi
28. eşrektumû-ni : beni ortak koşmanız
29. min kablu : önceden, daha önce
30. inne ez zâlimîne : muhakkak zalimler
31. lehum : onlara vardır, onlar için vardır
32. azâbun elîmun : acı azap


AÇIKLAMA
Hüküm verme işi bitince, şeytan: “Doğrusu Allah size sözün doğrusunu söylemişti. Ben de size söz verdim ama, sözümü yerine getiremedim. Esa sen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu. Sadece çağırdım, siz de geldiniz. O hal de beni değil, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kur taramazsınız. Beni daha önce Allah’a ortak koşmanızı kabul etmiyorum” der. Doğrusu kâfirlere, can yakan bir azap vardır.

Advertisements